yani "eşyalar" demek, "şeylerler" demek gibi bir şey. tabi zaten çoğul olan bu sözcüğü, bir çoğul daha eki ekleyerek kullananlara, "doğru yazın hayvanatlar" denmez. neden? çünkü "hayvanat" sözcüğü de çoğuldur, öyle derseniz "hayvanlarlar" demiş gibi olursunuz. neyse, sıkıldım ben.
hayat.. yaşanan her an geçtiği anda yalnızca hayaldir artık. gerçekliğini kendine bile kanıtlayamaz insan. kendini mutlu eden dakikalara sabitlenmeyi diler, ilerde zaman makinası icat olduğunda o mutlu ana geri dönebilmek için hiçbir saniyesinin silikleşmemesini ister. oysa hayal silikleşir, solar. rengini, dokusunu kaybeder hafızanın derinliklerinde, unutmamak için beynine kazımak istediği anlar bile yok olur. unutmaya başladığını fark ettiğinde insanın içi cız eder, ama her düşündüğünde bir parçasının daha eksildiğini görür. bu yüzden eşya yaşanan anların hiç yaşanmadığını sanmamak için gerekendir. güzel anları korumaktır, anıları.. ve dokunabilmektir onlara. en son onun yanındayken giydiği elbiseyi bir daha hiç giymemek, başka anılara karıştırmamaktır bazen. o eşya hep orada, o anda kalan, ve o andan insanın yanına kalandır.
konuşamasa da, sahibinden daha çok şey anlatan gizli nesneler. eller ve dudaklar gibi hepsinin kusursuz bir hafızası var. ne kadar yalnızlık, o kadar fazladan eşya. boşluğu kendinle doldurma telaşı işte.
boş duvarlara daha çok siyah beyaz resim, yeni bir krem paspas hole, sallanan koltuk odanın girişine, yazı masası venge olmalı illa, duvarları iki renge boyayalım, giriş kapısının tam karşısına bir boy aynası. yerleşmiyorum, gidiyorum dedikçe daha çok eşya.
saten yatak örtüleri, tam karşısına daha büyük bir ayna, artık sığamadığım için daha büyük bir gardorap, alengirli lambalar. biri bana dur desin… bu kadar eşyaya ait değilim ben…
'' ama hayatımızın, tıpkı bir roman gibi artık son şeklini aldığını hissettiğimiz günlerde, en mutlu anımızın hangisi olduğunu benim şimdi yaptığım gibi hissedebilip seçebiliriz. yaşadığımız bütün anlar içerisinde neden bu anı seçtiğimizi açıklamak da, kendi hikayemezi bir roman gibi yeniden anlatmayı gerektirir elbette.
ama en mutlu anı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz.
bu acıyı dayanabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dojunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar''