• görseller

    • eğitim
    • eğitim
  1. çocukların toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye
  2. canım ülkemin insanlarında eksik olan, hiç bir zaman bu ülkede tam olarak alınamayacak, fosil zihniyetlerle hala sürdürmeye çalıştığımız hiç bir zaman oturmayacak olan sistem
  3. amacı ve aracı insan olan karmaşık bir oluşumdur. düşünce kaynağını felsefeden, doğruluğunu bilimden, düzenini toplumdan alan bir yetiştirme şeklidir.
    kasıtlı, istenilir davranış değişikliği yapma da denilebilir.
  4. günümüzde artık bir anlamı kalmayan zaman kaybı olarak görülen şey.açıkçası bunun tek nedeni artık gençlerin topçu yada popçu olmaktan başka birşey düşünmüyor olması değildir,kısacası popüler kültür tek sorumlu olarak gösterilmek istensede aslında eğitmcilerinde çok büyük payı vardır eğitimin şey konumuna düşmesinde.

    bu konuda verilecek en güzel örnek proflardır onlara profesör demiyorum çünkü profesör olmak demek sadece isminizin başına prof ekinin gelmesi kısacası sosyal statüler içinde level atlamak değildir,dünyada profesör olabilmek için bir usta çırak ilişkisi ile yalnızca kendi alanında değil edebiyat,sinema kısacası sanatın ve entelektüel birikimlerin her türlüsüne olabildiğince fazla sahip olan derslerinde hayata bakışınıda öğrencisine yansıtan,epistemolojik kopuşunu neredeyse gerçekleştirmiş kendine has bir birey anlaşılmaktadır.ancak geçmiş yıllardaki ve şuan ki iktidarında yürüttüğü saçma -sözde-programlarla profesörlük ayağa düşürülmüş tıpkı tebaasına ganimet dağıtan bir padişah gibi kendisini destekleyenlere hiçbir özellik aranmadan dandik atamalarla gerçekleştirilmiştir.
    bunun sonucu olarakta yılda yarım sayfa bile makale yazamayan sözde bilim adamları daha doğrusu proflar ortaya çıkmıştır üniversitelerde serbest kıyafetle gidilebilen liselere dönüşmüştür doğal olarakta bu sığ insanların -elbette değerli profesörler,asistanlar var ancak çok azınlıktalar bana kalırsa-elinde eğitimde bu hale gelmiş eski değerini yitirmiştir.


    üniversite öncesi eğitimden söz etmedim bile malum en önemli kısım böyleyken orasının halini tahmin edersiniz.
  5. bilginin öğelerini ve en iyi çalışma yöntemlerini öğretmek ve en önemlisi,ona daha sonra her ne iş yaparsa yapsın,içten bir doğruluk özlemi kazandıracak,hem biçim hem de içerik bakımından güzeli anlamasını sağlayacak,öteki insan birimleri arasında yararlı bir birim olma ve insanlığın geri kalanıyla uyum içinde olma duygusu verecek bir genel esin aşılamaktır.
  6. toplum içinde birey olma becerisini kazanmaktır, diğerleri ile birlikte yaşarken dengeyi kurabilmeyi öğrenmektir.

    eğitim bir okul hayatına sığdıralamayacak kadar geniş, tek bir kişiye veya kuruma emanet edilemeyecek kadar ciddi bir konudur. hava kadar su kadar ihtiyaçtır, bir haktır.

    peki niye eğitim? savaş olmasın diye, kargaşa olmasın diye, mutlu ol diye...

    peki nasıl eğitiliriz? insanlar birbirini eğitir dururlar hayat içinde, etkileşirler, aralarındaki ilişkileri düzenlerler, yazılı, yazısız kurallar koyarlar, tecrübe kazanırlar, tecrübelerini unutmamak için oturur kitap yazarlar, film çekerler, şarkı söylerler.

    peki eğitim için ne gerek? okumak, dinlemek, seyretmek, konuşmak, tartışmak, seyahat etmek, insan tanımak, ve en önemlisi düşünmek, yeniden yeniden dengeyi kurabilmek için düşünmek, hayat boyu düşünmek ...

    eğitim şart ne demek peki? eğitimin gerekilerini yapmak şart demek, bunun için gerekli alt yapıyı sağlamak şart demek.
  7. eğitim

    eğitim bilinen anlamıyla “yaşantı ve tecrübe yoluyla kasıtlı ve istendik davranış değişikliği”. peki, ne için kasıtlı ve istendik? bunu bilmeksizin yıllardır eğitiliyor muyuz? bizim çıkarlarımız söz konusu mu yoksa başkalarının çıkarları mı söz konusu olan? ben bu yazıya başlarken çin halk cumhuriyetinin lideri mao’nun bir sözüyle başlamak istiyorum: “ halkınıza 10 kitaptan fazla okutmayın” işte bu söz eğitimi anlatıyor. daha doğrusu eğitimi değil de bilgilenmeyi, aydınlanmayı anlatıyor. okuyan insan bilgilenir ve yaşadığı çevreyi ve düzeni sorgulamaya başlar. sorguladıkça aslında güzel görünen şeylerin makyajlanmış yalanlar olduğunu fark eder. eğitim kurumlarının onu bilgilendirdiğini değil sistemin bir elemanı olma yoluna ittiğini fark eder. işte sorun da burada başlıyor zaten. biz bilgilendiriliyor muyuz yoksa eğitiliyor muyuz? hindistan’da trigonometrik cetvel tamamen ezberletiliyor. amaç ilerlemek değil ilerlediğini zannettirmek. asıl olan insanin kendini eğitmesidir. insanlar kendilerinin ilerlediklerini, geliştiklerini zannediyorlar ancak tamamen bir devletin politikasına alet oluyorlar. bu bizim yaşadığımız devlette daha belirgin çünkü eğitim adına hiçbir şey yok (!)



    eğitim kelime kökü olarak “eğmek” sözcüğünden gelir. yani bir şeyi mevcut şeklinden başka şekle sokmak anlamındadır. yani bizi okullarda kendi özgür irademiz dışında bir mengeneye sokup düşüncelerimizi tamamen istedikleri yönde eğiyorlar. aslında öğretim kurumları olan ilköğretim, lise ve yüksek öğretim kurumlarına eğitim yuvası denmesinin nedeni de bu sanırım. bu kurumlar bizi gizliden mevcut hükümetin politikalarına alıştırıp uyuşturuyorlar. herhalde her hükümet değişikliğinde müfredatların baştan sona değişmesinin nedeni de budur…



    öğretim kurumları olan ilköğretim, lise ve yüksek öğretim kurumlarında bize bilginin verilmesi gerekirken ve ya bilginin nasıl kullanılması gerektiği öğretilecekken tamamen sistem elemanı yetiştiriliyor. bu kurumlar öğretim kurumlarıdır. ülkemizde eğitim veren yani vermesi gereken(!) kurumlar sadece askeriye, din okulları gibi hiyerarşik yapılardır. işte tam da bu kurumlarda insanı istediğiniz şekle çok kolay sokabilirsiniz. ancak öğretim kurumlarında bunu yapmamalısınız. çünkü insan düşünebilen bir varlıktır ve eğitilemez! insan yaşantısı sonucu öğrenir ve sadece kendi kendini istediği yönde eğitebilir. işte o zaman insan yaşadığının farkına varabilir ve bu hayattan zevk alabilir…

    pierre joseph proudhon