|
|
- dördüncü nesil yazar.*
- dördüncü nesil ve sanırsam inşaat mühendisi yazar. @1966408 numaralı girisinde olayı çok güzel özetlemiş. hoşgelmiş, ellerine sağlık.
- deniz gezmiş'i hem militarist, hem darbeci, hem cuntacı, hem ulusalcı, hem milliyetçi, hem herbirşey ilan etmiş bir yazarmış kendisi ilgiyle izliyoruz...
- bu ve benzeri birçok girinin sahibi arkadaştır (bkz: @2444086).
arkadaşımız deniz gezmiş hakkında kadar uğraşıp paragraflarca saçmalamış, yolda bir çuval bok bulmuşçasına üzerine atmış*. bu hazımsızlığın nedenini anlayamıyorum. her seferinde deniz gezmiş hakkında son girim olsun diyorum ama her gün yeni bir laf salatası çıkıyor karşıma. ama madem o kadar uğraşılıp paragraflarca saçmalanmış, haketmediği cevapları verelim bir kez daha. umarım bu son olur. gelin arkadaşımızın derdine ortak olalım.
öncelikle, bir davaya inanmayı mallık saymak bir davaya inanabilecek yapıda olunmadığını, rüzgar nerden eserse o yönden çıkar kapmaya çalışıldığını gösterir. ayrıca eski solcuların bugünü için ertuğrul kürkçü ya da doğu perinçek'i, özellikle de doğu perinçek'i örnek göstermek ya onları tanımamaktır, ya da çok iyi tanıyıp en zayıf halkayı, en alakasız olanı seçmektir. bir de murat belge ortaya atılmaktadır ki evlerden ırak. o da solcu ise ben neo naziyim.
bundan sonra emek sermaye çelişkisinin reddini içeren bir kısım geliyor. zaten artık sermaye kalktı, emek kalktı da biz kendi kendimize çalıp oynuyoruz. siyasetin odağı her zaman sömürenle sömürülen olmuştur, farklı zamanlarda üzerine farklı kılıflar geçirilebilir.
araya birkaç doğru tespit saçıldıktan sonra kapitalizm-kapitalist bağlamında bir oksimoronla laf salatamız tekrar hortluyor. deniz gezmişe terörist yakıştırması yapılıp, ki her fırsatta bir laf etme gayreti var ki bu yazının asıl amacını oluşturuyor, birkaç madde sıralanıyor. bakalım ne denmiş:
1) ey evrimdaşım, türdaşım. 12 martta subaylarının altıda biri sosyalist oldukları gerekçesiyle ihraç edilmiş bir nato ordusundan başka ne bekliyorsun. söyle de beraber bekleyelim.
2) kürtlerin düşünceleri ve kemalistlerin tavırları statikmiş gibi davranma, 35-40 yıl önce kürtlerin içinde ayrılıkçı sesler azdı, kemalistlerin beyinlerindeki faşist düşünceler de keza öyle. kemalistliği bugünkü ulusalcılık denen saçmalığa, kürt kimliğini de kendine yapılan haksızlıklara cevap vereyim derken amerikaya alet olmaya indirgeme.
3) bunun alakasını anlayan bir zahmet bana da anlatsın.
4) çinin bugünü sosyalist olarak nitelendirilemeyeceği için o kapitalistlerin iç tepişmesidir, kendileri bilir.
sonuç olarak, deniz gezmiş'in önündeki muhtemel yolu ılımlı islam maskesi altında emperyalizm yalakalığı ve faşizmden bozma ulusalcılık olarak koymuştur bu arkadaşımız, ki benim şu bilgisayarın binary mantığı bile bu kadar keskin değil.
ya işte böyle. 40 yıllık devrimciler anne ben tespit yaptım diye ortaya çıkıp, 3-5 gerçeğin arasında sağa sola bok atıp, geçmişi çarpıtarak yorumlamakla değerinden bir şey kaybetmez.
