istanbul'da oldukça az bulunan bir şey.
sınırları olan bir kavramdır. dostlarınızla ne kadar can ciğer olsanızda onlar siz değildir. sizin canınızı yakan birşey onlarınkini de ne kadar yaksa da iz bırakmaz ve unutulur.
deli olduğumu sanabilirsiniz. birkaç gün önce ellerim kızarana kadar duvara yumruk attım ve elim acıdı. ama onlarınki acımadı. denedim ve gördüm.
siz siz olun kimseye kendinizden bir parça gibi davranmayın, saf benliğinizin ve yalnızlığınızın kıymetini bilin.
1991 tarihli
yansımalar'ın "yansımalar" adlı albümünden bir parça...
boktan mizah yapmak, neden konuştuğunu bilmeden konuşmak, sürekli ıvır zıvır konuşup derdini anlatamamak, zerre paylaşım yapmadan 4 saati geyikle geçirip gece "neden yalnızım" moduna geçen iki kişi olmak değildir
şöyle ki;
osman: naber mithat, nasılsın ?
mithat: iyiyim osman sen nasılsın ?
o: ben de iyiyim, dersler nasıl ?
m: nasıl olsun hepsinden kalıyom, okula da gidemiyorum sabahları kalkamıyom.
o: ben de aynen öyleyim yav, içim baydı.
m: fener-cimbom maçında nasıl koyduk bu arada ?
o: kim kime koydu yav, olm bi siktir git...
m: ulan bak sene 2002 ...
...
...
o: eee daha ne yapıyorsun ?
m: ne yapayım işte, hep aynı ya sen ?
...
...
o: olm gel bir çay içelim.
m: ya şimdi gelemem üşeniyom.
o: peki...
m: ya şeyi izledin mi dün ?
...
...
m: neyse ben gidiyorum aga hadi görüşürüz...
o: eyvallah görüşürüz...
bu değildir.
"üzüm üzüme baka baka kararır" eylemini gerçekleştirmek değildir kısacası.
(skuba, 08.08.2006 03:58)
adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi... gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar...
adam çok susamıştı... biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın... adam köpeği ile birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
" affedersiniz... burası neresi?" kadın ona gülümsedi: "burası cennet, efendim". adam bunun üzerine sevinçle "harika...!!!" dedi. "peki bana birazsu verebilir misiniz? gerçekten çok susadım" kadın cevap verdi:
"tabi efendim, içeri girin... içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz." böylece adam köpeğine döndü, "hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü, ama kadın onu birden durdurdu: "üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez... hayvanları içeri almıyoruz..." bunun üzerine adam bir an durdu, düşündü ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam tersi yönünde yürümeye koyuldular...
bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... adam sordu:" affedersiniz.... bana biraz su verebilirmisiniz?" dede "içeri gel" dedi. kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var." adam sordu: "peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?"
dede; "tabii..." dedi. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın..."
bunun üzerine adam kapıdan girdi. biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu. adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler. derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:" su için çok teşekkür ederim... peki burası neresi..?" dede "burası cennet" dedi. bunu duyan adam şaşırdı: " ama nasıl olur? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da cennet olduğunu söylediler." dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi "ama orası cehennem" adam iyice şaşırmıştı: " peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??" dede gülümsedi: " kızmıyoruz. çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları cennet'ten uzak tutuyorlar...."dostlarınızı yarı yolda bırakmayın!
bir dostun derdine herkes üzülebilir, bu çok kolaydır.bir dostun başarısınasevinebilmek ise sağlam bir karakter gerektirir..hayata değer bir yaşam,sevmeye değer bir aşk, dostluğa değer bir arkadaşlıktan asla vazgeçme. ne eksik ne fazlasını ara ve seni üzenle asla uğraşma !
güle gûş ettiremez yok yere bülbül inler
varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler
karamanlı kânî
yani
bülbül, inleyişlerini nasıl ki bülbüle işittiremez; aynen öyle, dostluk ve vefâdan kimseler söz etmez ben bahsetsem kimseler kulak asmaz; öyle bir zamana geldik.
