overhead the albatross
hangs motionless upon the air
and deep beneath the rolling waves
in labyrinths of coral caves
an echo of a distant time
comes willowing across the sand
and everything is green and submarine.
and no one called us to the land
and no one knows the wheres or whys.
something stirs and something tries
starts to climb toward the light.
strangers passing in the street
by chance two separate glances meet
and i am you and what i see is me.
and do i take you by the hand
and lead you through the land
and help me understand
the best i can.
and no one called us to the land
and no one crosses there alive.
no one speaks and no one tries
no one flies around the sun....
almost everyday you fall
upon my waking eyes,
inviting and inciting me
to rise.
and through the window in the wall
come streaming in on sunlight wings
a million bright ambassadors of morning.
and no one sings me lulabyes
and no one makes me close my eyes
so i throw the windows wide
and call to you across the sky....
23 dakika 28 saniye süren, fakat su gibi dinlenen muhteşem pink floyd şarkısı. insanı kimi zaman alır uzaklara götürür, kimi zaman sevindirir sokağa çıkartır, kimi zaman acıtır salya sümük ağlatır. duygulara hükmeder, bir nevi sonik lsd'dir. dinledikçe uçurur
pink floyd'un 1971 meddle albümünün muhteşem parçası.mason,gilmour,waters,wright'ın yarattığı şaheserin türkçe sözleri;
yukarıda havada asılı duruyor albatros
ve yuvarlanan dalgaların derinliklerinde
mercan kayalarının labirentlerinde
uzak bir zamanin yankısı
kumsala vuruyor ağlamaklı
ve herşey yeşil ve denizin altında
ve kimse göstermedi bize bu karayı
ve kimse bilmiyordu nerede yada nede olduğunu
fakat bir şey kıpır kıpırdı ve bir şey çabalıyor
ve başlıyordu ışığa doğru tırmanmaya
sokaktan geçen yabancılar
rastlantıya karşılaşır iki ayrı baş
ve ben senim ve gördüğüm sey ise ben
ve elinden tutuyorum seni
ve yol gösteriyorum karada
ve yardım ediyorsun bana daha iyi anlayabilmem için
ve kimse seslenmiyor bize ilerlememiz için
ve kimse kapatmaya zorlamıyor gözlerimizi
ve kimse konuşmuyor ve kimse çabalamıyor
ve kimse uçmuyor güneşin etrafında
her sabah açılan gözlerimin önüne geliyorsun capcanlı
çağırarak ve kışkırtarak beni kalkmaya
ve duvarımdaki pencereden
içeri akıyor güneş ışığının kanatlarında
sabahın bir milton parlak elçisi
ve kimse ninniler söylemiyor bana
ve kimse yumdurmuyor gözlerini
ve ben de açıyorum pencereleri
ve sesleniyorum sana doğru gökyüzü boyunca..
uçma hissi uyandıran ve çocukluğumdan aklımda kalmış -tablo mu? film sahnesi mi? fotoğraf mı? rüya mı?- "uzak ve yalnız" bir yeri hatırlatan şarkı. çok güzel şarkı. mükemmel şarkı. en mükemmel şarkı. dinlerken kendinden geçmeyenin ruhundan şüphe edilmeli. kendini çok iyi anlatan şarkı. klavyesiyle ruha, gitarı ile akla işleyen; davulun çok eşsiz çalındığı şarkı. pek çok farklı kısım, kültür ve duygu barındıran eşsiz şaheser. doğru zamanda dinlendirse, ilk seferinde astral seyahate neden olabilir. "live at pompei" versiyonu da ayrıca şahanedir.
2001 yılında çıkan albümdeki versiyon (16 küsür dakika) daha evvelinde bulunmayan bir kayıttı. internet ortamlarında çok nadir versiyon (extra rare version) diye bulunabilirdi kötü ses kalitesi ile. orijinali 1971 çıkışlı meddle albümünde bulunur (23 küsür dakika).
adanaya ailemden habersiz gittiğimde dönerken ilk defa dinlediğim şarkı.16dakikalık versiyonunu dinlemiştim.şimdi 23 dakikalık bilgisayarımda çalıyor..her dinlediğimde kendimden geçtiğim şarkıdır bu şarkı..bir şarkı bir sürü farklı duyguyu sırayla bu kadar başarılı yaşatabilir mi allah aşkına?dinleyip de beğenmeyen olmamalı."ıyy uzun" dinlemem de demeyin.hayatınızda 23 dakikanın böyle hızlı geçtiği iki zaman vardır:
1-hayatınızın aşkıyla olduğunuz zaman
2-echoes dinlediğiniz zaman
dönemin ticari kayıt ortamı sadece plak olduğu için ancak bir yüze sığdırılabilen parça. kim bilir, belki kayıt süresinde çalışırlarken daha uzun versiyonlarını hazırlamışlardı..
hatta 1992 tarihli albümü amused to death’teki şarkı sözlerinden biri şöyle diyordu: ‘lloyd webber’ın iğrenç işi / yıllar boyu devam ediyor / tiyatroyu sallayan bir deprem / ama opera devam eder / sonra piyanonun kapağı düşer / ve lanet olası parmaklarını kırar. (lloyd webber’s awful stuff / runs for years and years / an earthquake hits the theatre / but the operetta lingers / then the piano lid comes down / and breaks his fucking fingers)’
ortalarında bir yerde korkunç sesler çıkan parça. ilk dinlediğimde bir müddet tırsmama vesile olmuştur.
