• görseller

    • efrasiyab ın hikayeleri
    • efrasiyab ın hikayeleri
  1. istanbul devlet tiyatrolarında gösterilmiş olan bülent emin yarar'ın da rol aldığı ihsan oktay anar'ın aynı adlı hikaye kitabından uyarlanmış tiyatro oyunu. ölüm zamanı gelen ihtiyar bir adama(bülent emin yarar), torunlarıyla vedalaşması için zaman tanıyan ölümün tek şartı birbirlerine hikaye anlatmalarıdır. zira ölüm kişisinin canı sıkılmıştır. hikayelerin canlandırılması sırasında oyuncular mask kullanmaktadırlar. yer yer kuklaların da kullanıldığı oun hayli ilginç, görülmeye değer bir oyundu. maalesef 2001 - 2002 sezonundan sonra gösterilmemiştir.
  2. ihsan oktay anar'ın güzelliği sözle ifade edilemeyecek olan kitabı. içinde 8 hikaye barındırır ve hepsi birbirindenden güzel olan bu hikayeler ölüm ile cezzar dede arasında geçer. özellikle sonunda "gökten gelen çocuk" diye bir süpermen hikayesi var ki gerçekten vapurda kendi kendine gülümseyen salak adam formatına sokmuştur beni. ayrıca yazarımız da puslu kıtalar atlası ve kitab-ül hiyel'deki gibi uzun ihsan olarak tekrar kitabın içine girmiş. sonuç olarak insanı iyi hissettiren ve mutluluk veren bir kitap.
  3. sene 2004 olmalı. yer atatürk kültür merkezi, istanbul. haydi sosyal olalım, tiyatroya gidelim, efrasiyabın hikayeleri adını çok duydum, bunu görmeli dediğimiz ve sayesinde yaklaşık 2.5-3 saat salondaki koltukta kimi zaman sıkıntıdan, kimi zamansa meraktan bir hal olduğumuz (tenekeci'ye derin hürmetlerimi sunarım bu vesile ile), ihsan oktay anar'ın kitabından sahneye uyarlanmış oyunu.
    dikkat: spoiler olabilir;
    uzun ihsan diye bir kişi ölüm ve cezzar dede tarafından aranmaktadır ve ölüm farklı mahallelerden geçer. her geçtiği mahalle cennetteki katların isimleridir (oyun çocuk oyunu gibi görünsede bu gibi ayrıntılarla derinleri anlatan bir hikayedir).

    merak edenlerin oyunu izlemeyi değil de öncelikle kitabı okumalarını tavsiye derim.
  4. cezzar dede ile ölüm arasındaki oyunun kuralı olan hikayelerde yaran hoca öğrenci diyaloglarına da yer veren eserdir.

    (… sınıflara girdiklerinde bu yetmiyormuş gibi, bir de din dersi hocasının nasihat ve gözdağı faslı başlardı. adam, iskambil destesindeki papazların onları dinden imandan çıkarıp kafir yapacağını, çıplak kadın fotoğraflarına bakıp çavuşu tokatlamaya devam ederse tez zamanda süngülerin düşeceğini, tütün içenleri ise, ateşten yaratılan cinlerin er geç çarpacağını anlatırdı.)

    ön sıralardan bir sivri akıllı,
    “ hocam, cin nasıl çarpar?” diye sorduğunda ise adam tokadını oğlanın suratına şaklatır, “al işte, böyle çarpar!” diye cevap verirdi.

    * * *
    “ hocanın elindeki cetvel metrik taksimatlı olur, ama çoğu zaman üzerinde bir
    “döv beni adam olayım”
    ibaresi göze çarpardı. talebelerin “haydar” dediği bu hendese aletiyle hoca, çoğu zaman onların boyunun ölçüsünü alır, kabahat işlemiş bir oğlana cetveli gösterip üstündeki yazıyı bağırarak okumasını isterdi. zavallı ise akıbetini bile bile,
    “döv beni adam olayım!”
    ibaresini yüksek sesle telaffuz eder, hoca da sanki yanlış işitmiş yahut talebe kendisinden kendisinden garip bir şey talep etmiş gibi anlamazlıktan gelerek, “ha! ne dedin, anlayamadım?” derdi. oğlan ise cetvelin üzerindeki yazıyı tekrar okuyunca, muallim bu ricayı emir telakki ederek biçarenin arzusunu derhal infaz ederdi.”

