stefan zweig’ın “kendi hayatının şiirini yazanlar” başlığıyla türkçe’ye çevrilmiş biyografi kitabı.
ayda yörükan’ın fransızcadan çevirisi 1990, gülperi sert’in almanca aslından çevirisi ise 2004 yılında basılmıştır.
kitap, zweig’ın dünya fikir mimarları serisinin üçüncü cildidir. (ilki
kendileriyle savaşanlar,
*** ikincisi ise
üç büyük usta***)
kitapta sırasıyla
casanova,
stendhal ve
tolstoy’un biyografileri bulunuyor. “neden bu üç kişi?” sorusunun cevabı için sözü zweig’e bırakıyorum:
“…her üçü de evreni (makrokozmos) yansıtmayı, hayatın çeşitliliğini anlatmayı değil, kendi ben’lerinin dünyasını (mikrokozmos) evrene açmayı, sanatlarının en önemli görevi olarak görmüşlerdir: onlar için kendi varlıklarından daha önemli bir gerçeklik yoktur.
…kendisiyle meşgul, öznel sanatçı tipini ve onun seçtiği sanat biçimi olan otobiyografiyi üç sanatçıda, casanova, stendhal ve tolstoy’da göstermek bu üçüncü cildin amacı ve sorunsalıdır.”
peki neden bu sıralama?
bu üç kişinin otobiyografilerini yazmaları yani kendi hayatlarını anlatmaları ortak paydasıyla bu kitapta yer bulduğunu söyledik, işte bu sıralama da kendini anlatmanın üç basamağını temsil ediyor. üstüne basa basa tekrar ediyor zweig: “aynı kitapta olmaları aynı düşünsel düzeyde yan yana konulduklarını göstermez.”
casanova, kendini anlatmanın en alt, en ilkel basamağını temsil ediyor ona göre. yani olayların akışını hiç düşünmeden, değerlendirme yapmadan, olduğu gibi yazmak.
stendhal, otobiyografiyi daha psikolojik hale getiriyor. hayatını anlatırken kendi ben’ini de sorguluyor, nedenini, niçinini kendini araştırarak döküyor kağıda.
tolstoy ise ruhsal, ahlaki… birçok açıdan inceliyor kendini. yaşamını titiz bir gözlemci olarak aktarıyor.
kitap pope’un “the proper study of mankind is man.” (insanlığı incelemenin gerçek yolu insanı incelemektir.) sözüyle başlıyor. her bölümün başında da çeşitli aforizmalar var.
içeriğine değinecek olursak, kitapta bu üç kişinin hayatları dışında, iç dünyalarında da gezintiye çıkıyoruz. onların kendilerini ve başkalarının onları nasıl gördüğünü öğreniyor, düşüncelerini, hayata bakışlarını, yaşadıkları buhranları ya da mutluluklarını okuyoruz.
casanova bölümü, hayatıyla doğru orantılı olarak, eğlenceli bir bölüm. stendhal ise dediğim gibi psikolojik yerleri ağır basan bir bölüm. tolstoy ise, bana kalırsa, en etkileyici bölüm. o varlıklı hali ve sağlıklı bedenine rağmen hep arayış içinde olan tolstoy’un ölüm korkusu, dine dönüşü, eserleri, kendisiyle hesaplaşmaları… hepsi casanova ve stendhal’ınkilere ağır basıyor, bence.
zweig’ın üslubu oldukça masalsı, tasvirleri güçlü. kitapta mitolojik benzetmeleri çokça kullanmış, ki bu da masalsılığı güçlendiriyor. biyografilerdeki goethe, dostoyevski, nietzsche, mozart ve daha birçok sanatçıya yapılan atıflar ise aralarındaki bağlantıyı anlamamız açısından hoş olmuş. zaten dostoyevski tolstoy'a mektup yazmayacaktı da bana mı yazacaktı?
noktalama ise alışılmışın dışında. yani "ve"den önce virgüller, kullanılmaması gereken yerlerde iki nokta ve noktalı virgül görebiliyoruz. bunlar zweig'ın üslubu dahilinde almancasında da böyle kullanıldığından, çevirmen olduğu gibi bırakmış.
diyeceğim o ki, edebiyat, felsefe ve yaşanmışlığın iç içe olduğu bir kitap. okunası.
kaynak: bizzat kitap, bizzat çevirmen, bizzat kıçım.