• videolar

  • +12 görseller

    • edip cansever
    • edip cansever
    • edip cansever
    • edip cansever
    • edip cansever
    • edip cansever
  1. ilk yerçekimli karanfil'le tanıdım onu, lise hazırlıktaydım.. sonra şairin seyir defteri.. yıllardır her gece bir kaç şiirini okumadan uyuyamam, ki okudukça okur insan, sessiz başlar okumaya sonra birden ses telleri titrek haykırırken buluverir kendini.. ve ender şairler vardır ki yüzbin kere okusan bile bir şiirini, her okuduğunda farklı bir tat, anlam bıraksın sende.. öyledir cansever...

    aşık olursun ya hani.. ilk etkileri dehşettir ki farkında da değilsindir aslında.. umarsız bir devinim yaşarsın.. aradan zamanlar zamanlar geçer, farklı düşünceler serpilir duygularına, bütünleşirsin, gülerek anımsarsın(kendine yada yaşanılan duyguların güzelliğine)... tek bir şey bakidir.. aşk'ın sende bıraktığı tat (inkar etsen de)... öyledir cansever şiirleri...

    ''eli bir bıçak ucu gibi sipsivriydi, uzundu
    ve nasil olduysa oldu
    yitirdim bir anda gözden
    hani düş gördüm desem
    o zaman da sağ bileğim neden kanıyordu.''
  2. saate bakmak

    varsın her şey sonraya kalsın
    sonraya, en sonraya
    sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil. bir papatya ne kadar uzağı görebilirse
    o kadar yakın kalplerimiz birbirine
    ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik
    kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik
    kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık
    kapıları açarken birbirimize ağladık

    (ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
    sahi ne kadar da çok severmişiz
    yıllarca ,yüzyıllarca öpüştük
    sigaralar tuttuk ,içkilerin en iyisini sunduk
    istersen bu gece burada kal ,dedik
    sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
    sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
    iyi bildiğimiz ne varsa yaptık,ayrıldık
    ortada
    her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)

    köşedeki tütüncü silaha çevirdi sigaralarını
    ödemesi çok güç sigaralara
    manav yarı anlamlı güldü biz geçerken
    eriklerden,çileklerden,o canım kirazlardan bile utanmadan
    hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan
    hani rengi içimize göre değişen: mor,mavi,pembe ,sarı
    ilk defa merhaba dedi bir balıkçı
    çırparaktan elindeki suyu ölgün bizlere
    sigarası dudağında:merhaba!
    ya peki biz ne dedik,ne dedik
    yoldaki bir taşı şöyle bir kenara koyduk
    yakamıza rastgele bir çiçek iliştirdik
    su satılan dükkanlara baktık ,yüzümüz cam cam ışıdı
    ve leylak kokuları gibi kendi kokumuza uzandık
    köşeyi döndük, bütün köşeleri hızla döndük
    su birikintilerinin ağaçlandığı eski bir sokağın tarihinde
    şöyle yazdı:
    her şey sonraya kaldı.

    ey ayaklarımızın dibindeki yoksul gül
    gölgesi yüreklerimizin
    öfkemiz sevgiye benziyor şimdi,sevgimiz öfkeye
    ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor
    çıplak ölüler
    birbirine kenetlenmiş ölüler halinde.

    bir otobüse biniyoruz ,sahiden biniyor muyuz
    söyle ,nerde “göğe bakma durakları”, nerde
    birinin elinde gazete ve süt
    gazete mi, evet gazete
    bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor
    paramızı veriyoruz ,üstünü alıyoruz,bozuk paralar
    cebimizde nikel
    cebimizde sarılmış ölüler halinde.

    her şey bir hızlı adım olmamaya
    ama gün gibi taptaze bir umut gözlerimizde
    saatlerimize bakıyoruz hiç yoktan
    çok uzaklara bakmaktır,diyoruz, durmadan saate bakmak
    yemyeşil bir su takılıyor akrebe ,bir çavlan
    yüzü akide gibi parlayan bir gün takılıyor yelkovana
    anılardan anılardan çoktan vazgeçtik
    yaşadığımız bugün nasıl
    güzelliğimiz hangi güzellik.

    biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da
    acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz
    belki bir hazırlık bu başka yazlara
    yakın yazlara, uzak yazlara
    çünkü her şey eskiye kaldı,anılar bile
    her şey, ama her şey eskiye kaldı
    vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına.

    edip cansever
  3. "gül kokuyorsun bir de
    amansız, acımasız kokuyorsun
    gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
    dayanılmaz bir şey oluyorsun, biliyorsun
    hırçın hırçın, pembe pembe
    öfkeli öfkeli gül
    gül kokuyorsun nefes nefese..." / e. c.


    her sabah güne başlama nedenim.
  4. viran bağ'a gidemedik. dört yıldır her bahar viran bağ'a gideceğiz gidemiyoruz. "seni viran bağa götürmden ölecek değilim ya" demeleri boş. edip öldü. yazılmamış uzun ada şiirini, yaşanacak günlerin en güzellerini değilse de, mutlaka çok şiirlerini, kalemine düşmeyi bekleyen doğmamış armonileri, güne çıkmamış imgeleri bıraktı, öldü. istanbul'u, pasajı, beşiktaş'ı, bebek'i, alkolü, otelleri, hüzünleri, aşkları, acıları, yalnızlıkları, bizleri piç gibi bırakıp öldü...

    füsun akatlı

    gösteri, temmuz 1986
  5. "ve hemen gidemedim

    ve artık gidemedim

    ve sonra hiç gidemedim

    kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü

    sanki ben

    öylece kalakaldım


    hepimiz kalakaldık

    elimizde tetiği çekilmeyen

    namlusu yönsüz bir tabanca gibi."
  6. bitti o sevda...

    bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
    su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
    itti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey
    unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
    kaybetti kumarda gözlerim
    kaybetti kumarda gözleri.

    bir koru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki
    uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
    yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
    yani her soluk alıp verişimizde bizim
    bir mekik gibi kalbin
    bir mekiği gibi kalbim
    işleyip durdu bu yitikliği yeniden.

    ne kaldı
    farkında mısın bilmem
    gündüzler..
    gündüzler biraz azaldı

    (edip cansever)