(ha bu tırsmanın yüksek derece olmasının asıl sebebi bu efektlerin turist ömer uzayda filminde kullanılmış olmasıdır. o tuz yalayan canavarla özdeşleşmiş çocuk beynimde ben ne yapayım ?)
pink floyd'un vaz geçilmezlerinden biri. ilk yardım malzemesi gibidir. heran şiddetle dinlemek isteyebilirsiniz ve eğer dinleyemesseniz agresiflik gibi bi takım olumsuz etkilere yol açabilir. dinlediğiniz zamanda pembe bi dünyada gezinemessiniz ama yinede dinleyebilmek daha iyidir.
çocuk salonda oynamaktadır. baba bir plak koyar. plak dönmeye başlar. su damlacıklarının sesi duyulur. sonra inanılmaz bir melodi duyulur. çocuk o melodiyi duyunca şaşırmıştır. legolarını bırakıp müziği dinler. dinlemeye devam eder. duyduğu şey o zamana kadar duyduğu tüm müziklerden güzeldir çünkü. "bu ne?" diye sorar. babası adını o sırada anlayamadığı bir isim söyler.
çocuk okumayı daha bilmiyordur. o sırada arkadaşı da geldiğinden bu konu unutulur.
bir gün baba evde yokken ve çocuk da artık kırmızı kurdelesini takıp okuma bayramını geçmişken aklına gene o melodi gelir. her zaman özenle korunulması gereken plakları korka korka eline almaya başlar. o melodiyi bulması gereklidir çünkü. dener. dener. bir türlü o plağı bulamaz.
en sonunda sıkılmışken bir plak daha denemeye karar verir. iğneyi yerleştirirken içinden geldiği noktaya değdiriverir onu. sonra gülmeye başlar. melodisini bulmuştur. plağı çevirir ve babasının dediği ismi hatırlar. parçanın adını görür. gidip hemen bir sözlük bulur.
o parça işte echoes olur, yıllar geçtikçe daha da anlamlı olur. ingilizceyi söküp sözler de çözülür. sonra giderek pink floyd denen grubun ne olduğu, o gruptaki üyeler keşfedilir. en sonunda en azından grup üyelerinden biri kanlı canlı izlenir.
mutlu olunur kesinlikle.
"and no one called us to the land
and no one knows the wheres or whys.
something stirs and something tries
starts to climb toward the light. "
tüm zamanların en iyi 5 parçasından biri.ağlatan şarkı.
"and no one sings me lullabies
and no one makes me close my eyes
so i throw the windows wide
and call to you across the sky...."
ayrıca rick wright'ın nasıl güzel bir sesi olduğunu anlamama vesile olmuştur bu.live at pompeii'deki versiyonu insanı öldürür.hem işitsel, hem de görsel şölendir çünkü o.
(bkz: david gilmour)
(bkz: rick wright)
overhead the albatross hangs motionless upon the air
and deep beneath the rolling waves
in labyrinths of coral caves
the echo of a distant time
comes willowing across the sand
and everything is green and submarine
and no-one showed us to the land
and no-one knows the wheres or whys
but something stirs and something tries
and starts to climb towards the light
strangers passing in the street
by chance two separate glances meet
and i am you and what i see is me
and do i take you by the hand
and lead you through the land
and help me understand the best i can
and no-one calls us to move on
and no-one forces down our eyes
and no-one speaks and no-one tries
and no-one flies around the sun
cloudless everyday you fall upon my waking eyes
inviting and inciting me to rise
and through the window in the wall
come streaming in on sunlight wings
a million bright ambassadors of morning
and no-one sings me lullabies
and no-one makes me close my eyes
and so i throw the windows wide
and call to you across the sky
bir söylentiye göre 2001 a space odyssey filminin belli bir kısmıyla senkronizedir.pek inandırıcı gelmemektedir,zira aynı insan grubu dark side of the moonla da the wizard of oz un senkronize olduğunu iddia etmiştir ki anasının amı.
23 dakika 28 saniye sürmekle beraber hiç sıkmaz,uzun gelmez.(çok isteniyorsa aradaki rüzgar,hedehodo* efektleri olan kısım atlanabilir)
kanımca pink floyd un en güzel 2-3 şarkısından birisidir.
ayrıca pink floyd un çıkardığı best of albümünün adı da echoes:best of pink floyd dur.
bir aralar nedjima’da çalan ankaralı grup. nedjima’daki afişlerinde iron maiden tişörtü giymiş, gitarını omzuna almış, dövmeli koluna da tatlı bir nine olan karısını takmış sakallı yaşlı bir amca vardır, süper görünürler ikisi.
çocukken ilk kez dinlediğimde "oha bu ne be" dedirten, işin ilginci halen her dinleyişimde içimden aynı şeyin geçmesini sağlayan aşmış pink floyd parçası. gerçi aşmamış kaç pink floyd parçası vardır orası da tartışılır tabi.