earendill 

adana çık aradan

  1. dördüncü nesil yazar.*
    (itü sözlük e bir daha girersem alacağım nick budur, 25.09.2007 00:29)
  2. dördüncü nesil ve sanırsam inşaat mühendisi yazar. @1966408 numaralı girisinde olayı çok güzel özetlemiş. hoşgelmiş, ellerine sağlık.
    (eksiksizuyum, 28.09.2007 18:06)
  3. ahmet altan olduğuna inandığım nesildaş yazardır.

    @2203552
    @2203553
    @2227655
    @2292779
    @2203556
    (diazepam, 25.03.2008 13:40)
  4. ülkücülükle liberallik arasında gidip geliyor. karar verememiş henüz. bunalım döneminde olduğu aşikar.
    (spotless mind, 23.05.2008 20:55)
  5. deniz gezmiş'i hem militarist, hem darbeci, hem cuntacı, hem ulusalcı, hem milliyetçi, hem herbirşey ilan etmiş bir yazarmış kendisi ilgiyle izliyoruz...
    (pulmoll, 23.05.2008 22:14)
  6. bunalımı sürüyor. taraf'da "liberal riyakarlık departmanı"nda boş pozisyon varmış. ahmet altan'la görüşeceğim kendisi için. üstün hitabet yeteneği ile buralarda harcanmasın garibim.
    (spotless mind, 25.05.2008 03:35)
  7. bu ve benzeri birçok girinin sahibi arkadaştır (bkz: @2444086).

    arkadaşımız deniz gezmiş hakkında kadar uğraşıp paragraflarca saçmalamış, yolda bir çuval bok bulmuşçasına üzerine atmış*. bu hazımsızlığın nedenini anlayamıyorum. her seferinde deniz gezmiş hakkında son girim olsun diyorum ama her gün yeni bir laf salatası çıkıyor karşıma. ama madem o kadar uğraşılıp paragraflarca saçmalanmış, haketmediği cevapları verelim bir kez daha. umarım bu son olur. gelin arkadaşımızın derdine ortak olalım.

    öncelikle, bir davaya inanmayı mallık saymak bir davaya inanabilecek yapıda olunmadığını, rüzgar nerden eserse o yönden çıkar kapmaya çalışıldığını gösterir. ayrıca eski solcuların bugünü için ertuğrul kürkçü ya da doğu perinçek'i, özellikle de doğu perinçek'i örnek göstermek ya onları tanımamaktır, ya da çok iyi tanıyıp en zayıf halkayı, en alakasız olanı seçmektir. bir de murat belge ortaya atılmaktadır ki evlerden ırak. o da solcu ise ben neo naziyim.

    bundan sonra emek sermaye çelişkisinin reddini içeren bir kısım geliyor. zaten artık sermaye kalktı, emek kalktı da biz kendi kendimize çalıp oynuyoruz. siyasetin odağı her zaman sömürenle sömürülen olmuştur, farklı zamanlarda üzerine farklı kılıflar geçirilebilir.

    araya birkaç doğru tespit saçıldıktan sonra kapitalizm-kapitalist bağlamında bir oksimoronla laf salatamız tekrar hortluyor. deniz gezmişe terörist yakıştırması yapılıp, ki her fırsatta bir laf etme gayreti var ki bu yazının asıl amacını oluşturuyor, birkaç madde sıralanıyor. bakalım ne denmiş:

    1) ey evrimdaşım, türdaşım. 12 martta subaylarının altıda biri sosyalist oldukları gerekçesiyle ihraç edilmiş bir nato ordusundan başka ne bekliyorsun. söyle de beraber bekleyelim.

    2) kürtlerin düşünceleri ve kemalistlerin tavırları statikmiş gibi davranma, 35-40 yıl önce kürtlerin içinde ayrılıkçı sesler azdı, kemalistlerin beyinlerindeki faşist düşünceler de keza öyle. kemalistliği bugünkü ulusalcılık denen saçmalığa, kürt kimliğini de kendine yapılan haksızlıklara cevap vereyim derken amerikaya alet olmaya indirgeme.

    3) bunun alakasını anlayan bir zahmet bana da anlatsın.

    4) çinin bugünü sosyalist olarak nitelendirilemeyeceği için o kapitalistlerin iç tepişmesidir, kendileri bilir.

    sonuç olarak, deniz gezmiş'in önündeki muhtemel yolu ılımlı islam maskesi altında emperyalizm yalakalığı ve faşizmden bozma ulusalcılık olarak koymuştur bu arkadaşımız, ki benim şu bilgisayarın binary mantığı bile bu kadar keskin değil.

    ya işte böyle. 40 yıllık devrimciler anne ben tespit yaptım diye ortaya çıkıp, 3-5 gerçeğin arasında sağa sola bok atıp, geçmişi çarpıtarak yorumlamakla değerinden bir şey kaybetmez.

    edit: bir atışmaya dönüşmemesi için burada kesiyorum. ama arkadaş @2445137 girisinde 5 kere kapasitesiz demiş. yazıdaki tek ilginç nokta buydu, başka da dikkate değer bir şey bulamadım. ad hominem kokan hareketler bunlar
    (bulletproof, 29.05.2008 20:09 ~ 30.05.2008 03:53)
  8. liberalliğe bok kondurmayan ama mc carthy'nin (hani şu komünist avı falan, davalar... iyi bilirler bunları) abd'sine "e olmuş öyle, ülke yanlış uygulamış ama sistemde hata yok asla" diyebilen ütopik şahsiyettir. no man's land olarak liberalizm, vay anasını. kim daha ütopik acaba?
    (joussaince, 29.05.2008 20:18)
  9. (bkz: robert nozick)
    (korelle, 29.05.2008 21:16)
  10. (bkz: görürsen selam söyle)
    (eazy, 30.05.2008 02:14)
  11. açıkçası kendisi nefret ettiğim görüşleri dillendiriyor. kâh deniz gezmiş hakkındaki yazdıkları, kâh taraf gazetesinin manşetlerini sözlüğe taşıması gerçekten hoşuma gitmeyen girilerinden birkaçı. ne var ki kendisini sevmeyen insanların bir kısmı gibi nickaltında kendisine bir şeyler yazmaktansa, yazdıklarını okumaktan yanayım. bunun temel sebebi ise bir görüşe karşı çıkmak isteyen bir insanın, öncelikle o görüş hakkında bilgili olması gerekmektedir. dolayısıyla savunduğu düşünceyi eleştirmek için sadece bu düşünceyi zamanında güzel bir şekilde savunmuş üstadların yanında, earendill gibi oldukça kötü savunan arkadaşların da okunması gerektiğini düşünüyorum ve kendisini severek okuyorum son günlerde.

    kafamı karıştıran ise, en son popüler deniz gezmiş girisiyle alevlenen mevzuda bulletproof'a (ki kendisini tanımam etmem) yazdığı nickaltında yaptığı çılgın kategorizasyon idi. insanları mal, kapasitesiz ve kapasiteli olarak ayırırken ve en tepeye liberalleşenleri yerleştirirken neye dayandığını merak ediyorum. yok eğer sıfırdan bir teori yaratıp, 70 solcularını buna göre kategorize ettiyse deniz gezmiş girisinden biraz daha hallice açıklamasını rica ediyorum dayanaklarını.
    (twinkle, 30.05.2008 02:18 ~ 02:21)
  12. insanları mal, kapasiteli ve kapasitesiz şeklinde ayırdıktan sonra kapasitesizleri tanımlama biçimi son derece orjinaldi doğrusu, kendisinden alalım;