(bkz:
gûş etmek)
(bkz:
varak)
(bkz:
mihr)
''dostluk mu kaldı bu dünyada?'' şeklinde beni şüpheye sokan, gerçek anlamını ne yazık ki yitirmiş olup, günümüzde artık tüm çirkinlikleri içinde gayet emin bir şekilde barındıran kavram. (yine de bir parça ümit var)
(glacier, 11.01.2007 19:48 ~ 19:50)
bugün biraz huysuzum, canım sıkkın, aklım karışık, ama hiç önemi yok benim nasıl olduğumun. geçmiş bir zamanda, o gün kalbini kırdığım bir dostun söylediği aklıma geliyor. " önemli diil, ben alışığım. hem benim dostlarıma karşı sonsuz kredim vardır, geçer" ... biz senle ne kadardır samimiyiz, bunu bahane edip görüşelim, hep olduğu gibi kadıköyde bi iki bira içelim, kutlayalım. sonra nazar değsin ve konuşmayalım. birbirimizi diğerlerinden ayırdığımız söylenmiş bütün sözler için pişmanlık duyalım. hep kendimizi haklı bulalım, aksini içimiz belki kaldırmaz diye. içimiz deki bencil hayvana kurban edelim dostluğu, birbirimizi. içimizde bir tanrı olsun, bizler temiz olalım bakir kalalım.
bir ses duyarsın aniden irkilirsin önce sesin nerden geldiğini anlayamazsın bir an düşünür bulursun,çalan kapının zilidir.o kadar uzun zamandır çalmamıştır ki zilin nasıl çaldığını unutup irkilmişsindir.bir umutla açarsın kapıyı acaba diyerek.kapıcıdır karşında ki''abla birşey istiyormusun''der.
''evet lütfen manavdan,bakkaldan,marketten nerden bulursan bul bana bir kilo dostluk al,insanların içine baktım kalmamış maalesef ama lütfen sahtesi olmasın ne kadar olursa olsun gerçeği olsun;yalnızca bir kilo al yeter bana belki benim gibi başkaları da arıyordur onlara da kalsın''
(te5ir, 10.03.2007 00:57)
tüm kişi ve kurumların üstünde olan olgu.
o bir öğrenci evinde makarnaya talim ederken annenin yaptığı yemekleri yiyememek, en sevdiği yemekten kalkıp ona da götürmektir.
nazım hikmet der ki;
dostluk
biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
o gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın
eskide kalan manevi bir kavram. yok metropol hayatı, yok kariyer hayatı, yok ego derken öldü artık bu kavramda. insanlık gibi. sezenin bir şarkısıda gelir aklıma:
hani herkes arkadaş
hani oyunlar sürerken
kimse bize ihanet etmemiş
biz kimseyi aldatmamışken
hani biz kimseye küsmemiş
hani hiç kimse ölmemişken
eskidendi, çok eskiden
(drummy, 15.05.2007 17:10 ~ 17:10)
son zamanlarda üzerinde uzun uzun düşündüğüm kavram.'ama en kötü gününümde yanımda olan insandır aslında dost' deyip kendimi avuttuğum şey.zamanında bütün gününüzü beraber geçirdiğiniz,herşeyinizi paylaştığınız biriyle,koşullar sonucu fiziksel ayrılıklar yaşamanız (farklı fakültelerde okuyor olmanız diyelim hadi) ve onun artık,sizin yerinize başka biriyiyle, hem de hiç ama hiç olmasını istemediğiniz belki de dünyadaki en son kişiyle, aynı sizinle olduğu gibi birşeyler paylaşıyor olması,bunun üzerine sizin 'neden ben değilim de o,neden illaki o' ile başlayan sonu gelmeyen paranoyalara gark olmanız ve bunu dostunuza açtığınızda 'senin yerin çok ayrı' ve muadili cümlelerle sizi biraz yatıştırmasıdır dostluk belki de.ama sizin kıskançlığınızın logaritmik olarak artmasından kelli 'ee sonuç?neyi değiştirdi ki bu söylediklerin güzel arkadaşım,hala onunla birliktesin işte' kuruntusuyla içe kapanmanıza sebebiyet verecek kadar güçlü bir bağdır dostluk.
