don quijote   

adana çık aradan

  1. bir hayalin, dulcinea'nın peşinde hayatını telef etmeyi tercih eden büyük kahraman. yazdığı mektubu yardımcısı sahtekar, altın düşkünü sanço panza'ya verir ve dulcinea'ya götürmesini söyler. sanço panza bir kaç gün evinde oyalandıktan sonra döner gelir ve mektubu dulcinea'ya verdiğini söyler. donkişot, 'yalan söylüyorsun, der, dulcinea yok ki nasıl verebilirsin'. bunun üzerine 'o halde mektubu geri getireyim efendim' diyen sanço panza'ya, 'o mektup gitti sanço panza' der donkişot. ya da donkişot'un gerçekliğini ben böyle algılıyorum.
    (canlucgodard, 18.03.2005 20:31)
  2. brezilya'daki önemli şehirler hakkında sözlük ahalisini bilgilendirmeyi görev edinmiş yazar. okuyalım da boşa gitmesin emekleri.

    (bkz: vitoria)
    (bkz: teresina)
    (bkz: sao luis)
    (bkz: salvador)
    (bkz: rio branco)
    (bkz: recife)
    ...
    (bkz: 22)
    (goyathlay, 22.10.2005 05:07)
  3. gerçek adı alonso quixano olan 50 yaşlarında bir adamın şövalye romanları okuya okuya kafayı sıyırması ve kendisini şövalye sanması üzerine, kendi adı da dahil olmak üzere etrafındaki herşeyin ve herkesi anlamını hayallerine ve ideallerine göre değiştiren, bücür komşusunu "yardımcım olursan sana bi adanın yönetimini vericem" diye kandırıp kendisiyle hayali maceralar peşinde koşmaya ikna eden, karşılaştığı herşeyi bir macera sanan (öyle ki koca koca yel değirmenlerini sıraya dizilmiş devler sanıp "kaçılın ben geliyorum!" gibisinden bir edayla bunlara saldırır), ne kadar dayak yese de bana mısın demeyen, ancak ölüm döşeğindeyken aklı başına gelen, kim olduğunu farkeden ve yaptıklarına pişman olan zavallı cervantes karakteri..
    (bkz: don quixote)
    (chocolattes, 26.01.2007 19:49 ~ 19:50)
  4. tüm dünyada don kiyote olarak bilinen ama bir özel isim olmasına rağmen türkçeye don kişot olarak geçmiş çocuk kitaplarinda bir kahraman, romanında ise hasta ruhlu bir adam olarak tanıtılmış bir karakterdir.
    (magneto, 26.02.2007 21:19 ~ 21:19)
  5. şövalyelik kitaplarından etkilenerek insanlara yardım etmek için yola çıkan, şövalyelerden çok daha şövalye ruhlu, cesur, atılgan ve aşık adam. insanın don kişot'un aşkı olası geliyor. yardımcısı sancho panza'da en az onun kadar bu işe inanmış sadık bir yardımcı. cılız atını soylu arap atı uyuz sevgilisini prenses zannedecek kadar asil olan şövalyenin hikayesidir onunkisi.
    (burcumsu, 01.05.2007 02:54)
  6. "bütün bu işleri yaptıktan sonra, tasarılarını gerçekleştirmekte daha fazla gecikmek istemedi. kendisini bekleyen o kadar çok öcü alınacak hareket, düzeltilecek yanlışlık, onarılacak çılgınlık, cezası verilecek yolsuzluk, ödenecek borç vardı ki, gecikmesinden dolayı yeryüzüne çökecek acılardan kendisini sorumlu tutuyordu.”

    swann ve d.q.’da sarıp sarmalayan düşler. bu düşlemeler d.q.’da benliğin her noktasını işgal eder. swann’ınkiyse daha çok raskolnikov’u andırır. şizofrenik bir eylem deneyimidir bu. büyük çılgınlıkların kölesi olduklarını bilirler. unuttuğunu unutan d.q.’dan daha fazla acı çekerler. çünkü şövalyenin sığındığı şövalyelik yasaları ve bu yasaların yarattığı uyum onlardan uzaktır. stavrogin hakkında verkovenski’nin tespiti, bu sürüklenirken acı çeken ruhlar için yapılmış olmalı; “inanırken inandığına inanmayan, inanmazken inanmadığına inanmayan”. d.q.’nun böyle bir derdi yoktur, çünkü inancın peşinde koşmaz. bilir o (credo ut intelligam_anlayayım diye inanıyorum!). bildiğini uygulamalıdır da. her şey yasalara uygundur. meşrudur. düşmanları soluk aldırmazlar. hata yapmamalı, uyanık olmalıdır. kahramanlığını sürekli kanıtlamaya çalışır. ondan istenen budur ve işaretleri nesneldir.

    şövalye ahlakı üzerinden tutarlılığını korur. tutarlılığın büyüsü, ahlakın çekiciliği, uyumun -bir antitez olarak- büyücülerle birlikte inşa edildiğinin de üstünü örter. büyü iradeyi sarsamaz ama belirler d.q.’da. d.q. başkası tarafından, büyük uyum yasasının öğeleri tarafından belirlenmenin rahatlığını yaşar (acı çekmekten belki de bu yüzden haz alır). her şey zamana ve zamanın yargısına bırakılır. onun acısı görünür bir gerçeklik duygusundan yoksun bırakır bizi.

    “neler saçmalıyorsun aptal, aklın başında mı senin?!”

    gerçeğe hükmetmek isteyenler, güçler dengesini kendi lehine bozuyor. hayber kalesi kuşaklar boyunca kaç kez fethedildi kimbilir? d.q. da geçmişten beslenmez, tarihten arkhe-ethik arar. en iyi allah onun allahıdır bu yüzden.

    “en yüce, en mutlu noktasına doğru göklerin.”
    “denize, aşkın engin denizine
    açılmış yol alıyorum
    bir limana ulaşma
    umudu falan beslemeden.”

    romanlarda bir dünya “kurulur”. acaba cervantes bunu yapıyor mu? bilmiyorum kolayca yanıtlanabilir mi. raskolnikov’un, swann’ın kurulamamış dünyaları, arzularının iktidarsızlığı yanında kıskanılacak bir "kurulmuş" uyumun temsilcisi d.q.; ancak bilmenin ve yapmanın bu hayber kalesi, pedro alonso’nun zavallı köylü günahkarlığı ve sanço panza’nın şato değerindeki üç sıpasıyla birlikte gri edebiyatın da hasıdır. bilimin gladyosu olarak edebiyatın, verkovenski kılığında bir mışkin olarak alay etmesidir. yeryüzündeki en iyi şeylerin canlı imgesi olarak bunların olmayışıdır. esas olan, manevi değerlerin hayata geçirilmesi değil, dildeki karşılıklarıdır. ahlakın temellerini dil atar. kurucu öğe dildir. cervantes’te mutlak uyuma yönelik alay, aynı zamanda dilin de alaya alınmasına dönüşür. estetik ideallerin bir bakıma da.

    doğrudur, yalnız bir adamdır d.q. . kimse takdir etmez onu; ne muhafızlar ne de mahkumlar. ama onun yalnızlığından pay çıkaranlar, mutluluk ve huzur verici katharsis patikalarında hacca çıkanlar, şövalyenin dünyaya dayattığının tartışılmamış bir uyum projesi olduğunu göremezler nedense. müridler, esasen erdem cehennemi olan cennetlerine ulaşırken günah cennetinden geçmemişlerdir (kafka’ya selam). romanın insanlık komedyası bu bence.

    hamlet “olmak ya da olmamak “, raskolnikov “gitmek ya da gitmemek" der. ikisi birbirinin türevidir. d.q. ise bize “gitmek, ama niye ve nereye” sorularını sordurtur.

    d.q. değil cevantes olmalıyız; o da bir şey olmak gerekliyse.

    son soru: “d.q. tutkularıyla arınmak mı istiyor, tutkularıyla arındırmak mı?”
    (salieri ve çiğnenen onuru, 25.10.2007 04:31)
  7. karşısına yel değirmenleri değil de çilek ağaçları çıksa yine onları düşman beller, yine kendisini sıraya geçmiş devlerle savaşıyor sanırdı.

    has don kişot, nereye baksa ibret alacağı bir cin ali görecektir elbet.
    (recai pengül, 29.01.2008 02:16 ~ 02:24)
  8. (bkz: el ingenioso hidalgo don quijote de la mancha)
    (yakışıklı değil ama karizmatik, 16.08.2008 23:00 ~ 23:00)
  9. insanın ömründe en az bir kez kesinlikle okuması gereken cervantes romanı. en az bir kez diyorum çünkü okuduğunuz çocuk romanları değilde 800 sayfalık şaheser ise 2. hatta 3. okuyuşta bile önceki okuyuşlarda anlamadığınız ya da sizi kahkahala boğan kısımlar yakalayabiliyorsunuz.

    aslında bu deli(!) adamın yaptıkları, davasına duyduğu saygı bağlılık ve inanç örnek alınacak cinsten.
    (ıadyatk, 02.09.2008 15:16 ~ 15:16)