    "kapasitesizler: 1970'te solcu olup 2008'de hala türkiyedeki davayı kapitalizm-işçi sınıfı davası sanan kendi kendine her gün yeni sollar kuran artık marjinlize olmuş, olayın dışında kalmış yeteneksizler "

    diyor bu pek liberal laf erbabı lakin liberallerin "political correctness" özelliğini unutuyor olmalı ki pek vurucu laflar söylüyor,olsun, böylesi daha iyi. dünyadaki dava hala işçi sınıfıyla-kapitalistler arasındaki davadır, bunun böyle olmadığını söylemek için adamın gözüne kağıt paraların yapışmış olması gerekir veya para fetişisti olması gerekir ki vardır böyleleri. türkiye'de ki davanın da hiç farklı olmadığını kaç zamandır yaşanan tersane ölümleri gösterir niteliktedir, tabi bakmak gerekir biraz;

    akıllarının sadece para kazanma olgusuna kilitlendiği patronların, gaz tüpleriyle kaynak yapılan yerleri ayırmaya bile ihtiyaç duymayacak ölçüde akıl tutulması yaşadığı çalışma şartlarında ki patron-işçi ilişkisi çatışma mıdır, değil midir? yoksa mccarthizm gibi bu da mı bir istisnadır?

    lafı uzatmaya gerek yok, earendill kafasına göre bir liberteryanizm tanımı kurmuştur ve bunun dışında kalan herşey istisnadır ona göre ve bu tanımı sallamayanlara da "mal herifler" diyebilmektedir; profesör wallerstein ya da sözlük yazanı olmanız hiç farketmez, malsınız ona göre.

    yazısını okuyun bence, bi de o kamerunlu futbolcu ismine benzer yazar kılıklının yazdığı saçmalıkları okuyun, aynı şeydir nihayetinde.
    (joussaince, 30.05.2008 02:35 ~ 03.06.2008 20:56)
  13. ilgili girimde 1970 solcularını 3'e ayırdım, bu akademik bir ayırım falan değil, benim kendi şahsi ayırımım, fonksiyonel olduğu için öyle kullandım, mal ve kapasitesiz olmak gibi tabirler de geçebilir, burası sözlük neticede, mala mal diyemedikten sonra ne anladım ben bu işten.
    burada temel bir kriterim var elbette, sadece 1970 solcuları için değil, genel olarak da geçerli bu. hayatı anlamlı bir bütün olarak gören, onu anlamaya ve gereğini yapmaya çalışan insanlara ben saygı duyarım, kimileri vardır, yanlış bir şey görür ve kafalarındaki ideallere o şey oturmadığı için müdahae etmeye ve o gerçeği düzeltmeye çalışırlar. bu bir soyluluktur. bunu yapmayan ve böyle gelmiş böyle gider zihniyetinde olan insanlarsa eyyamcıdır. bu bir, eyyamcı mallar diğerlerinden böyle ayrılır. onlar dışlarındaki gerçekliğe uyum sağlarlar. diğerleri ise masaldaki o tebdil kıyafet gezen soylu prensesin 15 kat minderin altındaki fındık tanesini hissedip uyuyamaması gibi rahatsız olurlar, tutarlılık ve anlamlılık ararlar. bunlar mallardan üstündür. bu sizin saflığınız ve soyluluğunuzla ilgili bir şeydir.
    mal olmayanlar gerçeği arama, hayatı anlamlandırma konusunda ortaktırlar, ama kimileri bir yere kadar anlayıp onu yeterli kabul ederler, ben anladım aştım der, olayı bitirdik daha yanılmayız artık bu model her şeyi açıklıyor derler. bunlar kapasitesizdir. çünkü hayatta trilyonlarca olgu vardır ve hiç bir şey 160 yıl önce üretilmiş hiç bir teoriye birebir uymaz. ama onlar için uyar, onlar o teoriyi anlamış ve bunun iç tutarlılığını çözmüş ve bunu yeterli bulmuşlardır. oysa 160 yıl öncesinin gözlemlerinden hareketle üretilmiş bir teori yeni olguları açıklayamayabilir, bu durumda bir şekilde modifikasyon yapmak, icabında bazı bölümleri terk etmek de gerekir. buna cesaretinizin olması da gerekir. ben geçmişte hayatımı buna adadıydım, ama yanlışmışım arkadaş. diyebilmek gerekir, herkesten önce kendine. bütün ömrümü boşa harcadım, diyebilmek gerekir, eğer böyle bir durum varsa kullanıldım. diyebilmek gerekir. kimse diyemez bunu, öyle kolay değildir. samimi inanan dürüst kapasitesizleri kast etmiyorum, onlar da var, ama niceleri artık her savunduğuyla düpedüz liberal olmasına rağmen sıkışınca, okur kitlesi şusu busu ya da yeni solcular sıkıştırınca "sapına kadar solcuyum ben arkadaş" yazıları attırmıyor mu? yiyen var mı bunları hala?işte bunlar kendilerinden ve kariyerinden, kendisine bütün ününü sağlayan geçmişlerinden vazgeçemeyen, buna cesaret edemeyen kapasitesizlerdir. mal değil, ama kapasitesiz.
    yani işte burada devreye iç hesaplaşabilme yeteneği giriyor. gördükleriniz sizin kendinizi adadığınız şeyi artık doğrulamıyorsa bunu cesaretlice söyleyebilmelisiniz. tabii bunun için de önce görme yeteneğiniz olmalı. işte bunların her ikisini de kapasite olarak yazdım. bu varsa vardır, bu anlamda türkiye'deki problemin sağ sol, işçi işveren problemini aştığını, daha farklı bir şey olduğunu, onların belki ancak birer semptom olduğunu bazı insanlar anladı, ve kendisini semptomla değil sorunun kaynağıyla savaşmaya adadı. işte bu daha büyük problemi görmek lazım. içinde olduğun basit düzlemin dışına çıkıp. yoksa bir ömrü perinçek ve şürekası gibi herşeyi açıklayan diyalektik yasalarla, tunç kanunlarıyla falan geçirirsiniz. hiç bir sosyal gerçekliğe tekabül etmediği halde siz bunu anlamadığınız için kendinizi haklı sanırsınız. peşinizden gelen olmaz, o bile sizi uyandırmaz. ve bir kapasitesiz olursunuz. perinçek gene dürüst bir kapasitesiz, bir de dediğim gibi kendine karşı dürüst olmayan kapasitesizler var onlar ayrı.
    yani böyle bir şeyler. mal, kapasitesiz ve kapasiteli gayet şahsi ve spontane ayırımlar diğer bir deyişle.
    (earendill, 30.05.2008 02:56 ~ 31.05.2008 13:30)
  14. bu kadar bilgi birikimine rağmen hala solculuk ile komünizm arasındaki farkı anlayamamış olan yazar kişisi...
    (mavidekaybolmak, 30.05.2008 03:43 ~ 03:44)
  15. istisna kelimesini kullanmaktan hoşlanmayan ve kendisine yok yere izafe edilmesinden de tiksinen bir yazardır. ben hiç mccarthism'e istisna demiş değilim. kafadan uydurmayalım lütfen. kime ne dediysem benim ağzımdan konuşmasın da dediğimi buraya yazsın. sözlük içi yazışmaları deşifre etmeye zorlanmasın insanlar uçurulma pahasına, neye istisna demişmişim?

