yetmişli yıllarda ağızlıklı sigarasını yakmak için elli kişinin sıraya girdiği
türkan şorayların; saçları briyantinli, esas kıza iftira atılınca olayı araştırmayı geçtim esas kıza bir kere bile sormadan, esas kıza "yalan yalan yalan" diye bağırıp kapı dışarı eden ama filmin sonunda gene ona sarılıp istikbale umutla gülümseyen jönlerin devri geçmiş
aydemir akbaşların melahatları kokladığı dönemin sancıları başlamıştı. işte sanat filmleri furyası
yeşilçamın dibe battığı seksenli yıllarda ortaya çıktı.
o dönemde bir yandan
banu alkan olsun
serpil çakmaklı olsun kelebek tokalarıyla
yaşar alptekinlere göz süzer, parmak uçlarında yürürken; içinde isot gizli pembe sakız filmlere tepki olarak buram buram mesaj kaygılı ve karanlık atmosferli filmler de seyirciye sunuldu. diyaloglardaki eğretilik yıllar ilerledikçe artırıyordu. tiyatro kökenli oyuncuların da ağırlıkta rol olması, tiyatro ve sinema oyunculuğu arasındaki kalın çizgiyi yok saymaları, filmleri daha teatral ve daha da çekilmez kıldı.
ülkenin başından da çok şey geçmişti, artık laylaylom devri değildi; bunu vurgulamak ve yedinci sanatta aydınlanma yaratma çabası yönetmenlerin entelektüel mastürbasyonuna dönüştü. bir kaç top sakallı eleştirmenin "algılayıp" beğendiği, halka mesaj vereyim derken halktan tamamen kopuk karikatürize karakterler kendilerinin de sindiremediği mesajları seyirciye taşımaya çalışıyordu.
furyanın doruğa ulaştığı dönem özellikle doksanlı yılların başıdır. özelliklerini saydığım bu filmlerdeki temel motiflere göz atmak gerekirse:
karakterler daima ağır bir bunalım içindedir. içsel problemleri, genelde toplumdan soyutlanma çözümlemeleriyle sorgulanır. filmlerin arka planındaki klasik müzik olmadı
richard clayderman tınıları karakterlerin toplumsal statülerini vurgular. muhakkak geceleri barlara gidilen, kadın erkek ilişkilerinin analizinin yapıldığı bu filmlerde; esas karakterler felsefik konuları papağan gibi kitaptan ezber cümlelerle tartışırken genelde olay örgüsünde suçluluk yaşatan cinsel ilişkiler de görülür. yetmişlerdeki esas çiftin kikirdeyerek yatağa girmesiyle gece lambasına yapılan zoomun yerini filmine göre erotik olması amaçlanan bir girizgah alır. ancak sarı tebessüm gibi örneklerde sevişme sahneleri çok daha cesurdur. eğer yazın geçen bir film söz konusuysa, bohem tatil köyü ortamları, tuttuğu balıkla hayatı sorgulayan adam gibi sahneler karşımıza çıkar. karakterlerin meslekleri de dikkat çekicidir. ressamlar, heykeltraşlar, yazarlar sıkça görülebilir.
sinemadaki büyük buhran seyirciyi de dumanına katar. buram buram yalnızlık, karanlık çekimler, köhne apartmanlar, küllüklerden dolup taşan sigara izmaritleri. özenilen yüksek sınıf insanlarının acıları vurgulanmaya çalışılır, aslında çok uygun bir örnek gibi gelmeyebilir ama özellikle
ipek ongun kitapları bu karikatürize dönemin genç kızlar için uyarlanmış hali gibidir.
etkileyici ve anlaşılması zor amacı güdülen ve gişede her daim çuvallayan bu filmler, anlaşılmayan diyalogları, kopuk olay örgüleri ile ne hedef kitlesine yaranabilmiş ne de sokaktaki insanın takdirini kazanmıştı. nitekim günümüze yaklaşıldığında bu dönemde sinemacıların yaptığı hataları iyi gözlemleyen yönetmenler seyir zevki yüksek başarılı filmler yaratabildiler.