hassas, çok hassas bir kadın.
hassas insanlar dayanıklı da olabilirler; dayanıklı olabilmek için, dayanabilmek için yazabilirler, kendilerinden bahsedebilirler, gidebilirler.
olayların içinden geçerken acıyan yerlerini anlatabilirler, özgürlüğe inanabilirler, idealleri olabilir, çok yabancı hissedebilirler.
milliyet yazarı, had safhada hissederek yaşayan kadın.
bornova anadolu lisesi mezunu, okula panele gelip öğrencilerle beraber ağlamış ve okul yönetimine ağır eleştirilerde bulunmuş yürekli insan.
izmir hakkında ara sıra yazdığı yazılar bizi mahvetmektedir. gevrek ve karşıyaka konak vapuru sever.
can dündar'ın dişi versiyonu görünümü çizen, hatta milliyette can dündar'la aynı gün yazısı çıkmayan, bir noktadan sonra ilk cümlelerinden yazısının sonu tahmin edilebilen yazar.
ta yeni yüzyıl'ın kitap ekinde yazdığı yazılarıyla dikkat çeken, zaman zaman birikim'de de yazan, milliyet yazarı.. insanı kendine çeken, okutan, ve hatta saplantıya dönüştüren bir şey var bu kadında.. ancak son dönemde eskiden aldığım tadı alamaz oldum ben kendisinden.. zaman zaman yazdıkları, yazmak zorunda olduğu için yazılmış ya da televizyon karşısında bir öfkeyle bir anda çalakalem yazılmış yazılar gibi geliyor insana.. ama yine de nadir okunası gazete yazarlarındandır.. porto allegre'nin, shangay'ın, arjantin sokaklarının sesini taşımıştır türkiye'ye.. bütün medyanın savaş tamtamları çaldığı bir dönemde w efendi'den, küresel beylerden, kapitalist küreselleşme cazgırlarından sözünü sakınmamıştır.. iyidir, hoştur. geçen sene tam da abd'nin iran'a saldıracağı iddialarının ayyuka çıktığı bir dönemde milliyet'te notlarını yayımladığı "iranlılar özgürleşmeyi bekliyor.." vb. ifadelerle dolu yazı dizisini ise talihsizlik olarak yorumlama eğilimdeyim.
milliyette yazar kendileri. değişik bir üslubu vardır; bazı yazdıklarına ve düşüncelerine katılmasam da zevkle okuduklarım arasındadır.
16.02.2004 tarihli yazısından bir alıntı yaparsak ki olayı burda bitirmiş, gerçekten iyi yazdığına kanaat getirdiğim sözlerdir;
ev ile yol arasındaki çatışmada geçer hayat; macera ile huzur arasında, kapıdan geçenin ardından gitmek ile evin içinde duranla durmak arasında... sonra gün geliyor, bir kişi çıkıyor ortaya. hem yolun hem evin oluyor; hem maceran hem huzurun, kapıdan geçenin ve evde duranın oluyor. evin içinde bir soluk, yastıkta bir iz, kendi kokuna karışmış bir koku, yanında durunca farkına bile varmadan elini tuttuğun biri oluyor. evin içinde, hiç de 'şiirsel' olmayan bir anda odadan odaya geçişini seviyorsun misal, onu bilişini seviyorsun, bilinmeyi... kokun kokusuna kardeş oluyor ve gün içinde ne olursa ona anlatmayı geçiriyorsun kafandan daha olurken, her ne oluyorsa. sonra, günün sonunda onunla kalıyorsun. gitmiyorsun. aşk mı bu şimdi? sevgi mi? alışmak mı? artık onu da pek önemsemiyorsun...
milliyet'in yazarları arasında en sevdiğim. çok farklı bir kadın. adı altına giri girmek bile çok zor geliyor; çünkü anlatacak kelimeyi bulması çok zor. keşke kendisini canlı görebilsem de karşısında da böyle kilitlensem.
şüphesiz türkiye'deki en delikanlı birkaç yazardan birisidir. aydın doğan'dan aldığı maaşla -afedersiniz- göt büyütmemekte, venezüela'ya gidip ne olmuş ne bitmiş doğru düzgün objektif bir biçimde aktarmış bir insandır. merak ediyorum, acaba şu medya dünyasından başka bir bayan yazarımızı yollasak yine devrimin notlarını mı okurduk yoksa latin amerika'nın en büyük 3 alışveriş merkezinin* gezi notlarını mı?
"içine biri kaçmış," "eyvallahsız," "güneşin tozları," "otuz," en beğendiğim yazılarından sadece bir kaçı. içerden, kıyı ve iç kitabı okunması gereken baş ucu kitaplarından
devrik cümleler kullanarak yazı yazmayı seven milliyet gazetesi yazarı. ancak bazen kantarın topuzunu kaçırıyor ne yazdığı, kurduğu karışık ve devrik cümleler nedeni ile anlaşılamıyor.
ankara hukuk mezunu, milliyetin köşe yazarı. kendine ait üslubu her ne kadar bazen makaleyi 1 kerede anlamakta zorluk yaşatsa da keşke kankim olabilse dediğim, düşüncelerini sevdiğim, beğendiğim yazar. biz burada devrim yapıyoruz sinyorita ve ne anlatayım ben sana son 2 kitabıdır.