    liberal demokrasi insanların devlet üzerinde daha fazla söz sahibi olmaları gerektiği idealidir, yöneticileri vatandaşların seçmesine liberal demokrasi deriz. vatandaşların çoğunluğu malın tekini senatör seçiyorsa bunun liberal demokrasiyle bir ilgisi yok. bu bir sistem sorunu değil, bu bir halk sorunu, çünkü sistem işi halka bırakan bir sistem. mccarthy gibi bir senatör seçilebiliyorsa ne yapmalıdır o zaman liberal demokrasi çözüm olarak. burada bir kara delik vardır, bu bir kusursa evet liberal demokrasiler bu anlamda kusurlu rejimlerdir, çünkü halk mallardan oluşsa da seçimi halka bırakırlar, peki genel seçimleri mi yasaklamalıdır, o zaman mı iyi rejim olacaktır liberal demokrasi? afferim, çok zekice.

    dahası ben kafama göre bir liberteryenizm tanımı yapmıyorum, bilen ne dediğimi gayet iyi anlayıp robert nozick diye sevdiğim yazarlardan birini direk yapıştırabiliyor. wallerstein gibi global düşünen, dünya uluslararası sistemlerinden falan bahseden koca koca adamlarla işim olmaz benim, "beyaz yalan var mıdır" sorusuna cevap arıyorum ben, ancak buradan başlayana, bu konu hakkında cevabı olana, diğer konulara ancak o cevaptan sonra ve ona dayanarak geçene saygı duyarım, bunları önemsiz bulup da amerika sscb çekişmesinden, jeopolitikten falan başlayanı ise dinleyemem, çünkü vakit kaybı.

