|
|
- kişinin eşyalarının bir kısmına isim takması olayıdır. kişi kendince sebeplerden özel hissettiği eşyalara kendince yakıştırdığı isimler koyar, o isimlerle hitap eder onlara. bazı isimlerin bir hikayesi vardır -ki bu hikayeler çoğu zaman yarıcı bir etkiye sahiptir- bazı isimleri ise kişi kendi uydurmuştur.
yanlız şu da var ki, müthiş bir yalnızlık belirtisidir, kişinin eşyalarla konuşmak istediğini gösterir.
- evden ayrılırken büyük ihtimalle aşağıdaki diyalog yaşanacaktır.ayrıca masculin feminin bir dil grubunda olursa daha iyi ve güzel olur
+güle güle ahmet
+kendine iyi bak naciye
+sende iyi giyin bu soğukta necla
eşyalar kendi aralarında
-yav bu osman abi de çok salak bizi canlı zannediyor
- bir hafta önce teknik servise verdiğiniz ipod mininizin ne durumda olduğu için teknik servis aranır, bıyıklı bir amca -evet adamın sesinden bıyıklı olduğu belliydi- telefonu açar:
+alo
-alo, iyi günler efendim. ben geçen hafta bir ipod mini bırakmıştım, şu an ne durumda öğ...
+aykut mu, burda du bi dk.
(aykut, gel lan seni soruyolar
kim lan?
ne biliyim, genç bi adam)
=buyrun ben aykut
- iyi günler, ben geçen hafta bir ipod mini bırakmıştım da acaba n...
=kardeş burası aşti, kamil koç, nereyi aradın sen
- hönk? kamil koç mu? pardon yanlış olmuş o zaman.
son arananlar kontrol edilince gerçek anlaşılmıştır: teknik servisin 12 son iki rakamı 72 diye yazılmış ve başka numara aranmıştır.
ama bu hpş tesadüf zaten aypot diye hitap ettiğim -mp3çalar demesi zor napiyim- mp3çalarıma yeni bir isim vermiştir: aykut!
- (bkz: yalnızlığın anlaşıldığı anlar)
- küçüklükten kalma anılarımızın en güzellerindendir.
zor geçen çocukluğumuzda kolay kolay oyuncak okul eşyası falan göremediğimiz için hep yeni alınan eşyalarıma isimler verirdim. bunun onları değerli kıldığını ve uzun sürede bana hizmet edeceklerini düşünürdüm. en çok da çevrede duyduğum ya da kendi ürettiğim güzel isimler koymaya çalışırdım ki iyi hissetsinler kendilerini diye. çocukluk işte.
ilk başlarda oyuncak arabalarım vardı ufak onlara isim verirdim yarıştırırdım en iyi gidene "turbo" demiştim sonra "güneş" " siyah ok"... sonra yaş ilerledikçe bu bi takıntı halini almaya başlamıştı. aslında çocukluğun o saflığını üzerinden atınca insan ne yaptığının farkına varıyor ama o zaman yadırgamamıştım devam etmiştim isim vermeye. şemsiyem vardı bir tane sonra ilk uçlu kalemim vardı sonra ilk para biriktirmenin heyecanıyla aldığım hafızalı atarim vardı vb. hepsinin de bir ismi vardı. ne kadar salakça geliyor dimi ama o zaman güzeldi ne bilim. sonra yaş büyüdü lisede yatılı okuduk bu sefer içerlerdeki fırtınalarla ilk aşklar falan derken unuttum bu isim verme işini.
sonra döndük geldik üniversiteye. burada gene pörtledi ama bu sefer konuşma da işin içine girdi. sonra olmicak kaplumbağa aldım en azından millet deli sanmasın da hareket eden bişeyle konuştuğumu görsün diye. sonra da ne kadar yalnız olduğumu anladım. evet küçükken başı öne eğik suskun puskun oturan ama derslerden de pekiyi yi çakan çocuk bendim sümüklüydüm. şimdi de pek bi farkım yok ama yalnızlığa aşık olmak bu galiba. şu yanılgıya düşerler insanlar genelde: yalnız insan acınacak insandır. ama halt etmişler. yalnızlık seçilebilir bir durumdur ve insanı içine çeker. kapılan bir daha kurtulamasa da kapılmamayı bilirseniz en büyük dosttur. o yüzden eşyalar sadece bir araçtır. onlara isim vermek konuşmak insanın kendisiyle dertleşip konuşmasıdır ve bu çoğu zaman sizi dinlediğini söyleyen insanlardan daha kolay çözüme ulaştırır. o yüzden denenmeli. en azından kendini sevmediğini düşünen kendindeki güzellikleri göremeyenler için çok büyük yardımcı olabilir. bu arada deli değilim.
- (bkz: cast away)
(bkz: wilson)
- mal canın yongasıdır atasözünden hareketle memleket insanının gayr-i ihtiyari, evinde yıllardır işine yaramış, insanından görmediği yararı, bu ad koymaktan kendine bir gurur vesilesi çıkarmış olduğu eşyadan gördüğünü düşünerek yaptığı eylemdir. bu köylü insanında hayvana isim vermek ve sahiplenmek olarak da sıkça vuku bulur. bir gün eskiye ayrıldığında bile vermekten, atmaktan öyle uzak dururlar ki, ben peşinden ağlayanını bile gördüm. nihayetinde psikolojik bir rahatsızlığın ya da açıklığın/açlığın da bir yansımasıdır.
- kişileştirme sanatının bire bir yaşanan halidir. sanıldığı kadar yalnız olmayan hatta çok sosyal insanların da yaptığı ve yapabileceği bir eylemdir. ablamın yaptığı bir eylemdir. her sevdiği eşyasına isim vererek o şahsiyet sahibi bir çanta, oyuncak, kolye vs şeklinde açıklamalarda bulunur ,hatta ve hatta isimleriyle seslenilmediği zamanlar kırılacaklarından falan da korkar. kendi çapınca eğlenir.
- kedisine bile isim bulmaya üşenip* yalnızca kedi diyen bünyelerin uygulaması neredeyse imkansız eylem.
- (bkz: gilmore girls)
(bkz: lorelai gilmore)
- sofrayı topluyoruz. anneye ergenlik sitemleri eşliğinde. kızdı bir süre sonra ama tatlı dille, "bulaşıkları ayşe yıkıyor zaten" dedi. bulaşık makinasının adı ayşe kaldı.
"çamaşır makinesi ne olsun?" diye sorduk birgün. "hadi ona da fatma diyelim" dedik ortaklaşa.
şimdi ekmek makinasının adı "bünyamin" hamur yoğuruyor, boru mu!
buzdolabının adı da arzu, "gireni çıkanı çok" diye.
- tehlikeli bir paranoyak olma yoluna giden insan eylemidir. uzun süre beynimde doğu batı senteziyle yarattığım isimlerle eşyalarıma seslendiğimde ev arkadaşlarımın 'doktora gidelim' gibi doksanlı yıllar esprilerine konu olmaktan kurtulamamışımdır. bilgisayara beytullahcan, en sevdiğiniz kaleme abdullahberk, yatağa tuğçeşaziye adı ile seslenmek gibi.
|