kendi içerisinde rahatlıkla iki alt başlığa ayrılabilecek bir kategorizasyondur.
şöyle ki; buz gibi geçen kış aylarında evinde sucuğunu pişirip gayet kendi içine kapalı bir hayat geçiren muhafazakar
afyonlu aile babası ile bizzat
teke yöresinin bağrında keçi otlatan ve yer yer keçileriyle bile konuşan hafif çatlak bir
ulalıyı aynı potada eritmek mümkün değildir.
denizli il sınırları içerisinde aralarında sadece 50 km. mesefa olan iki kasaba insanının birbirlerinin konuşma biçimlerini anlayamayıp birbirlerininin şiveleriyle dalga geçtiği bir yörede, bir
iç egeli ile teke yörelinin aynı lisanı konuşup anlaşamayacağı da aşikardır.
genel itibariyle; denize yakın bölge insanı, rahatına düşkün, belki biraz da miskin bir yapıya sahip iken içlere doğru gidildikçe hava şartlarından ötürü üşememek adına dinamik, çalışkan bir topluluk daha vardır. ilk gruba ait olanlar yakan, bezdiren güneşin etkisiyle oluşan bezginliklerini konuşmalarını yansıtmış ve o meşhur ege şivesi
**ni yaratmışlardır. soğuk bölge insanı ise üşümekten ve sucuk imalatından pek konuşmaya fırsat bulamamış, geneli itibariyle kendilerini dine vermişler,
mutaasıplaşmışlardır. tasavvufta alçakgönüllülük manasına da gelen
miskinlik, ilk gruba dahil egelileri gayet insancıl ve sosyal yaparken, çalışma hayatlarının çok yoğun geçmesinden ötürü ikinci grup egeliler maddiyata önem veren ve insan ilişkilerine önem vermeyen bir habitata sahip olmuşlardır.
örnekleri çoğalmak mümkündür ama sonuç değişmeyecektir. ege bölgesinin homojen bir yapısı yoktur. iklimsel, coğrafi, tarihsel, turistlik vb. bulgular ışığında birbiriyle taban tabana zıt iki bölge vardır.
açıkcası,
egeli olmak ege bölgesinin
ege bölümüne dahil olmak demektir, kütahya'yı, afyon'u iç anadolu'dan sayıp balıkesir'i marmara bölgesi'nin ili olarak görmektir.
demingkden beri okuyupduurn bizimolaan, yaanış mı diyipduruum?!