    ha evet, bir de tuzla. tuzla'da insanlar öldü evet. ama burada sorunların en büyük sorun olması olmaması bizim onu öyle tanımlamamızla olmuyor, insanların öyle tanımlamasıyla oluyor. 19. yy avrupa'sında işçi-kapitalist sorunu en önemli sorundu ve demokrasinin de taşıyıcısı oldu. genel oy hakkı bu sayede ortaya çıktı. ama bugün türkiyede böyle bir şey yok. insanlar en önemli sorun olarak başka şeyleri görüyorlar, ve o liberalleşen kapasiteli eski solcular bunu gördüler. 1970'lerde chp'yi, inönü zihniyetini yere sererek statüko olmaktan çıkaran ve halkın siyasete akma kanalı haline getiren bir ecevit'in oy patlaması yaptığını gördüler. bu, devlet ideolojisine muhalif büyük bir kitle var demekti. 1983'te turgut sunalp'a karşı müthiş bir oy alan turgut özal'ı gördüler. sırf sivil olduğu için oylar ona aktı. 2002'de, 2007'de akp'ye oy veren bir halk gördüler, devlet ideolojisinin mağduru. ve bu yüzden durmadan büyüyen. insanlar bugün ve muhtemelen son 58 yıldır en büyük sorun olarak bu devlet ideolojisinden kurtulamamayı görüyorlar. ondan kendilerini kurtaracak partilere oy veriyorlar. demek ki en büyük sorun tuzla olayı değil, bu. tabii bilemiyorum, tuzla olayı dsip'e falan patlama yaptırır mı? dsip %34, ip %19, shp %26, akp %3, dtp %2 olacak mı acaba böyle bir şey?
    (earendill, 30.05.2008 04:01 ~ 03.06.2008 13:11)
  16. kapasitesiz güruha müdahil bir biçare insan olarak kendisinin liberal demokrasi betimlemelerinden şunları anladım (bu noktada bana kalbi kadar temiz bu textbox'ı ayıran ve bana burada yazma hakkı tanıyan liberal demokrasi'ye kalbimin derinliklerinde saklanmış tüm pıtırcık sevgi demetlerini göndermeyi kendime borç bilirim. ne güzel sistemimizdin sen fahriye abla!) :

    1. "hayatı anlamlı bir bütün olarak gören, onu anlamaya ve gereğini yapmaya çalışan insanlara ben saygı duyarım, kimileri vardır, yanlış bir şey görür ve kafalarındaki ideallere o şey oturmadığı için müdahae etmeye ve o gerçeği düzeltmeye çalışırlar."

    ama o gerçeklerden biri liberal demokrasi olamaz. çünkü liberal demokrasi: "içinde yaşayanların eleştirilerine açık tek rejimdir." (bkz: liberal demokrasi/!earendill) çünkü, liberal demokrasi haktır.

    2. "ha evet, bir de tuzla. tuzla'da insanlar öldü evet. ama burada sorunların en büyük sorun olması olmaması bizim onu öyle tanımlamamızla olmuyor, insanların öyle tanımlamasıyla oluyor. 19. yy avrupa'sında işçi-kapitalist sorunu en önemli sorundu ve demokrasinin de taşıyıcısı oldu. genel oy hakkı bu sayede ortaya çıktı. ama bugün türkiye'de böyle bir şey yok. insanlar en önemli sorun olarak başka şeyleri görüyorlar."

    çünkü... öyle işte. liberal demokrasi en önemli sorun bu değil diyorsa öyledir. öyle olmasa hasan cemal liberal demokrat olmazdı. çünkü, liberal demokrasi haktır.