ama olsun,insanın en kötü gününde yanında olandır dost aslında..değil mi?
dostların konulduğu kaba dostluk denir. kimi zaman kalp için, kimi zaman da tabut için
(adsız, 15.05.2007 23:22)
hayatta gerçek olan tek şey.gerisi...
yaşadığı suyun kıymetini, sudan çıktıktan sonra anlayan balık gibi
yitirilince daha bir anlaşılıyormuş değeri.
"dostluk
ahenkten ziyade
tenakuzdan beslenen bir münasebettir"
aslında düşmandan vazgeçip dost aranmalı. zira insanın yeryüzünde tek başına yaşamıyor oluşu, kainatın birlikteliği önermiş olması anlamına geliyor. dostluğun oluşabilmesi için ise bir
tutkala ihtiyaç vardır.
erdem. çünkü dostluğu doğuran da yaşatan da erdemdir.
dost mu o da ne?herkes kendi dünyasını kurtarma peşindeyken dost kavramı çıkar uğruna yapılan arkadaşlıklardan öteye gitmez.
"tarzlarımıza alışmalıyız.çünkü kalıcı dostlukların gıdası alışkanlıklardır."
kusma kulübü/mehmet eloğlu
"nasıl ayrılır birbirinden aşk ve dostluk, can canı sever ötesi yok bunun çocuk."
yitirildiğinde depresyonla boğuşulmak zorunda kalınan, ekmek, su gibi doğal ihtiyaçtır. eşiyle dost olabilenin aşkı da sevgisi de bitmez. ama bunu sağlayabilmek için iki tarafında güçlü ve renkli kişilikleri, sağlam duyguları ve şansları olmalıdır. büyük ikramiyedir ne de olsa bu.
bazan ciddi baskılarla karşılaşır dostlar. özellikle karşı cins iseler. uzaklaşmak zorunda kalabilirler. ama "yaşadıklarımızı ve yüreğimizdekileri bizden kimse alamaz". bir yerlerden çıkıverirler zor günlerde.
yitirdiğimiz dostlarımıza selam olsun...
overrated'dır. neden?
hiç öyle sanılanın aksine oluşması aylar, yıllar sürmez. tek gereken ufak bir elektriklenmedir. iyi ya da kötü anlama gelebilir bu. o elektriklenmeyle çarpılır, yıllar süren dostluğunuzu tek kalemde silersiniz; ya da uyanır, gözlerinizi açar ve yeni tanıştığınız insana bambaşka bir gözle bakarsınız.
ama kendini kaybedip şehir elektriğine bağlanmak da ölümle sonuçlanabilir...
ne sık görüşmeye, ne zamana bağlı olmayan.
bir kere gördüğünüz, bir akşam oturup bir sürü şey konuştuğunuz bir abinizin kafanız her karıştığında yazdıkları, bir yerlerden çıkıp gelmesi ve içinizden "bazen cok yalnız kalır gibi oluyorum o zaman sen ortaya cıkıyorsun" demek geliyorken bunu onun sizden önce söylemesi. yaradana inanmak, yanınızda olduğunu bilmek böylece, içinizden geçeni taa uzaklardaki birinin hissetmesi ve bunun için şükretmek. her şeyin, her şeyin ötesinde birisine insan olarak verdiğiniz değerin kıymetinde olurlar, siz gitseniz bile dünyanın en boktan durumunda olsanız bile ne sizin verdiğiniz değerden, ne kendi değerinden şüphe duymazlar.