belki ilginizi çeker
  1. · mavra zamanı
  2. · metin üstündağ
  3. · ege
  4. · bira
gündem
  1. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  2. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  3. · babaların garip huyları
  4. · ezel
  5. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  6. · the twilight saga new moon
  7. · hayatında hiç star wars izlememiş insan modeli
  8. · boylumlama
  9. · genç parti

ege biracılık ve malt sanayi  

  1. "mavra zamanı" kitabından çok güzel ve hatta en sevdiğim met-üst yazısı...

    ege biracılık ve malt sanayi

    "dünyanın bütün
    teflon tavalarına
    ve kızlarına"

    biriktirdiğim son parayı da kuruşu kuruşuna kiraya yatırdım. en azından sekiz ay ev sahipsiz çiçekler gibim rahattım. yemem, içmem gereksizdi. hem hayli de bollucaydım eşyasız, insansız cıscıbıldak evimde bir yatak, bir yorgan, bir de topum vardı. sıkıldı mı açıp çük'ümle oynuyordum.

    bunca adilik üst üste gelemezdi. kesin deneniyordum... mutlak sınanıyordum. öyle saçma sapan acılar yaşıyor ve öyle kurgusu bazuka hüzünler tadıyordum ki, bu dönemi atlattıktan sonra kesin ya hazreti isa olacaktım ya da çarmıhı...

    üç haftadır dışarı çıkmıyordum... habire bira içiyor, habire bira işiyor, habire biraz üşüyordum. bir gün zart diye derya geldi. l salona dizdiğim bira şişelerini toparlayıp, poşetleyip bakkalda ticaretlendirdik. (tam 58 şişeydi... hüzünlü günün karı...)

    sonra cennet bahçesine gittik. bira ve çay içtik. cennet bahçesinin tuvalete bakan cüce çoçuğu: “zkiim böyle cenneti... zıçıp bırakıyorlar.” diyordu. işte bu dedim. şu sıra yaşadıklarımın konu başlığı bu: “zkimm böyle cenneti... zıçıp bırakıyorlar.”

    sonra bir üç hafta daha dışarı çıkmadım. kapıcı içeride canlı var mı gibisinden gelip gelip kapımda teftiş osurukları savuruyordu. kapının altından apartman masraf makbuzları iteliyor fakat ben ödemiyordum. camdan ses ediyordum, bakkal bira getiriyordu.

    sonra bir gün kapı çalındı. baktım osuruk, mosuruk kokusu yok. yumuşak ve parfüm. açtım baktım, bir kız. herhangi bir kız kadar güzel bir kız. elinde avucunda tencere, tava numunelik. öylesine duralıyor. bir süre öyle bakıştık. “ben pazarlamacıyım” dedi. kafam iyiydi. “ne güzel” dedim. “ben daha ne bok olduğumu bilmiyorum.” şaşırdı. “insanın kendisini bilmesi ve adlandırması enteresan bir şey olsa gerek” diye devam ettim. yüzüme baktı, o perişan hallerime... gözleri herhangi bir kızın gözleri kadar güzeldi. “bu ilk günüm” dedi. “ben daha tecrübeliyim” dedim. “geçen sene yirmi altıncı üç yüz altmış beşinci günümü bitirdim...” herhangi bir kızın çok şaşırması kadar çok şaşırdı... “tam ümit yok bu hıyardan, en iyisi ben zikter olup gideyim” diye düşünürken içinden, herhalde... içimden hakim olamadığım jülyetini kaybetmiş romeolu cümleler döküldü. boru mu... kaç zamandır, bırak karşı cins... bir insanla bile konuşmamıştım.