edit: bir atışmaya dönüşmemesi için burada kesiyorum. ama arkadaş @2445137 girisinde 5 kere kapasitesiz demiş. yazıdaki tek ilginç nokta buydu, başka da dikkate değer bir şey bulamadım. ad hominem kokan hareketler bunlar
- (bkz: görürsen selam söyle)
- ilgili girimde 1970 solcularını 3'e ayırdım, bu akademik bir ayırım falan değil, benim kendi şahsi ayırımım, fonksiyonel olduğu için öyle kullandım, mal ve kapasitesiz olmak gibi tabirler de geçebilir, burası sözlük neticede, mala mal diyemedikten sonra ne anladım ben bu işten.
burada temel bir kriterim var elbette, sadece 1970 solcuları için değil, genel olarak da geçerli bu. hayatı anlamlı bir bütün olarak gören, onu anlamaya ve gereğini yapmaya çalışan insanlara ben saygı duyarım, kimileri vardır, yanlış bir şey görür ve kafalarındaki ideallere o şey oturmadığı için müdahae etmeye ve o gerçeği düzeltmeye çalışırlar. bu bir soyluluktur. bunu yapmayan ve böyle gelmiş böyle gider zihniyetinde olan insanlarsa eyyamcıdır. bu bir, eyyamcı mallar diğerlerinden böyle ayrılır. onlar dışlarındaki gerçekliğe uyum sağlarlar. diğerleri ise masaldaki o tebdil kıyafet gezen soylu prensesin 15 kat minderin altındaki fındık tanesini hissedip uyuyamaması gibi rahatsız olurlar, tutarlılık ve anlamlılık ararlar. bunlar mallardan üstündür. bu sizin saflığınız ve soyluluğunuzla ilgili bir şeydir.
mal olmayanlar gerçeği arama, hayatı anlamlandırma konusunda ortaktırlar, ama kimileri bir yere kadar anlayıp onu yeterli kabul ederler, ben anladım aştım der, olayı bitirdik daha yanılmayız artık bu model her şeyi açıklıyor derler. bunlar kapasitesizdir. çünkü hayatta trilyonlarca olgu vardır ve hiç bir şey 160 yıl önce üretilmiş hiç bir teoriye birebir uymaz. ama onlar için uyar, onlar o teoriyi anlamış ve bunun iç tutarlılığını çözmüş ve bunu yeterli bulmuşlardır. oysa 160 yıl öncesinin gözlemlerinden hareketle üretilmiş bir teori yeni olguları açıklayamayabilir, bu durumda bir şekilde modifikasyon yapmak, icabında bazı bölümleri terk etmek de gerekir. buna cesaretinizin olması da gerekir. ben geçmişte hayatımı buna adadıydım, ama yanlışmışım arkadaş. diyebilmek gerekir, herkesten önce kendine. bütün ömrümü boşa harcadım, diyebilmek gerekir, eğer böyle bir durum varsa kullanıldım. diyebilmek gerekir. kimse diyemez bunu, öyle kolay değildir. samimi inanan dürüst kapasitesizleri kast etmiyorum, onlar da var, ama niceleri artık her savunduğuyla düpedüz liberal olmasına rağmen sıkışınca, okur kitlesi şusu busu ya da yeni solcular sıkıştırınca "sapına kadar solcuyum ben arkadaş" yazıları attırmıyor mu? yiyen var mı bunları hala?işte bunlar kendilerinden ve kariyerinden, kendisine bütün ününü sağlayan geçmişlerinden vazgeçemeyen, buna cesaret edemeyen kapasitesizlerdir. mal değil, ama kapasitesiz.