    * hikayenin adı "güneşli günler"dir.
  5. halk edebiyatı ögelerinden (destan, masal, efsane, hikaye) oluşan ihsan oktay anar kitabı.
    elimizdekilerle yepyeninin yaratılması diye buna denir sanıyorum. modern kurgu tekniklerini halkın dilinde vücut bulmuş ve bulan anlatılarla yazılı kültür düzlemine taşıyan anar, güne ve geleceğe damgasını vuracağa benzer. oldukça başarılıdır. postmodernizm denenle superman'in clark'ını gülerk yaparak bir güzel dalga geçer. çok eğlenirsiniz. onun dışındaki anlatılarda da yine kahkahalar attığımı söylemeliyim.

    içiçe geçen öykülerle çok katmanlılık özelliğini de yine başarıyla kurgular. şöyle ki, hikaye kapsamında karşılaştığımız kahramanlarla, romanesk denebilecek düzlemde siluet olarak karşılaşmamız anarın başarısını perçinleyen unsurlar arasındadır.

    amma velakin diyerek madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak, bu enfes kurguda basit birkaç mantık hatası da yok değildir. fantastik yapıtlarda mantık aranmaz diyecekler için hemen açıklama yapayım, eğer hikayenizde bir çocuğun yaşının on bir olduğunu söyleyip sonra aynı çocuk için on üç yaşında derseniz bu fantastik boyutun ötesine geçer. bir tane daha böyle hata vardı da unuttum şimdi. hatırlayınca eklerim.
  6. muhteşem karakterlerle yoğrulan hikayelerden oluşan ihsan oktay anareseridir. uzun ihsan karakteri yine hikayelerin arkasında gizlenmiştir. öyküler sıcaktır; geçmiş, din, aşk, ölüm, korku, sevgi, oyun, arayış kavramları can bulmuştur. "kavuşunca meşk, kavuşamayınca aşk olur" sözü de yazarımız tarafından kendinden emin bir tonla satırlara sokulmuştur. hikayeleri okurken dikkati çeken en önemli unsurlardan biri de mahalle ve sokak adlarıdır: aden, meva, elem... zevkle çıkılabilecek bir yolculuk gibidir. kitap sekiz hikayeden oluşur:

    1- güneşli günler
    2- bidaz'ın laneti
    3- bir hac ziyareti
    4- dünya tarihi
    5- ezine canavarı
    6- hırsızın aşkı
    7- şarap ve ekmek
    8- gökten gelen çocuk
  7. ihsan oktay anarın hali hazırdaki 5 kitaplık külliyatına bu kitapla başlamamış olmak illaki başlayanları için bir şükür vesilesidir, halbuki bu kitapla başlamış olmak beklentilerini belli bir seviyede tutanlar için daha sonraki enfes kitaplardan alınacak lezzetin kat be kat fazla hale gelmesini sağlayacaktı. bilinmez.

    neyse
    ölüm ve cezzar dedenin her birinin adı bir kat cennet olan (selam huld firdevs vs) mahallerde cennetmekan uzun ihsan efendiyi ararken birbirlerine anlattıkları hikayelerden oluşur. (ancak siz de benim gibi uzun boylu ve bundan mütevellit dikkatini herhangi bir yerde toplamaktan yana zorluk yaşayan alil okuyuculardansanız eğer, son mahalle olan firdevste "aha du lan yoksa bunlar cennet mertebeleri miydi" diye narin avuç içlerinizi ütüsünü bozmak pahasına jilet gibi pantalonlarınıza vuracaksınız)
    ölüm ve cezzar dedenin karşılıklı anlattığı dörder hikaye (ki toplamı sekiz eder) ve bir de onların birbirlerine hikaye anlatmalarını hikaye eder bir hikayeden oluşan dokuz hikayelik bir kitap.

    bu hikayelerden dünya tarihi içiçe alemleri, paradoksları, bitmemesi ile ben fakirin en fazla beğenisini alandır.
    güldürür demeyi unutmayayım,
    ve sizleri yazarın suskunlar tarafına alalım.

    "---gelgelelim uyku ile uyanıklık arasındaki bu hal ticaret erbabınca tehlikeli addedilirdi. çünkü tam bu tavşan uykusunda, fırsatı ganimet ak sakallı bir mübarek dedenin tüccarların rüyalarına ansızın girivermesi, onları böylece gafil avladıktan sonra, asasını tehditkar bir şekilde sallayarak, zavallılardan mallarını mülklerini fakirlere dağıtmalarını taleb eylemesi olağan bir şeydi. bu yüzden tüccarlar, sızdıkları takdirde kalçalarına bir çimdik atmalarını çıraklarına tenbih ederlerdi--"