galatasaray'ın bu ve önceki sezona gelene kadar yapmış olduğu en kötü trasfer hatırası olan futbolcu.yüz metreyi 9 saniyede koşuyordu bir rivayete göre.
mustafa denizli'nin büyük keşfidir. galatasaray o sene bir sürü oyuncu denemişti ve ala ala bu adamcağızı almıştı. o transferden voleyi kim vurdu bilmiyorum ama iyi kazık yemişti galatasaray.
90’lı yılların başı afrika kökenli futbolcuların avrupa futbolunda söz sahibi olmaya başladığı yıllardı. birçok avrupalı ünlü klüp bu balta girmemiş futbolcu ormanına el atmaya başlamıştı. ülkemizin takımları da buradan nasiplenmeyi, kaç zamandır kapısını çaldıkları yugoslav futbolcuların yerine artık daha ucuz olan bu afrikalı siyahî çocukları transfer etmeyi istiyorlardı.
özellikle, işin ustası ilhan cavcav’ın mosheu, kushe ve kona gibi genç yetenekleri bulup, gençlerbirliği’ne getirmesi üzerine diğer takımlarımızın da cesareti arttı ve siyahî futbolculara sempatiyle bakar oldular. galatasaray’da bu takımlarımızdan biriydi. monaco ile yaptıkları o unutulmaz avrupa maçlarında monaco’lu iki siyahî futbolcuya, weah ve fofana’ya hayran kalmışlardı. gelişen bu yeni futbol trendine ayak uydurmak için galatasaray yönetimi harekete geçti ve afrika kökenli bir futbolcu almaya karar verdi. böylelikle de yaşı yetenlerin aklına kazınan dominic iorfa isminin türkiye macerası başlamış oldu.
maalesef (ya da değil) bu macera çok kısa sürdü. oysa her evlilik gibi mutlu ve mesut başlamıştı her şey. gazeteler bu yeni transferi öve öve bitiremiyordu. ee kolay değil, az koşmamıştı galatasaray bu futbolcunun peşinden. hemen manşetler atıldı. kara tren iorfa geldi !!! gelirken biraz rötarlı gelmişti bu “ kara tren” ama olsundu; nihayet galatasaray’ın da artık siyahî bir topçusu vardı. iorfa’nın en öne çıkan özelliği hızıydı. hemen hemen bütün medya bu futbolcunun 100 metreyi 10 saniyede koştuğundan bahsediyordu. gerçi takımdan yollanırken “ağır” diye gönderilmişti ama kanımca haksızlığa uğramıştı.
benim izlediğim iorfa hakikaten hızlıydı. hatta o kadar hızlıydı ki çoğu zaman top onun hızına yetişemiyor, geri de kalıyordu. hele ilk maçını dün gibi hatırlıyorum: iorfa oyuna mustafa denizli tarafından ikinci yarıda alındı ve ilk topla buluşmasında müthiş bir depara kalktı, 7–8 metre gittikten sonra yüksek hızdan dolayı kendi kendine çelme taktı ve yere düştü. çok sonradan aslında adamın gerçekten 100 metre koşucusu olduğu, afrikalı futbolcu pazarından pay kapmaya çalışan bazı menajerler tarafından “ hızlısın, uzunsun senden tam futbolcu olur; hem de çok para kazanırsın” diye kandırılarak avrupa’ya getirildiği ortaya çıktı.
iorfa her oynadığı maçta, tüm içtenliğiyle takımına bir şeyler verebilmek için uğraşıyordu. top ile arasının iyi olmadığını anladığından olsa gerek, artık onunla karşılaşmamak için sahanın içinde köşe bucak toptan kaçıyordu. bu sebeple gerçek mevkisi forvet olmasına rağmen bir bakıyordunuz iorfa defasın sağında, o bitmek tükenmek bilmez enerjisiyle koşuyor; ardından da orta sahada koşularına devam ediyor; bazen de yanlışlıkla forvete geliyordu.
medya, kısa zamanda bu adamın göz yormaktan başka bir işe yaramadığına kanaat getirip “ iyi urfa” manşetleriyle kendince eğlenmeye başladı. bu noktadan sonra medya tüm gücüyle bu iyi yürekli, az yetenekli, kara derili adama yüklenmeye başladı. galatasaray yönetiminin bu futbolcuya çok para verdiğini, kazık yediğini, kendi ülkesinin (nijerya) milli takım teknik direktörünün “ 50 tane takım kursam birine bile iorfa’yı almam” dediğini falan yazdılar. ama iorfa yılmadı, hep çalıştı, en nihayet biraz geçte olsa sezonun son maçı olan bakırköyspor maçında kendini gösterdi ve iki gol birden attı. gene de bu goller gönderilmesini engelleyemedi.
bu maçtan sonra yaptığı bir röportajda şöyle dedi kendisi:
“ tam lige alışmıştım, lig bitti!” gerçekten de şanssız bir futbolcuydu iorfa. mesela çok rüzgârlı bir maçta, birazda topun ayağına oturmaması sebebiyle (veya nasıl becerdi bilmiyorum) kendi yaptığı ortaya kafa vurmuşluğu da vardır. ama beni en çok etkileyen görüntüsü, hayatında ilk defa florya’da kar gördüğünde duyduğu o çocuksu sevinçtir. sırf bunun için bile severim bu siyah adamı.
galatasaray’dan sonra ingiltere üçüncü liginde peterborough united, southend united, iskoçya’da falkirk, hong kong’da ınstant-dict, çin’de guangzhou apollo ve hong kong’da hong kong rangers takımlarında oynamıştır. şu anda kendi ülkesi nijerya’da lobi stars adlı bir takımın başkanlığını yapmaktadır ve bir kaç hafta önce okuduğum bir haberde takımının aldığı kötü sonuçlardan dolayı taraftarlardan dayak yediği yazıyordu.
bir gazete haberine göre antremanda penaltıyı taca atma becerisini göstermiş futbolcu. böylece kalitesini ve yeteneğini ispat etmiştir. yeryüzünde kaç insan becerebilir ki bunu.