    3. "normal hiç bir insan basit çıkarlar için şiddete yönelmez"

    çünkü; normal insan basit çıkarları için liberal demokrat olmayı tercih eder. ihale, başbakan'ın uçağında bizınıs klas uçuş falan. liberal demokrasi'nin çıkarları bu denli basittir. çünkü, liberal demokrasi haktır. (bkz: deniz gezmiş/%normal hiç bir insan basit çıkarlar için şiddete yönelmez)

    4. liberal demokrasi'nin gözünde deniz gezmiş aynı anda hem militarist hem de terörist olabiliyor. (bkz: deniz gezmiş/%işte bunlar deniz gezmiş ve benzeri militaristleri reddedemiyorlar) (bkz: deniz gezmiş/%idealist teröristimiz deniz gezmiş)

    yani liberal demokrasi işine geldiğinde perspektifine can düşmanı "militarist" savları ve yamaları da katabiliyor. ama işine gelmedi mi militarizm'e ve militarist jargona karşı duruş olarak gazetelerinin birinde; "127 insan öldürüldü" diye manşet atabiliyor. (bkz: @2241700) liberal demokrasi, yeri geldiğinde el sikiyle gerdeğe girmeyi kendine hak sayarken kimi zaman da o siki bir kenara fırlatabiliyor. çünkü, liberal demokrasi haktır.

    5. yine el sikiyle gerdeğe girmeyi kendine hak sayan liberal demokrasi, saltanatının yıkılacağını anladığı anda, kendi başbakanının ağzından: "türkiye ancak yüksek bir milliyetçilik ülküsü üzerine kurulabilir"* gibi son derece milliyetçi, hatta günümüz deyimiyle liberallerin en büyük fobilerinden olan "ulusalcı" bir sözü tasavvur ederek; el sikiyle sadece gerdeğe girmekle kalmayıp onu bir güzel yalayıp yutabileceğini de ispatlamış olabiliyor.

    ama varlığını neredeyse "ulusalcılık orospuçocukluğudur" noktasına indirgemiş bir modern dünya fenomeni can düşmanının sikini nasıl yalayıp yutar demeyin. çünkü, liberal demokrasi haktır. (bkz: deniz gezmiş/%aslanlar biz buna ulusalcılık diyoruz)

    6. mccarthy dönemi ve yapılanlar hiçbir şekilde liberal demokrasiye mal edilemez. tamamen "münferit" olaylardır bunlar.

    münferit mi? yine mi militarist/ulusalcı jargon oldu? ama el sikini yalayıp yutmak, pragmatik orgazmlar yaşamak liberal demokrasi'nin hakkıdır. olacak o kadar. çünkü, liberal demokrasi haktır.


    sonuç: siz solcular ne mal adamlarsınız olm? iflahımı kuruttunuz burada göt acımdan ne yazacağımı şaşırdım. bi yola gelip bizim liberal keraneye katılsanız da rahatlasak. şimdi sizin yüzünüzden o birbirini tekrarlayan, paragrafsız, göz sikici saçmalıklarımdan birini daha yazmak zorunda kalacağım. hasan*, cengiz*, oğlum yardım edin lan allasen.
    (spotless mind, 30.05.2008 05:16 ~ 07:05)
  17. kuyruk acısının geldiği nokta ve akıl almaz boyutlara ulaşan ukalalığı tek tanrılı dinlere olan inancımı sorgulamaya itti beni. hep vurduk biraz da gururunu okşayalım bari. ha bu kuyruk acısıyla, ukala tavırları devam ettikçe yine vurmaya devam ederiz. sadist bir yanım var, inkar etmiyorum. şimdilik zulme ara verdim ama.

    --- advertorial (manidar sözcük) ---

    liberal demokrasi doğruluğu su götürmez bir din, earendill de o dinin peygamberidir.