yani işte burada devreye iç hesaplaşabilme yeteneği giriyor. gördükleriniz sizin kendinizi adadığınız şeyi artık doğrulamıyorsa bunu cesaretlice söyleyebilmelisiniz. tabii bunun için de önce görme yeteneğiniz olmalı. işte bunların her ikisini de kapasite olarak yazdım. bu varsa vardır, bu anlamda türkiye'deki problemin sağ sol, işçi işveren problemini aştığını, daha farklı bir şey olduğunu, onların belki ancak birer semptom olduğunu bazı insanlar anladı, ve kendisini semptomla değil sorunun kaynağıyla savaşmaya adadı. işte bu daha büyük problemi görmek lazım. içinde olduğun basit düzlemin dışına çıkıp. yoksa bir ömrü perinçek ve şürekası gibi herşeyi açıklayan diyalektik yasalarla, tunç kanunlarıyla falan geçirirsiniz. hiç bir sosyal gerçekliğe tekabül etmediği halde siz bunu anlamadığınız için kendinizi haklı sanırsınız. peşinizden gelen olmaz, o bile sizi uyandırmaz. ve bir kapasitesiz olursunuz. perinçek gene dürüst bir kapasitesiz, bir de dediğim gibi kendine karşı dürüst olmayan kapasitesizler var onlar ayrı.
yani böyle bir şeyler. mal, kapasitesiz ve kapasiteli gayet şahsi ve spontane ayırımlar diğer bir deyişle.(earendill, 30.05.2008 02:56 ~ 31.05.2008 13:30)
- bu kadar bilgi birikimine rağmen hala solculuk ile komünizm arasındaki farkı anlayamamış olan yazar kişisi...
- istisna kelimesini kullanmaktan hoşlanmayan ve kendisine yok yere izafe edilmesinden de tiksinen bir yazardır. ben hiç mccarthism'e istisna demiş değilim. kafadan uydurmayalım lütfen. kime ne dediysem benim ağzımdan konuşmasın da dediğimi buraya yazsın. sözlük içi yazışmaları deşifre etmeye zorlanmasın insanlar uçurulma pahasına, neye istisna demişmişim?
liberal demokrasi insanların devlet üzerinde daha fazla söz sahibi olmaları gerektiği idealidir, yöneticileri vatandaşların seçmesine liberal demokrasi deriz. vatandaşların çoğunluğu malın tekini senatör seçiyorsa bunun liberal demokrasiyle bir ilgisi yok. bu bir sistem sorunu değil, bu bir halk sorunu, çünkü sistem işi halka bırakan bir sistem. mccarthy gibi bir senatör seçilebiliyorsa ne yapmalıdır o zaman liberal demokrasi çözüm olarak. burada bir kara delik vardır, bu bir kusursa evet liberal demokrasiler bu anlamda kusurlu rejimlerdir, çünkü halk mallardan oluşsa da seçimi halka bırakırlar, peki genel seçimleri mi yasaklamalıdır, o zaman mı iyi rejim olacaktır liberal demokrasi? afferim, çok zekice.
dahası ben kafama göre bir liberteryenizm tanımı yapmıyorum, bilen ne dediğimi gayet iyi anlayıp robert nozick diye sevdiğim yazarlardan birini direk yapıştırabiliyor. wallerstein gibi global düşünen, dünya uluslararası sistemlerinden falan bahseden koca koca adamlarla işim olmaz benim, "beyaz yalan var mıdır" sorusuna cevap arıyorum ben, ancak buradan başlayana, bu konu hakkında cevabı olana, diğer konulara ancak o cevaptan sonra ve ona dayanarak geçene saygı duyarım, bunları önemsiz bulup da amerika sscb çekişmesinden, jeopolitikten falan başlayanı ise dinleyemem, çünkü vakit kaybı.