    “bana tencerelerden, tavalardan, teflonun faydalarından bahseder misin lütfen... nolur... çok ihtiyacım var...” dedim.

    herhangi bir kızın sinirlerinin aniden bozulması kadar sinirleri aniden bozuldu. tencere ve tavaları bana uzatıp öylesine güldü ki kendimi çok iyi hissettim... parasız, pulsuz dilekçe. sonra içeri geçtik. kalan biralarımdan ikram ettim. eşyasız, telefonsuz evimde yerlere tüneyip lafızlamaya başladık. ona kötü geçen çocukluğumdan, mercidabık savaşından, almanların polonya’ya saldırısından bahsettim. herhangi bir kızın beni sevindirik olarak dinlemesi kadar sevindirik dinledi. yüzündeki o ağzı bir ay biçimde hep yukarı kıvrıldı. bir ara: “şu mına kodumun yuvarlak dünyasında yirmi altı yıldır var olduğumu ve hala kendime gelemediğimi” söyledim. herhangi bir kızın annelik güdüleri kadar annemlik yanlarımı güdüledi.

    (hayır... hemen yatmadık) bir hafta boyunca besledi beni. yumurta ve domates aldı, teflon tavasında yakışıklı menemenler yaptı. menemenleri herhangi bir kızın menemenleri kadar çok güzeldi. (hayır... sonra da yatmadık... hayır... hiç yatmadık...) yatmayışı herhangi bir kızın yatmayışı kadar güzeldi... yani sonraya kadar...

    sonra bir gün bir adam vurdu kapımı. o geldi hissiyatıyla açtım tabi ki. adam dedi: “elektriğinizi kesecem” dedi. “elektrik kesme krizine mi girdiniz” dedim. belki onun da sinirlerini bozarsam bir hafta da o besler diye mi düşündüm acaba. adam: “vazifemiz bu... parasını ödememişsiniz... elektriğinizi kesecem.” dedi. ben: “tomas edison, elektriğimi kesesiniz diye mi elektriği icad etti.” dedim. yemedi. “kes bakalım tomas’ı bende artık ölürüm...” dedim. kesti ve gitti. herhangi bir cellatın kesişi kadar güzel kesti elektriğimi. mına koyamadığım, hep içimde sakladığım tahsildarı.

    dedim: “herhalde ölüyorum... vaktim buraya kadar vadem yetti...” (hani dostlarınız vardır, tüm mutluluklarını sizin kendinizi kötü hissetmeniz varsayımı üzerlerine kurmuşlardır ya. işte öyle dostluklarım bile yoktu şu anda. fişimi kesmişlerdi... dünyada ve karanlıkta ölmeyi bekliyordum. fakat ölmek gelmiyordu. kapıcı koymuyordu belki de yukarı, yabancı, ecnebi diye.)

    bir gündüz teflon hanım yine çaldı kapımı. herhangi bir teflon hanım kadar çok ilaç gibi gelmişti bana. “içeri gir, yere otur. bana ses, bana seda... ışığımı kestiler... beni kör kuyularda merdivensiz bıraktılar...” dedim. “beni de kovdular... şimdi bende parasız ve senin gibiyim...” dedi. herhangi bir adam gibi herhangi bir çok sarıldım. herhangi bir çok kalan paralarımız kadar herhangi bir çok biralar aldık.

    (evet... sabah uyandığımda onun olmuştum...) o ise herhangi bir kız kadar çok benim olmuştu. herhangi bir adamın onun olması kadar çok onun olmuştum. sonra, sonra hiç gelmedi. bende hiç dışarı çıkmadım. geceyi gündüzü ışık hesabıyla anlıyordum... ömrüm örümceklendi.

    birgün ince, zayıf bir kadın geldi. birlikte bir çocuk yaptığımızı ve o çocuğun çok güzel olduğunu, şimdiye kadar annemlerde kaldığını ve boş boş ona değil de aşağıya doğru bakarsam onu görebileceğimi söyledi... baktım... fırlama, fırlama gülüyordu... ohhhluuumm.

    kendimi kendimden kısıp, geri kalan kısmımı o çocuğa ekledim.
    (van den budenmayer, 27.08.2006 02:30 ~ 22.03.2007 19:03)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil