türkiye'ye kesinlikle vize uygulayan, hatta öğrenci işsiz statüsünde ki insanlara vize vermeyi şiddetle red eden ya da çok uğraştıran ülkedir.
1 dolar an itibariyle 33 pesodur. hayat sanıldığı kadar ucuz değil hatta pahalı bile sayılabilir.
dünyanın en güzel ve büyüleyici 3. plajının bu ülke de bulunsa da, dünyanın en kirli bölgelerinden birisinin de bu ülke de olması yaman bir çelişkidir.
kültürel olarak türkiye ile büyük benzerlikler gösterir. ağustos ve eylül ayları kasırga aylarıdır ki geçmişte büyük kayıplar yaşanmıştır. olga
son yaşanan kasırga ise noel dir. verilere göre 20bin insan hayatını kaybetmiştir.
dünyanın diğer ucunda, adını bilmenin insana ne bir şey kazandırdığı ne de bir şey kaybettirdiği, kişiye "böyle bir yer niye var?!" diye sordurtan yerlerden birisi.
minicik ufacıkken babamla harita üzerinde ülke bulmaca oynardım, hiç unutmam, bir keresinde, "dominik cumhuriyeti?!" diye sormuştu babam, ara tara yok, ama adından dolayı mı bilmiyorum, yaşıtlarım amerikalar, fransalar içinde boğulurken, ben dominik cumhuriyeti sempatizanı olmuştum. dominik cumhuriyeti diye bir yer vardı ve milyonlarca insanın dahi varlığından bihabar olduğu bu yer benim göz nurum olmuştu, haritayı açıp açıp dominik cumhuriyetine bakıyordum.. avalon'la, valhalla ile eş değer bir yer olmuştu orası benim için. kararımı vermiştim, "seni de almanya'ya götüreyim mi!" diyen anneanneme, "olmaz! ben dominik cumhuriyeti'ne gidicem" diyordum..
belki gerçekten de öyledir, hala bilmiyorum ama dominik adındaki bir çocuğun adası sanıyordum orasını. bir gidebilsem dominik ile çok güzel arkadaş olacağımızı, ateride mario oynayıp adayı gezeceğimizi düşünürdüm.
sonrasında bir şekilde geçti o heves büyüdükçe.. ama şimdilerde hala ne zaman duysam bu "niye var ki böyle bir cumhuriyet?!" adlı gizemli ve uzak çok çok uzak yeri, içimde bir burukluk yaratır.. daha sonrasında paskalya adası'nı, peru düzlüklerindek şekilleri görme sevdası aldı o hayalin yerini, daha da büyüdüm sonrasında, artık arkadaşlarımla kapalı çarşı'daki dükkanlardan istanbul'un yeraltı dehlizlerine nasıl inebiliriz diye tartışıyorduk, dünya nerede narin ve içlenişli mekanlar bırakmışsa hepsini bulmak istiyorduk, dokunulmayı özlemiş mekanları özlüyorduk, galata'daki mühürlenmiş binalardan içeri girip, keşfedilmeyi bekleyen elyazmaları ile gizli bir gölge avcıları kulübü macerası düşlüyorduk ama dominik ve onun küçük saklı adası benim için hep daha özel olarak kaldı.
artık haritalara da bakmıyorum.. hürriyet'in 3. sayfa maceralarını okuyup şuurumu biraz daha yitiriyorum.. zaten hiçbir zaman haritalara bakarak yolculuk edenlerden olmadım ben, hep aynaya baktım ve dedikleri gibi de bu yüzdendir evimden ve şehrimden çok uzaklaşamadım, içime sinmedi, aynaya her baktığımda "geri dön" çığırtmalarıydı; duydum. bundan sonra da çok çok uzak ülkelere gidebileceğimi sanmıyorum; çünkü aynaya baktıkça geri dönüyorsun ve gidenlerin, terkedenlerin neden gittiğini asla ama asla anlayamayarak, o güzel ve hatırlanan yazının da sonundaki gibi, "iyiydik lan?!" diyorsun..