ha evet, bir de tuzla. tuzla'da insanlar öldü evet. ama burada sorunların en büyük sorun olması olmaması bizim onu öyle tanımlamamızla olmuyor, insanların öyle tanımlamasıyla oluyor. 19. yy avrupa'sında işçi-kapitalist sorunu en önemli sorundu ve demokrasinin de taşıyıcısı oldu. genel oy hakkı bu sayede ortaya çıktı. ama bugün türkiyede böyle bir şey yok. insanlar en önemli sorun olarak başka şeyleri görüyorlar, ve o liberalleşen kapasiteli eski solcular bunu gördüler. 1970'lerde chp'yi, inönü zihniyetini yere sererek statüko olmaktan çıkaran ve halkın siyasete akma kanalı haline getiren bir ecevit'in oy patlaması yaptığını gördüler. bu, devlet ideolojisine muhalif büyük bir kitle var demekti. 1983'te turgut sunalp'a karşı müthiş bir oy alan turgut özal'ı gördüler. sırf sivil olduğu için oylar ona aktı. 2002'de, 2007'de akp'ye oy veren bir halk gördüler, devlet ideolojisinin mağduru. ve bu yüzden durmadan büyüyen. insanlar bugün ve muhtemelen son 58 yıldır en büyük sorun olarak bu devlet ideolojisinden kurtulamamayı görüyorlar. ondan kendilerini kurtaracak partilere oy veriyorlar. demek ki en büyük sorun tuzla olayı değil, bu. tabii bilemiyorum, tuzla olayı dsip'e falan patlama yaptırır mı? dsip %34, ip %19, shp %26, akp %3, dtp %2 olacak mı acaba böyle bir şey?(earendill, 30.05.2008 04:01 ~ 03.06.2008 13:11)
- liberalizmin peygamberi olarak biz kapasitesizleri nirvanaya ulaştırması beklenen yazardır. konunun dışında kalıyım diyorum, polemiğe girmeyim diyorum ama bunu yazmazsam olmaz. bakın arkadaşımız ne demiş:
alın size deniz gezmiş'in bir röportajı, vallahi bıktım sizden. şimdi ben bunları yazarken cühela birileri çıkıp gene nikaltıma falan "işte neoliberal, deniz gezmişe saldırıyor, gezmiş kemalistmiş, yok devenin nalı, zaten ne beklenir neo liberallerden" falan yazıp bitirecektir, konunun etrafında dönmeyin arkadaşlar, biliyorsanız yazın, bilmiyorsanız kapasitesiz uğur mumcu'nun dediğini dinleyip yazmayın ve fikir sahibi de olmayın.
evet evet kapasitesiz uğur mumcu. hayır yanlış anladım diye tekrar tekrar okuyorum ama yazan bu. alın bu da girinin tamamı: (bkz: @2445515)
şimdi ben buna ne desem? aslında denecek birşey yok, herşey ortada. arkadaş tedavi sınırlarının ötesine geçmiş. tamam sevmiyor olabilirsin, ama bu kadarı da saçmalamaktır. eğer kapasite çıtasını uğur mumcu'nun da üzerine koyuyorsan ben kapasitesizliğimi kabul ediyorum. artık bu lafı ciddiye alan birileri çıkar, onlar cevap versin.
- "az sonra nikaltıma konunun etrafında dönen, ama burada yazacaklarıma hiç değinmeyecek olan giriler yazılacak" diyen ve dediklerinde de haklı çıkan yazardır. (bkz: @2445515)
dön baba dönelim, konunun etrafında dönelim, gezmiş ne demiş ona hiç girmeyelim. söyleyen liberaldir ya, bizim kendi kabuğuna çekilmiş kitleye "bu liberaldir, ne söylerse inanmayın" mesajı verelim, gerçeğin veya röportajın üzerinde konuşmayalım. afferim size solcular.
- ne olmuş lan burada? kasıklarımdan golf-stream akıntısıyla karışık ince çiy damlaların yağdığı los angeles güneşinin altında malibu beach'de surf line'ı beklerken insanın içini daraltmayı biliyorsunuz ya helal olsun.. ne diyim size bilmem ki... benim küçük jesim olgunlaşmış, serpilmiş, o kanatan ayarlarımı aldığı dönemdeki ürkekliğini üzerinden atttığı gibi kendi saldırmaya başlamış. şu an nedeni bilmediğim garip bir gurur içindeyim. bu hale gelmesinin benim eserim olduğunu bilmenin, ondaki bu değişimin ben koktuğunu, zamanında yediği ayarların neticesinden kaynaklandığı bilmek, katlanmış penisin kendisini bulması gibi bana huzur veriyor.
