ses sistemi gerçekten güzel... fakat ortamda(mekanda) çok şey değişmiş.
en son 5 yıl önce gitmiştim bu bara. izmir gece hayatında her çeşitten rock ve metal müziğin mabedlerinden biriydi. hatta o zamanlar hayaller kurardım, burada
manowar çalsa
helloween çalsa tam süper olurdu. zindan gibiydi çünkü, havamızı buluyorduk.
geçenlerde çok sevdiğim izmir'e eğlenmeye gittim. ilk şoku koca şehirde cumartesi gecesi çalan rock grubu olmamasıyla yaşadım. daha sonra
berry blues,
ooze, dungeon dışında bir mekanda zaten canlı müzik işinin bırakıldığını gördüm. eski toprak dedim, dungeon'a girdim. o gece
record ve
30 saniye adında iki grup çalacaktı. artık müzik tarzına değil canlı performans olup olmamasına göre değerlendirdiğim için mekanları, içeriye daldım. ki bir zamanlar canlı performans oldumu çok hafif müzik olmazdı böyle mekanlarda.
içeride clubber denilen, giyiminden tanıyabildiğimiz insanlar vardı. çalan müzik ise
gangsta's paradise idi(dj kabininden çalınıyordu)... şaşırdım. aslında her zaman sert müzik dinleyen biri değilimdir sadece o gün biraz sert birşeyler dinlemek istemiştim. çıkacak gruplardan umutluydum hala. ama olmadı..
gruplar sahne almaya başlamıştı. mor ve ötesi çalsalar bile meloik yapmayı göze almıştım. olmadı.. disko disko partizane, ı kissed a girl gibi bir çok şarkı çaldılar(diğer şarkılara aşinaydım fakat isimlerini hatırlayamadım). doğruya doğru, adamlar dörtdörtlük çalıyorlardı ama ben o gün onu istemiyordum. insanlar kopuyordu, abazanların elleri solo kızların götlerindeydi.. fazla ileri gidenler başka taraflarını yapıştırmış kızlara, ex alemine girmişlerdi adeta. herkes eller havaya yapıyordu. hatta bir ara tek kızın etrafında dört erkek dans diyemeyeceğim şekilde kıvırtıyordu.
aslen manisalı olmamdan sebep belli bir saatten sonra manisa'ya dönemeyecektim. zaten güzel bir mekan bulurum sabahlarım demiştim gelirken.artık gidecek yerim yoktu ve üşümemek için o mekana ve orada olanlara katlanmalıydım. açıkçası beklediğime değdi. chuck berry'den johnny be good ile elvis'ten tutti frutty orayı biraz daha çekilir yapmıştı... sabah dörde kadar dayanabildim. altıya kadar ilk otobüsün gelmesini bekledim.
o beklediğim iki saatte kafamdan çok şey geçirdim.
o gün dinlemek istediğim müziklerin çalındığı mekanlarda insanlar siyah giyiniyordu ve ortam karanlık olduğu için bütün ilgi sahneye gidiyordu.. yani müzik dinliyorduk! içiyorduk çünkü müzikten zevk alıyorduk. burada kesinlikle pop müziği(ya da hafif batı müziği mi demeliyim?) karalamıyorum. dungeon gibi bir barda bu tür müziğin olmayacağını, yapılamayacağını söylüyorum. ama yanıldığımı da biliyorum. zira mekan sahibi böyle daha çok para kazanıyor, eşsizler de böylece abazanlıklarından kurtuluyorlar. eğer o insanlar olmasaydı dungeon daha çekilebilir olurdu. zira içinde klavyeden başka elektronik altyapısı olmayan, elektro gitar, bas gitar ve akustik davul ile çalınan bir kenan doğulu şarkısını en önde izlemekten-dinlemekten de zevk duyarım. sözün kısası, müzik kimsenin umurunda değil... sadece dungeon'da değil, her yerde böyle artık!