sıkıntıdan ne yapacağını bilemeyenin potansiyel enerjisini duvara aktarıp rahatlamak için giriştiği, sonunda hem canının hala sıkıldığını üstüne bir de canının acımasının yanına zarar kaldığını öğrendiği eylem.
shaolin tapınağında verilen bir eğitim türü. elemanlar çaylak veleti altı hokka yapar gibi tutarlar. kafasını hergün duvara vururlar. 10 sene sonra çaylak manyak bi adam olur. kafasına örs düşse bana mısın demez.
okula iki ay geç başlayan bir öğrencim her sabah sınıfa geliyor, "anneme gitcem ben" diyerek ağlamaya başladıktan sonra kafasını sınıfın duvarlarına vuruyordu. engellemek istediğimde ise beni ısırıyordu. bir haftada alnının üzerine dört beş tane yumurta oluştu. ben yumurtalara yenisini eklememesi adına "ayağa kalkmadan ağlamanı istiyorum" dedim. gözlerimin içine baktı, yere oturdu ve kafasını zemine vurmaya başladı. çocuk okula adapte oldu sonunda ama yumurtalar haftalarca bize eşlik etti.
ciddi bir cümle kurmaya çalışırken detone olmanın getirisi-ya da götürüsü diyelim- sonucunda allææh diyerek iman gücüyle yapıldığında ise taşak konusu olmanın önüne geçilmeyecek bir mazosiştlik ibaresi. oluyor lan hakketen; ben mesela.
edit: ulan bi de şöyle bişey var;
"i'll never let your head hit the bed,
without my hand behind it." *. adamlar yapıyollar yea. bi biz denk gelemedik. tseee.
ergenlik çağında yaptığım ama kesinlikle tavsiye etmediğim bir eylem,unutulmaması gereken duvarın kafanıza tepkisinin sizi duvara tepkinizden yaklaşık 1.5 kat daha fazla olması.
uykusunda dört dönen bi insanın, yatakta her zamankinin tersi yöne doğru yattığı zaman yapmamasının imkansız olduğu eylem. ardından uyanıp bi süre "nooldu lan şimdi?" diye afallamak da bonus.
sanitarium denilen şaheser bir oyunun ilk bölümünde, uyandığımız odanın hemen üst tarafındaki adamın gerçekleştirdiği eylem.
sadece oyunlarda gerçekleştiğini sandığım, ama bir arkadaşın, sevgilisinden ayrılmasından sonra şahane biçimde kafasını duvara savurmasıyla deneyim ettiğim olay.