    --- advertorial (manidar sözcük) ---


    ps: biat edin allahsız solcular sizi.
    (spotless mind, 30.05.2008 11:21 ~ 11:22)
  18. liberalizmin peygamberi olarak biz kapasitesizleri nirvanaya ulaştırması beklenen yazardır. konunun dışında kalıyım diyorum, polemiğe girmeyim diyorum ama bunu yazmazsam olmaz. bakın arkadaşımız ne demiş:

    alın size deniz gezmiş'in bir röportajı, vallahi bıktım sizden. şimdi ben bunları yazarken cühela birileri çıkıp gene nikaltıma falan "işte neoliberal, deniz gezmişe saldırıyor, gezmiş kemalistmiş, yok devenin nalı, zaten ne beklenir neo liberallerden" falan yazıp bitirecektir, konunun etrafında dönmeyin arkadaşlar, biliyorsanız yazın, bilmiyorsanız kapasitesiz uğur mumcu'nun dediğini dinleyip yazmayın ve fikir sahibi de olmayın.

    evet evet kapasitesiz uğur mumcu. hayır yanlış anladım diye tekrar tekrar okuyorum ama yazan bu. alın bu da girinin tamamı: (bkz: @2445515)

    şimdi ben buna ne desem? aslında denecek birşey yok, herşey ortada. arkadaş tedavi sınırlarının ötesine geçmiş. tamam sevmiyor olabilirsin, ama bu kadarı da saçmalamaktır. eğer kapasite çıtasını uğur mumcu'nun da üzerine koyuyorsan ben kapasitesizliğimi kabul ediyorum. artık bu lafı ciddiye alan birileri çıkar, onlar cevap versin.
    (bulletproof, 30.05.2008 11:25 ~ 11:26)
  19. "az sonra nikaltıma konunun etrafında dönen, ama burada yazacaklarıma hiç değinmeyecek olan giriler yazılacak" diyen ve dediklerinde de haklı çıkan yazardır. (bkz: @2445515)

    dön baba dönelim, konunun etrafında dönelim, gezmiş ne demiş ona hiç girmeyelim. söyleyen liberaldir ya, bizim kendi kabuğuna çekilmiş kitleye "bu liberaldir, ne söylerse inanmayın" mesajı verelim, gerçeğin veya röportajın üzerinde konuşmayalım. afferim size solcular.
    (earendill, 30.05.2008 11:34 ~ 11:34)
  20. sempatik yazar. takipçisiyim.
    (broken promises, 30.05.2008 11:40)
  21. sonradan aklıma geldi; böyle topic up'larla falan popülaritesi tavan yapıyor. arz-talep dengeleri çılgın atıyor. daha bir teşekkür bile alamadık. halbusen, pazarlama dediğimiz şeyi severdiniz siz kuzum. yakışıyor mu hiç? ama düzelecek. deniz gezmiş ile ilgili, kendisinin adına mutlak doğru dediği, zırvalara ciddi cevap istememeyi de öğrenecek. halihazırda çürütülecek bir şey mi var a gülüm? kendinden çürük zaten onların hepsi. seninle böyle takılmak daha zevkli hem. bak ne güzel senin ciddiyetinde didişiyoruz birbirimizle.

    liberal de olsa insan yetinmeyi bilmeli değil mi? ha olur da bi gelişim sezersek bakarız bir çaresine.
    (spotless mind, 30.05.2008 11:41)
  22. bence yazı yazarken, yeni paragrafa geçmeden önce bir kere enter'a basmak suretiyle paragrafları güzelce ayırırsa daha rahat okunur.
    (twinkle, 30.05.2008 12:22)
  23. ne olmuş lan burada? kasıklarımdan golf-stream akıntısıyla karışık ince çiy damlaların yağdığı los angeles güneşinin altında malibu beach'de surf line'ı beklerken insanın içini daraltmayı biliyorsunuz ya helal olsun.. ne diyim size bilmem ki... benim küçük jesim olgunlaşmış, serpilmiş, o kanatan ayarlarımı aldığı dönemdeki ürkekliğini üzerinden atttığı gibi kendi saldırmaya başlamış. şu an nedeni bilmediğim garip bir gurur içindeyim. bu hale gelmesinin benim eserim olduğunu bilmenin, ondaki bu değişimin ben koktuğunu, zamanında yediği ayarların neticesinden kaynaklandığı bilmek, katlanmış penisin kendisini bulması gibi bana huzur veriyor.

