|
|
- belli bir durumu, anı netliğe kavuşturmak için yazılmış olan raporlardır.
diyelim ki; hala kaldırım çizgilerine basmadan yürümeye çalışıyorum, biliyorum, sonbaharlar artık bu şehre uğramasa da, sayımız çok azalmış da olsa çizgilere basmamaya çalışıyorum işte.. eskiden bu şehirde, ankara'da düş yağardı bulutlardan, gündüz gözüyle hayaller görürdü melankolikler.. şimdilerde düş müş yok, türban yağıyor gökyüzünden, göğsüme, boğazıma, bileklerime dolanıyor türbanlar, "nefes alamıyorum?!" kimin umrunda?!
elimden sigaramı alacaklarmış öyle diyorlar, bir kez, "barlar 21. yüzyıl tapınaklarıdır!" dedim ya, nerden duymuşlarsa hergeleler duymuşlar işte, sigarayı silip atacaklarmış barlardan.. bir resim gördüm gazetede, bir sürü ninja kadının elinde, "tanımı da biz veririz fetvayı da biz veririz!" yazıyordu.. oysa ki bizi dinleselerdi biraz da, fetva felan değil, hiçbir şeyin tanıma gelmediğinden bahsetmek istiyorduk.. birazcık bizi dinleselerdi, "sanatımız ölüyor!" demek istiyorduk, demek istiyorduk ki, "şehirlerimiz betondan ve bu bozuk kaldırımlar bizi öldürecek!" demek istiyorduk. fetvadan önce, ninjalardan önce aklımızdaki düşlere, bireye ve tutunamayanlara ve çirkin şehirlerimize ve huzursuzluğumuza bir çözüm bulunsun istiyorduk.
yine de 90ları özleyen çocuklardık işte biz.. 12 eylül yankılarında çiçek çocuklar özlemi çeken delilerdik. bir de arada sırada aşık oluyorduk.. yazdığımız saçma sapan şiirler arasında ve pek ünlü yazarlar arasında ve fazla şişirilmiş haberlerde çok fena aşık oluyorduk ama fiyakalı olmak lazımdı, bir acayipti her şey.
bir durum raporu yazılacaksa, adı, "nasıl da sıçtım batırdım!" olmalıydı. bir tuhaftı.. ışık göğsümüzde çarpıntı yaptı, anlam veremedik, sabahın ışıkları nefesimizi kesti.
- ortalık bir gelecek vaad eden sözler söyleyebilecek kadar tekin değil. sorular uçuyor, sorunlar dört bir yandan jilet gibi düşüyor. espriler ortamı yumuşatmıyor, mekan çok sert. iki el birbirine dokunsa, birisi muhakkak ki yere düşen sert bir buz parçası gibi çatırdayarak parçalara ayrılıyor. ne istediğimizden çok da emin değiliz, neden konuşuyoruz, neden yazıyoruz, neden sevmeye çalışıyoruz net değil, şifreli bir yayın içindeyiz.
kavgalarımız var, sorumluluk kabul etmek istemediğimiz tartışmalar, dünyanın güneşin çevresinde bilmem kaç zamanda dönüşü önemli değil, ay tutulmasıyla iki büklüm olmuşuz, "aferim" takdirini duyamamaktan bütün korkumuz. galaksinin sol şeridinde yol tutmuş, kusar gibi "bir bira daha!" diyoruz.
otogarlarda, havaalanlarında vedalaşma zamanı geldikçe biraz daha yitiriyoruz yarı-tanrılığımızı. her vedadan sonra, her kırgınlıktan sonra biraz daha yarım yamalak şimdi. her cümle biterken biraz daha eksiliyoruz. her şarkıdan sonra biraz daha kaybolmuş, her sonbahardan sonra biraz daha yorgun, her üzüntüden sonra biraz daha 'o'.
bir de acayip aşklarımız var, ne olduğu belli olmayan, hiç düşünmeden konuşurken kıran, zamanı kısıtlı, şakaya gelmeyen, sizinle oyun oynayan, tekin olmayan konuşmalar üzerine kurulu bazı aşklar.
birisi bir kapı pencere açsa rahatlayacaktı oda. inat ve takıntılar ve korkunç cümleler olmasa belki gülecektik daha.
- eli korkak alıştırmamak lazım, her türlü durum raporu, 'hasar tespit çalışmaları'na başlamak için alınan yolda önemli bir adımdır.
kitap yok, yarın vizeler başlıyor ve hiç bir kitap, hiçbir not yok. prad 207 kitabı için 50 ytl dedi kasiyer adam, "ama ben fotokopi istediğimi söylemiştim!" "tamam fotokopi hali 50 ytl" "tamam kalsın o zaman." "kalacağını biliyorsun di mi?!" "sana ne be kasiyer adam!"
kitap yok. kapı gibi bir akademik uyarım var. 'kapı benim kapı olduğundan sorun değil' ama! elini diyordum elimi elini, ellerimizi korkak alıştırmayalım, ne dediğimizi bilmesek de durum raporunu yazalım.
cebimde bir uçak bileti. akdenizin ortasından geçerken deniz korsanları tarafından ruhları ele geçirilen yolcular. uçan hollandalı'nın şarkısı çatırdıyor kuşların kanatlarında, her şey bir bir alev alıp atlantiğin ortasına çakılıyor sonra. neden bilmiyorum, atlantikte ne işimiz var bilmiyorum.
odada parfüm kokusu yok. içine parfüm kokusu sinmemiş hiçbir ev yaşamaya değmezdir, evet güzelim, yazar burada seni iğneliyor yeni yeni yeniden, hala aklı nerelerde?! dedim ya, unutamama sorunlarım var, hiçbir şeyi unutmam ben.
yarın vize. kitap yok. not yok. kendi kendime belamı bulduğum için sorun yok.
(bkz: içimdeki çaylaklık aşkı bambaşka)
- (bkz: mesaj iletildi)
(bkz: mesaj iletilemedi)
|