sıkça yaptığım, hala da yapmaya devam ettiğim eylem...
sanırım şu olay, durumu daha net anlatacaktır. efendim,
akrebin gözleri yıllar önce, ilk evliliği sırasında bu konularda daha da takıntılı bir adamdı. evlenirken anne baba evinden getirdiği nadir eşyanın arasında babasına ait, desenlerini çok sevdiği (nesini seviyorsa, bildiğin çizgili) bir de
havlu vardı ve kahramanımız o havluyu saç havlusu olarak kullanmaktaydı.
havlu o kadar eskimişti ki, üzerinde tüy (aka: hav) kalmamış, alenen bir beze dönüşmüştü. bir gün kahramanımız akşam üzeri eve döndü. evde adına
eş denen kişi ve adına
temizlikçi denen dişi vardı, ki bu ikisi birlikte olduğu zaman
çete adını almaktaydı. ikisinin de suratındaki tedirginlik ve gözgöze gelmekten kaçınan tavırları kahramanımızın gözünden kaçmadı elbette. bi bokluk vardı. hemen adı geçen bokluğun ne olduğunu öğrenmek üzere sorular sormaya başladı. "ne oldu?" "neyin var?" "canın mı sıkkın?" türü tipik evlilik içi diyalog başlatma girişimleri "yok bişey", "yoo..mmm" türü salvolarla geçiştirildi. taa ki...
taa ki, o ana kadar. yani kahramanımızın havluyu banyonun önünde yerde (üstelik ortadan kesilmiş) gördüğü ana kadar... caanım havlusu, artık temizlik bezi olmuştu... göz kararması, bi sigara yakma ihtiyacı, sinir basması, bağırış, çağırış, kriz birbirini izledi.
sonuç: işten atılan bir yardımcı kadın ve yaklaşık iki hafta konuşulmayan bir eş. (sonradan boşanıldı, ama bu olayla ilgisi yok, o kadar da değil)
not: ortadan kesmeseydi kaltak, yine de yıkar kullanırdım lan!