    partilerimden birinde içkiyi fazla kaçırmışım. havluyla evde geziyorum. naked bi halde. nasıl olduysa ters bir hareket yaptım ve o an ispanyol yavrunun biri küçük kayser'e gördü. katlanmış haldeydi. eminim. küçük kayser görmedi çünkü onu. küçük kayser kendi görmediği zaman ev haliyle takıldığından ister istemez olduğundan zayıf görünüyor. şimdi ben bu kıza "sorry" dedim, taşağa vurdum filan da olmadı, bitmedi. küçük kayser'i tekrar gösterip orjinal hali bu diyene kadar içimde bir huzursuzluk olacak. eee gözünün önünde küçük kayser'i açıp da, "sorry about that, ı mean last time and this time, its the real kayser, just let u know, sorry again..." demek de geçti bi ara içimden ama, gerçekçi bulmadım.

    jesiiiiiiiiiii senin için geliyorum, senin içiinnnnnnnnnn, senin içinnnnnnnnnn....


    ahhhhh sözlüğün gündeminden uzak olmak ne kötü. her şeyi kaçıyorum. gündem benim ama. ben. ayar verecek adam bulamamanın sıkıntısı çok başka bir şey ya. geçen gün bi film çekiyorum. senaryo göreği tekerlekli sandalyeye ihtiyaç oldu. hani plajlarda kuma gömerlerler ya insanlar birbirlerini, şakasına, bundan da öyle bi sahne var. ama filmin sonunda adamın ayaklarının olmadığı ortaya çıkıyor. özürlü yani. komedi-macera türü. neyse sordum bizim ekibe tanıdıkları özürlü arkadaş var mı diye, bir günlüğüne sandalyesini ödünç almak için, ohh valla yatıp uzanıp film filan seyreder işte dedim. bulamadık ama.

    neyse ya nerede yazıyordum ben. heee jesi gibi benim bulaşma potansiyelim olduğu bir yazar. ahh işte bu iki yazarların bir de yazılarını okuyabilsem, bi bahsettikleri şeyler ilgimi çekse. geliyorum. çok yakında.

    edit:yahu oy vermeyin lütfen şu yazıya, mis gibi foucault yazıları vardı, onların yerini aldı bu değersiz şey, günahtır.
    (joussaince, 30.05.2008 02:35 ~ 11:42)

    ahaha bu ne böyle!! bak bunu görmemiştim. bi de senin için olgulanştı filan yazdım yukarıda. beni mahcup ettin. ahahah harbiden nedir jesicim bu? "mis gibi foucault yazıları vardı" ayyy gülmekten karnım hıçkırdı. fiko kim kardeşim? yok yok ayar verecek gibi bi şey değil bu ya, insan bakıp bakıp rahatlıyor. başka yazın var mı güzel, söyle de onları da okuyalım, mis gibi olsun ama hehehhheee. bu edit giri modası da yeni çıktı heee, maksat doğruyum dürüstüm haksız oy istemiyorum falan filan davası herhalde, "bu entrymi oylamayın. yapmayın. bu amaçla yazmadım. inanıyorum o kadar şey yazdım bu en fazla oyu aldı" bık bık bık. biz de aferin adama helal olsun diyoruz. yahu nelerle uğraşıyorsunuz, neyin peşindesiniz bilmiyorum ki, hangi birinizle ayar vereceğimi şaşırdım. neyse bari gidip ona bakıyım. napıyor? beni özledi mi? güldüğünde salyalarını havada kapabilir miyim?
    (kayser sozer, 03.06.2008 11:37 ~ 11:58)
  24. tolkien tarafından aurvandil ya da orantil'den türetilmiş kelime. germen mitolojisine göre bir gezgin olan orantil, quenya dilinde earendil olarak karşımıza çıkıyor. anlamı "deniz sever" olarak çevirilse de ismin terminolojik kaynağı olan orantil'in "gezgin" anlamına geldiği göz önünde bulundurulursa, earendil'in gerçek anlamı deniz gezginidir. silmarillion'un "deniz gezmiş" karakteridir.
    (nietzsche der kopfschmerzer, 04.06.2008 00:50 ~ 00:51)