sabaha karşı bir vakit, tek tek başladım okumaya yazılarını; okudukça uykumun açılmaya başladığını fark ettim, daha da okudum. çocuksu bir hevesle şahit oldum kelimelerin dans ettiğine, kızgınlık duymaya başladım kendime, “kör müydün nasıl göremedin bu yazıları daha önce, bak şimdi sabahın köründe bağlı kaldın bilgisayara, ertesi gün de erken kalkacaksın.” diye.
erken kalktım. hiç zorlanmadan… iyi geliyor yazdıkları, gerçeği bir şeyle harmanlıyor ama neyle?
içine tuttuğu aynaya yansıyanları eğip bükmeden anlatan ve okuyanda da yüzüne ayna tutulmuş etkisi yaratan yazılar. okuduğum ilk paragrafında hissetmiştim bunu ve sonraki paragraflarda da farkli olmadı hissettiklerim.
ne demiş yazar, işte tam da bu yazar <(kafiyeye doymadı ama kafiyeli oldu);
''ne kadar düşlesen o kadar küle dönüşen, ne kadar ateşe versen o kadar suya dönüşen umutlar aklında.''
gözümün yazısına ve köşedeki adına ilişikliği daha önceden yaşamıma bir sahne olmuştu.ama ne oluş.ne gelmesi gelmek ne gitmesi gitmek. kesin ondaki ayakkabı ayağa da giyilmiyordur, şapkanında kafa ile yakından uzaktan bir tanışıklığı da yoktur şimdi..olana/ kabul edilene inat. anlamlar bambaşka.ya bende daha bir başka.yani tam manyak bir durum.yazarın bayağı büyük bir karmaşasının yazısına denk gelmiş olabilme ihtimali de yok değil hani.yazı pek bir zorluydu da.ya da seçenek hiçbirindeydi; benim konumlamam apatiye denkti.
arada sırada olsa biz dünyalılarla aynı hecelemelere başvuruyor.sağolsun pek bir rahatlıyorum.*
bu sefer gerçekten anlamaya çalıştım yazarı, aslında anlamanın altında kendimize dair cümle bulma çabasının fışkırığı olduğu...ya da ve /ya belkide en fazla içimizde kelimesini, cümlesini bulamamışlarımıza ulaşma isteğimiz yatıyordur, uyuyordur, uyandırmıştır.
sevdim cümlelerini.
ilginçliğine vurgu yapmazsam olmaz.sanki baştan beri başka bir şey yapıyorum da.olsun cümle içinde kurulsun.ilginçsin vesselam, hemde çok geniş bir sahada.
''kemikleşen hiçbir şey, evrilmiyor. kemikleşen hiçbir şey, yaşamıyor. kemikleşen hiçbir şey, yaşamaya değmiyor.'' demiş bir başka...
kocaman bir hayır, olamaz diyesim var,affına sığınarak.kemik içinde, kabuğunun/ kalınlığının altında yaşamımızın sıvısının özünü saklar.yaşıyor, gerçekten yaşıyor.ve değer be arkadaş; bakış kabuğundan sıyrılınca ve hala bize ufacıkta olsa bir bağı varsa.
yeniden en güzel günlerini yaşarken, en güzel yazılarını da yazabiliyormuş insan. "tene bulaşan bir düş" başucu eseri oldu çoktan. "kanımın rengisin sen benim" ise, tek cümlelik bir destan.
ayağında pranga boynunda zincir
zaman nam celladın efendiliğinde ve yazmak denen hayat törpüsünün zulmünde bir köle
alevi har, alevi kızıl ateşler çalıp getiriyor, esir tutulduğu sessizlikten
ateşi köz, ateşi nar
ne deniz söndürebiliyor ateşini ve ne yılışık sözcükleri ben-i ademin
ve o ateş ki
baştan harfler yanmaya başladı alevinde ve dil
ve tüm kelimeler kül olup yandığı gün
bitecek esareti prometheusun
zaman bitecek
kim tanıyabilir onu benim kadar? kim bilir arayışlarını, kaoslarını, şaşkınlıklarını? kim anlar doğru, iyi, güzel için yaptığı yürek ve beyin yolculuğunu? hatalarını sevaplarını kim paylaşmıştır gözünü kırpmadan? kim uçurmuştur yuvadan gözyaşlarını içine akıtarak ve onunla gurur duyarak? evet olmuştur birileri, var da şu anda yaşamı paylaştığı sevdiceği, benden daha çok tanımasını, bilmesini, anlamasını umut ettiğim.
mutluluk taşlarımdan onurlu olanıdır o.
kokusunu içime doldurdum, aylarca onun "insan" kokusuna hasret olacağım çünkü. "yolun açık olsun"
yok ama olmaz, bu yaşta bu kadar hüzün peşpeşe yaşanmaz. favori listemin içine ettiniz. siz değil misiniz beni bu sözlüğe bağımlı kılan? tavrınıza kurban oğullarım, kızlarım, sözlük dostlarım. hele soluklanın biraz. burası sizin sözlüğünüz.
sözlükten ayrılacağı için üzüldüm başta, sonra ortak bir projede onunla aynı yerde bulunca kendimi toparlandım. şimdilik bir veda, ama macera başka bir paragrafta devam edecek.
kısa sürede dilsizmeyhane, buradaherseysu ve onkusurluhareket bloglarına can verdiği yetmezmiş gibi, gemiyle dünyanın öbür ucuna trenle avrupaya gidip gelmiş hızlı kişi. ha en önemlisini söylemeden olmaz, anette ile evlenmiş bu arada. uzun süre gemilerde çalışıp yaşayacaklarmış eşiyle. nerde hareket orda bereket misali.