edebiyat, onu dillendirenin ölüme "fake" atışıdır...
deli gibi korkar insanoğlu ölümden, her ne kadar tersini iddia etse de,
ve en çok bir toprağa, mülkiyete kazık çakma derdindeki batılaların kaygısıdır ölümsüz kalma. *
ve sanat dediğini toplum için, sanatın kendisi için kullanma, bir safsatadır;
"sanat yapıyorum" diyen kendi, ölümsüzlüğünü bırakır,
işte icadından beridir yazın da "biz burdaydık, burdan geçtik ulan! bari adımız kalsın.." deme kaygısıylan şekillenmiştir. ölümsüzlüğün harflerle ifadesidir.
doğu felsefesi ve bakış açısıyla edebiyat yorumunu da başka bir arkadaşa devreder, sahneden çekilirim.
içeriği ile okunmasına gerek olduğunu düşündüğüm dergi. dergide bir çok yazarın hayatı ile ilgili bilgiler, şiir sevgisini kazandırabilecek şiirler, edebiyat dünyası ile ilgili bilgilendirici yazılar, bir çok kitabın tanıtımı mevcuttur. magazinsel konulardan uzak bir şekilde hazırlandığına inandığım bu dergiyle eski döneme ait bilmediğim bir çok şeyi keşfettiğimi söyleyebilirim.
edep kökünden geldiği söylense de değildir aslında..edebi olandan gelir.edebiyat ruhuu gereği edepsiz aykırı olmak zorundadır ve toplıumculuğu ile sonsuzlaşır..
türk edebiyatı orhun abideleri ile başlar(yazılı edebiyat).8.yy.sonra geçiş dönemi ve halk edebiyatı diye devam eder.
divan edebiyatı ise sonradan araplardan aldığımız ve ileri götürdüğümüz edebiyattır.kasideler ile divan şairleri para kazandığı için ve kaside övgü şiiri olduğu için divanedebiyatı asla toplumcu olamamış ve halka inememiştir.remizler ve mazmunlar dediğimiz kalıplaşmış sözlerle ve aruz vezni ile yapılır..arapça farsça sözcüklerle doludur..
insanın içinde boğulmak isteyeceği, gerçeklerden uzak, gerçeklere yakın olduğunda ise gerçeklerin can acıtmasından uzak, metafor ve ironi dalgalarıyla, türlü söz sanatlarıyla sizi çevreleyen, kucaklayan koca okyanus.
"gençliğimin en dayanılmaz yanı, toplumsal hayatımı sürdürebilmek için maskeler takınmam gerekmesiydi.kendi başıma kurduğum dünyayı günlük hayatın içinde karşılaştığım insanların arasına çıkaramıyordum.neredeyse yeraltında yaşayan bir adam gibiydim.ancak edebiyat ruhsal dünyamı yazıya aktarma fırsatı vererek beni dünya yüzüne çıkardı."
türk eğitim sistemi sağolsun, beni yıllarca nefret ettirdi bu sanattan. öğretmenlerim sayesinde hep itici buldum, kimse sevmem için gayret göstermedi, aksine sevmemem için ellerinden gelenleri yaptılar. sadece sistemin üzerime yüklediği, zayıf getirilmemesi ve öss denen sınavda karşıma çıkacağı gerçeğiyle yüzleşmem gereken bir fenomendi. ne kendisini sevebildim ne sevenini ne de icracısını... tabi bunda okuldaki öğretilen edebiyatın yanında toplumdaki edebiyat bakışı da önemliydi. çevremdeki toplumu izah etmek için sanaldan bir örnek: itü sözlükteki ajdar anık başlığındaki giri sayısıyla bu başlıktaki giri sayısını karşılaştırırsak toplumun edebiyata karşı nasıl bir tutum içinde olduğunu anlarız. kaldı ki bu örnek bile saçma, çünkü burası yarı aydın sayılan eğitimli insanların zaman geçirdiği bir platform, bir de sokağa bakalım. sokakta edebiyata dair tek söylem edebiyat parçalamak deyimi. bu deyimden başka içinde edebiyat sözcüğünün geçtiği bir cümle kurabilen insan sayısı çok az bu coğrafyada.
çok sonraları aslında eğlenceli bir şey olduğunu farkettim, kendi kendime. bir gün elime geçen bir edebiyat dergisini can sıkıntısından okuyunca içeriğinin lisede edebiyat yazılılarında karşıma çıkıp üzerime üzerime gelen sorulardan çok farklı olduğunu anladım. ve edebiyatın yıllarca bize nasıl yalnış öğretildiğinin farkına vardım. bir yanda edebiyatı, en genel tabiriyle kitap okumayı yavaş yavaş sevmeye başlamanın verdiği pozitif his, diğer yanda o yaşıma dek doğru düzgün bir kitap okumadan geçen yılların verdiği negatif his.
kelime sanatıdır.arapça "edeb" kökünden gelen "edebiyat" sözcüğü,içimizde gerçekten kımıl kımıl eden duyguları,kağıda döker.onsuz olmaz,onsuz yaşanılamaz.
tiyatro sinema dahil bir çok sanat dalının yaslandığı temek kavram olmasına rağmen ülkemizde edebiyat diyince çocukların okulda ağır metinlerde soğutulduğu bir ders olan hakkı verilememiş, yaşamanın anlamı kadar önemli bir olgu.
öncelikle sözlük tanımı;
-sanatça, yani insanda estetik duyguyu heyecana getirecek değerde meydana getirilmiş şiir, sahne eseri, hikâye, roman, söylev gibi nazım veya nesir halindeki eserlerin hepsi.
-bu eserlerin yer aldığı sanat kolu.
-bu sanatı ve bu eserleri inceleyen bilim.
-olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı,yazın.
yazarın tanımı; sanatlar içerisinde en güzeli en insancasıdır. koskoca bir okyanustur.dilin zenginliği ile insanın yüreğini bir arada akıtan bir sudur.yazarken samimi olmak konuşmaktan,göstermekten çok daha rahattır.belki de biraz da bu yüzden çok eski bir buluştur.
bir tutkudur edebiyat.yazmakla,okumakla bütünleşmiş bir tutkudur.ruhun arınmasıdır,bir ayindir kişinin kendi içinde yaptığı.nefes almaktır bazen,kuytularda dinlenmektir.kalabalıktan kaçmak ya da kalabalığa karışmaktır.bir tebessümdür bazen,bazen de ağlayış.
bir kavgadır edebiyat.ya da aracısı kavganızın;hayatla,kendinizle,başkalarıyla,aşkla...
asla sonlanmayacak bir keşif sürecidir.çok derinlerdedir.kimileri için bir aşktır,bir sevgilidir.
ama en çok "yaşamın kendisidir" edebiyat.
vampirlerin insan kokusunu çok uzaklardan alması gibi ben de bunu gördüğümde atlıyorum hemen. hayır ben çok sevmiyorum yani seviyorum da teori kısmı ile uğraştığım için nefret ediyorum. yazları da say beş senemi aldı eşşoğlusu. ama kitap okuruz yazarım o ayrı. ama bana edebiyat tarihi demeyin yalvarırım, hele ki eski edebiyat grönlanda bile giderim recep gibi!