geçenlerde bazı sağlık sorunları yaşamış, psikolojik kaynaklı sanarak doktora başvumuş kendisi, malesef beyninde tümör çıkmış. bu nedenle şu sıralar hastanede yatmakta, geçmiş olsun diyoruz.
2004 yılından beri beyin tümörü ile mücadele eden feminist yazar. maalesef aramızdan vakitsiz ayrılmıştır. ailesi ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum
ölüm haberi beni altüst eden bayan yazar. isminden bahsedildiğinde akla ilk gelen kelimenin "feminist" olması, bu kelimenin ülkemizdeki anlamına bakınca üzücü elbette. kendisi ile tanışmış olmaktan gurur duyduğum bir hanımefendiydi. günümüzde 16-17 yaşlarında "feministim ben!" diye haykıran cosmo girl kızlarına bir bakıyorum da feminizmi, yıkmadan dökmedem sadece erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmasını savunan bir görüş olan feminizmi, en iyi anlayıp en güzel şekilde savunmuş kişiydi türkiye'de. ne yazıktır ki "feminizim = tüm erkeklerin hadım edilmesi" şeklinde bir görüş hakim olduğu için kendisi de yanlış tanınmıştır. ülkemizden geçmiş en aydın insanlardan birisiydi. başımız sağolsun.
güzel memleketimde yanlış anlaşılmış feminizim olgusunu "siz değerli varlıklarsınız arkadaşlar; kendinizin farkında olarak yaşayın." temasıyla, 80'lerde kadın dergilerinin girdiği her evde anlatmaya, aşılamaya çalışmış fakat birçoklarının (hem kadınlar hem erkekler) erkek düşmanı olarak algıladığı, şehirli kadının feminizminde kilometre taşıydı. çok yazdı çok didindi. sanıldığının aksine erkek düşmanı değil, çoğu yerde kadın-erkek ilişkilerini çözümleyip anlatırken oldukça objektifti.
değişen birşey yok kitabından aklımda kalan bir alıntıyı aktarayım. "komşunun tavuğu" bölümünde komşu kadınların erkeklerin gözünde, kendi eşlerinden hep daha güzel, daha bakımlı ve alımlı olduğunu ama aslında erkeğin kimi zaman imrendiği bu görüntüde, onların bir kabahati olmadığını yazmıştı duygu asena. "...çünkü siz de, komşunuzun kocası için alımlı, bakımlı görünen tavuksunuz. kocanızdan başka hiç kimse sizi evde düşük çoraplarla, kafanızda bidugiler, akmış makyaj vs. ile görmüyor ki. evinizde, günlük yaşantınızda (temizlik fln hariç) biraz daha özenli giyinmeye çalışın, çamaşır suyundan atmış bluzunuzla, ya da lastikleri kaçmış çoraplarınızla dolanmayın. kendinize sadece dışarı çıkarken değil, ev içinde de özen gösterin. o zaman komşunun tavuğu göze çarpmayacaktır..."
bu satırlar erkek düşmanı mı? asıp, kesen bir feminist mi? ,
"cinsel arzularınızdan dolayı ayıplanmamanız gerekir." diyen bir kadın ahlaksız mıdır?
iyi insanlar erkenden çekip gidiyor.
kadına gene kendini anlatacak böyle açık sözlüsü bir daha zor gelir.
nur içinde yatsın...
bazı insanlar anlaşılamamaktan yakınırdı ama duygu asena anlaşıldığının farkındaydı.kadın erkek eşitliğinin birtakım sığ beyinler tarafından kabul edilemez olması türkiye'de şüphe getirmeyecek bir gerçekti, mustafa kemal atatürk ve özellikle de 1900lü yılların başından itibaren ilk defa konuşulmaya başlanması bunun en kaliteli örneğiydi.yeri doldurulamaz ama bir o kadar da doldurulması dilenen realist insan.
kendini toplum içinde eşlerinin bir süsü,yanında taşıdıkları pahalı bir fino,kaniş gibi hissedip,yabancılarla tanıştırıldıklarında da falanca beyin eşi,falanca beyefendinin karısı denmelerine tepki duyup,ben bir insanım,benim varlığım sadece seninle olmamdan değil,kendi başıma da var olabilmemdendir,ayrıca bütün insanların adı vardır,kadının niye olmasın? diyen bütün hemcinslerinin kaybettikleri bir dost,arkadaş,bir kardeş.umarım gittiğin yerde aynı tufanlardan geçmez,aynı sel sularında boğuşmak zorunda kalmazsın..umarım orada her kadının bir ismi vardır.çoğu belki de senin koyduğun...
türkiye'de feminizm denilince ilk akla gelen isim olmasına rağmen kafalarda bıraktığı tablo kastettiklerinden oldukça uzakta durmaktadır.ne yazık ki olaylara dar açıdan bakmaya alışmış halkımız feminizmi de erkek düşmanlığı olarak yorumlamıştır.bilinmez belki de feminist düşüncelerin kadınların arasında yaygınlaşması,gözü kapalı yaşayan bayanların değişmesi erkeklerin hoşuna gitmemiştir.nitekim yaşadığı tek talihsizlik de bu değildir.can yücel ile ilgili kartpostal olayı da anlaşılamaz bir şekilde üzerine kalmıştır.yine de çabalarının boşa gittiği söylenemez.gerek pekçok eve giren kitapları gerek yazıları bazılarının kafalarında belli düşünceleri oluşturmaya yetmiştir ve bugün feminizmin erkek düşmanlığı anlamına gelmediğini bilen üstüne üstlük ben feministim diye gezip aslında pek de birşey bilmeyen genç kızlar sınıfına girmeyen pekçok kadınımız mevcuttur.
ilk başlarda oldukça marjinal kabul edilen görüşleriyle olmadık eleştirilere karşı duran ve hiç yılmayan bir kadın....
daha sonra marjinal sanılan görüşlerinin aslında çok sıradan olduğunu hepimizin gözlediği ileriyi gören cesur bir kadın...
kadına adı olmadığını hatırlatan ve düşündürten, olur olmaz şekilde kendine ad ararken hatalar yapılabileceğini ama bu hatalardan korkmamak gerektiğini gösteren...
ölümünün akabindeki hafta nihat genç in skyturkteki programı izlenmelidir izlettirilmelidir ki program kendisi hakkında çok önemli noktalara parmak basmıştır.
ölümünün üzerinden bir yıl geçtiğinde unutulan yazar...
ne yazık dedirtiyor, zamanında her söylediği olay olmuş, kitapları yüzbinlerce okunmuş bu yazar ölümünden 1 yıl sonra hatırlanmıyor. unutkan milletiz anlaşılan, iyiyi de kötüyü de çabuk unutuyoruz...
kadınlara sevişmekten zevk almak sizin hakkınız, dedi.
üstelik bunu söylemek hiç de kolay değildi.
kadınlar ona hayatlarını geri verdiği, erkekler gerçek kadınlarla tanıştıkları için çok şey borçlu ona...