partilerimden birinde içkiyi fazla kaçırmışım. havluyla evde geziyorum. naked bi halde. nasıl olduysa ters bir hareket yaptım ve o an ispanyol yavrunun biri küçük kayser'e gördü. katlanmış haldeydi. eminim. küçük kayser görmedi çünkü onu. küçük kayser kendi görmediği zaman ev haliyle takıldığından ister istemez olduğundan zayıf görünüyor. şimdi ben bu kıza "sorry" dedim, taşağa vurdum filan da olmadı, bitmedi. küçük kayser'i tekrar gösterip orjinal hali bu diyene kadar içimde bir huzursuzluk olacak. eee gözünün önünde küçük kayser'i açıp da, "sorry about that, ı mean last time and this time, its the real kayser, just let u know, sorry again..." demek de geçti bi ara içimden ama, gerçekçi bulmadım.
jesiiiiiiiiiii senin için geliyorum, senin içiinnnnnnnnnn, senin içinnnnnnnnnn....
ahhhhh sözlüğün gündeminden uzak olmak ne kötü. her şeyi kaçıyorum. gündem benim ama. ben. ayar verecek adam bulamamanın sıkıntısı çok başka bir şey ya. geçen gün bi film çekiyorum. senaryo göreği tekerlekli sandalyeye ihtiyaç oldu. hani plajlarda kuma gömerlerler ya insanlar birbirlerini, şakasına, bundan da öyle bi sahne var. ama filmin sonunda adamın ayaklarının olmadığı ortaya çıkıyor. özürlü yani. komedi-macera türü. neyse sordum bizim ekibe tanıdıkları özürlü arkadaş var mı diye, bir günlüğüne sandalyesini ödünç almak için, ohh valla yatıp uzanıp film filan seyreder işte dedim. bulamadık ama.
neyse ya nerede yazıyordum ben. heee jesi gibi benim bulaşma potansiyelim olduğu bir yazar. ahh işte bu iki yazarların bir de yazılarını okuyabilsem, bi bahsettikleri şeyler ilgimi çekse. geliyorum. çok yakında.
edit:yahu oy vermeyin lütfen şu yazıya, mis gibi foucault yazıları vardı, onların yerini aldı bu değersiz şey, günahtır.
(joussaince, 30.05.2008 02:35 ~ 11:42)
ahaha bu ne böyle!! bak bunu görmemiştim. bi de senin için olgulanştı filan yazdım yukarıda. beni mahcup ettin. ahahah harbiden nedir jesicim bu? "mis gibi foucault yazıları vardı" ayyy gülmekten karnım hıçkırdı. fiko kim kardeşim? yok yok ayar verecek gibi bi şey değil bu ya, insan bakıp bakıp rahatlıyor. başka yazın var mı güzel, söyle de onları da okuyalım, mis gibi olsun ama hehehhheee. bu edit giri modası da yeni çıktı heee, maksat doğruyum dürüstüm haksız oy istemiyorum falan filan davası herhalde, "bu entrymi oylamayın. yapmayın. bu amaçla yazmadım. inanıyorum o kadar şey yazdım bu en fazla oyu aldı" bık bık bık. biz de aferin adama helal olsun diyoruz. yahu nelerle uğraşıyorsunuz, neyin peşindesiniz bilmiyorum ki, hangi birinizle ayar vereceğimi şaşırdım. neyse bari gidip ona bakıyım. napıyor? beni özledi mi? güldüğünde salyalarını havada kapabilir miyim?
- (bkz: @2561943)
müthiş bir sol analizi yapmış pırıl pırıl bir zeka. demokrasi, mejlis, allah, kitap diye milleti ayakta sikenlerin halk kahramanı, aziz nesin'in provokatör olduğu memlekette daha iyisi can sağlığı. provokatörlerden biri demiş ya "elbirliğiyle tiksindirdiniz lan memleketten" diye. o kadar kolay değil.
- ne zamandır yazmak istiyordum ama dayanamadım.
sadece komunist veya anarşist kitleye değil, halkı oluşturan her kesime [milliyetçi ve ulusalcılar özellikle] fütursuzca sallayan birisi. bu durumun anlatmak istediği o muhteşem(!) liberalizmi zor duruma düşürdüğüne ve kendisini çelişkiler diyarına götürdüğünü kavrayamamak basitlik olur.
anladığım kadarıyla o kusursuz(!) taraf gazetesinde, itü sözlük sorumlusu gibi veya kendisine böyle bir görev verilmemesine rağmen alter egosu taraf'ın karanlık odalarında ahmet altan, murat belgegibi isimlerle mum ışığı eşliğinde dans ettiği için bizleri kandırıyor. yakında anlarız olayını.
not: ispat isteyen berigelsin.
