gerçek aşk budur.
öyle yıldırım aşkı*veya bir görüşte aşk filan gibi şeylere göre daha mevla olan durum. en azından tanıdıkça aşık oluyorsun, bi bahanen var.
ama bu durumu kaldırabilecek hatun kişi sayısı sıfıra yakındır.
çoğu sizi kardeş gibi gördüğü için şok filan olur *.
karşılık bulup birlikteliğe dönüşebildiğinde yıldırım aşkı veya benzerlerinden çok daha uzun ömürlü olabileceğini düşündüğüm durum...ama tek taraflıysa hayatı bir süreliğine de olsa zindana çevirebilir o ayrı..
"dostluğun aşka dönüşebileceğinin fakat aşkın dostluğa hiçbir vakit dönüşemeyeceğinin" (eğer karşınızdaki aynada bir yansımanız yoksa) en acı ve özgün örneklerinden biri. içinizi burkarak, çok yakınınızda olupta çok uzağınızda kalan kimselere dokunamama ve bir şeyler paylaşamama acısının eş anlamlısı.
her şey güllük gülistanlık gitmektedir aslında. aklınızda kız arkadaşınızla herhangi bir ilişki düşüncesi yoktur. saatlerce oturup, birbiriyle alakasız konulardan konuşursunuz. canınız sıkkınken yanınızda o vardır; o üzgünken siz onun yanı başındasınızdır. sonra bir münasebetsiz gelir ve aranızda bir şeyler mi var diye sorar. hayır, dersiniz önce. sadece arkadaşsınızdır. münasebetsiz üstelemeye devam eder: iyi ama birlikte çok fazla vakit geçiriyorsunuz. aynı anlamsız cevapları sıralarsınız ardı ardına.
gece yatağınızda uzandığınızda, münasebetsizle yaptığınız konuşma gelir aklınıza. daha önce hiç düşünmediğiniz bir şeydir bu. ama akla girer girmez tüm benliğinizi kaplamaya başlar. önce geceler boyu hayaller yaratırsınız kafanızda, sonra kalbinizde hissetmeye başladığınızı fark edersiniz. yanılsamadır aslında bu ama size olduğundan daha da gerçek gözükür o anda.
siz tam açılma planları yaparken, kızın bir talibi çıkar ve adamın peşine takılır gider. bu andan itibaren, sadece düşünceler değil, acı da eklenir yaşamınıza. gerçekten aşık olduğunuzu kanıtlarsınız kendinize böylelikle. sevgilisinin, kızın hayatının merkezi olmasına yavaşça şahit olursunuz; sizin rolünüz yokmuş gibi gelir artık. beraber geçirdiğiniz zamanlar azalır ama üzüntüsünü de sevincini de paylaşmak için koştuğu insan sizsinizdir. onun anlattıklarından sanal bir dünya yaratırsınız kafanızda. geceleri bu düşünceler dolaşır kafanızda. sevgilisinin yarattığı mutlulukları görmezden gelip, hatalarını büyütürsünüz. bir zaman sonra, düşündükleriniz gerçek olur ve arkadaşınız mutluluk yerine, üzüntüsünü anlatmaya başlar çoğunlukla. “neden”le başlayan cümlelerine verecek cevabınız yoktur ama içinizden “ben olsam”lı cümleler kurarsınız. onu gerçekten tanıyorsunuzdur, nelerden hoşlandığını, neleri sevmediğini, bir ilişkiden ne beklediğini bilirsiniz çünkü. bir insanı tanımanın ne demek olduğunu iyice düşünmeden, söylersiniz bunu. fakat tüm olumsuzluklarına rağmen, arkadaşınız sürdürmeye çalışır ilişkiyi. kahrolursunuz.
tam da bu zamanlarda, televizyonda ilişkiler ve aşk üzerine ahkam kesenler çıkar, yangına körükle gitmek misali. uzmanların hepsi ağız birliği etmişçesine, ilişkilerdeki iletişimin önemi ve çiftlerin aynı zamanda birer dost olmaları gerekliliğini söyler dururlar. çıldırırsınız. siz de böyle değildir çünkü. cicili bicili, meg ryan’lı filmler yayınlanmaya başlar inadına. hepsi de mutlu sonla biter. sizin hikayeniz haricinde her şeyin mutlu sona ulaştığını zannedersiniz.
gerçek bu değildir tabi. uzmanlar da temelini atmadan anlatmışlardır ilişkileri. dostluğunuzdan bir aşk yaratmak yerine, aşkınızdan bir dostluk yaratmanız gerekmektedir. tüm düşünceler gelişir ve anlarsınız. anladığınız da ise, arkadaşınız artık ne dostunuzdur, ne de sevgiliniz.
biraz önce öğrendiğim ve insanın başına gelince aşık olunan arkadaş olarak gerçekten çok büyük sıkıntı yaratan durum
ben şimdi onu sevmediğimi arkadaş olarak gördüğümü nasıl söyliycem?
öncelikle when harry met sally adlı filmde bu konuda doğruluğuna kesinlikle inandığım bir diyalog vardır
harry: you realise of course that we can never be friends.
sally: why not?
harry: what i'm saying is... and this is not a come-on in any way, shape or
form, is that men and women can't be friends because the sex part always gets
in the way.
bu bağlamda karşıt cins iki insanın samimi olmaya başladıktan bir süre sonra araya arkadaşlık kadar saf olmayan duygular girer. sait faik'in de dediği gibi aşkın ilk adımı hayranlıktır aslında ve siz o kadar yakınlaştıınızda hayran olacak bir şeyler mutlaka bulursunuz bilinç altınızla.
aslında bu aşk durumu da geçicidir. seviyelere ayırmak gerekirse bir kızla samimi arkadaş olan bir erkeğin ilişkisini ilk aşamada gerçekten her ikisi de sadece arkadaştır, zaten başlangıçta aşk vb. bir durum varsa bu konumuzun dışında kalır. samimiyet ilerledikçe aşk diye tabir edilen lanet filizlenmeye başlar taraflardan birinin/her ikisinin içinde, sadece birindeyse sakıncalı bir durumdur. fakat, şayet içindeki bu filizlenmeye kapılmayıp hayatına devem eder, arkadaşından da uzaklaşmazsa aşık birey, samimiyet daha da ilerler ve bu filiz ağaç olamadan kurur ve bir iz bırakır sadece ilk oluştuğu yerde. kalp tarlasında başka bir kavram yetişmeye başlar: dostluk. dostluk yeterince büyüyüp koca bir ağaç olduğunda gölgesine gizler aşk lanetinin bıraktığı izi. dostluk kavramı geliştikçe kalpte, arkadaşınız-ki artık onun da sıfatı değişmiştir, dost olmuştur- daha bir güzel ama daha bir kardeş gelmeye başlar gözünüze, sizden bir parça olur, kendinizi sevdiğiniz gibi kendinizi sevdiğiniz kadar seversiniz onu da.