(bkz: taraf ın muhteşem manşetleri)
- bu gece karşıma çıkacak olan statümü borçlu olduğum yazardır (gece yarısını merakla beklemekteyim). girilerinden anladığım kadarıyla solculardan nefret etmektedir. bir de gezmiş ailesinden biraz korkuyor sanırım.
- anladığım kadarıyla garo mafyan, kenan pars, agop dilaçar, onno tunç ve şu an türkiye'de mÛkim, yaşamış, vefat etmiş onbinlerce ermeni kökenli insanın ve türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının türk vatandaşı olmadığını iddia ediyor. cumhuriyet kurulurken ermenilerin vatandaşlıkları iptal edilmiş yazdıklarına göre. zaten nubar terziyan gibi insanları da bu topraklara leylekler getirdi değil mi canım? kuru sulu ne içiyorsan, bizlerle de paylaş kuzum. lafı uzatmayalım, ahanda ispatı;
(bkz: ağrı dağını ermenilere vermek/! earendill)
edit büdüt: imla.
- garo mafyan, kenan pars vs kişilerin türkiyede kalan ermeniler olduğunu bilen yazardır. sözkonusu giride (bkz: @2872599) bahsedilenler, herkesin anlayacağı gibi istanbul'da ve bir kaç yerde daha kalan bu ermeniler değil, tehcir edilen ermenilerdir. türkiye cumhuriyeti kendi hudutları içerisinde yaşayan ermenilerin vatandaşlıklarını iptal etmedi, zaten öyle bir şey demiyorum sözkonusu olan giri ermenistan'la ilgili olduğuna göre.
türkiye cumhuriyeti osmanlının doğal devamı olduğu için osmanlı vatandaşı olan ve anadolu'da mülkiyeti bulunan herkesin de vatandaşlık hakkı vardı. bu çerçevede tehcir sırasında anadolu'dan göçe zorlanan yüzbinlerce ermeni'nin de anadoluya dönme ve kendilerini tehcir eden osmanlıdan sonra onun yerine kurulan bu yeni devlette yaşama ihtimali vardı, çünkü osmanlı devletinin borçlarını da devralan ve onun doğal hukuki devamı olan türkiye cumhuriyeti vatandaşları tek tek kuyruğa geçip vatandaş kaydedilmediler, hepsinin osmanlı vatandaşlığı doğrudan tc vatandaşlığına dönüştürüldü. dolayısıyla 1915 itibariyle osmanlı vatandaşı olan bütün ermeniler de tc'nin de doğal vatandaşı idi, fakat 1923 sonrasında çıkarılan bir kanunla 10 seneden fazla süredir izinsiz yurt dışında bulunan herkesin vatandaşlığı iptal edilerek bu yüzbinlerce insanın dönmesi engellendi. tıpkı varlık vergisinin yahudi azınlığa yönelik olması gibi bu kanun da ermenilerin geri dönüşüne yönelikti. hiç tehcir edilmemiş olan nubar terziyan ya da benzeri insanlar zaten ermenistan'a hiç gitmediler ki, ya da fransaya amerikaya hiç gitmediler ki vatandaşlıkları iptal edilsin? bunu kafamdan sıkmadım ben, kaynak soner çağaptay'ın bir makalesi. gerekirse bulabileceğimi sanıyorum. zaten mesele o değil. sonuçta bu adamlar osmanlı tebasıydı ve burada mülkiyetleri vardı, bunlardan ayrılmak zorunda bırakıldılar, dışarı çıkarıldılar ve sonra vatandaşlıkları da dışarıda oldukları için istekleri dışında iptal edildi, sanki kendileri istemişler gitmeyi gibi. bunu diyorum.
- (bkz: earendil)
|