son 20 dakkasına kadar sıkım sıkım sıkıldığım ve la fontaineden masallar kılığına bürünmüş, fakat doyuma ulaştırıcı sonuyla ohh beea dedirterek gönlümü almayı başarmış film.
tek kelimeyle süper bir film.yapılacak en büyük hata ilk yarım saatte filmden sıkılıp,filmi izlemekten vazgeçilmesidir.başlı başına ayar bir film,defalarca izleyeceğim filmler arasında yerini almıs muhteşem bir film.nicole kidman da öyle bir oynamış ki...
izleyeli 3 ay olmasına rağmen, hala etkisinden kurtulamadığım, insan hayatındaki en basit ilişkilerin bile filmde anlatılanlarla yakından ilgili olması trier'n zekasına hayran kalmama neden olan, ilk saati sıkıcı, 2. saati dehşete düşüren, tiksindiren, 3. saati şok eden, defalarca izlenesi film.
sadece sonu etkileyici olan ama ne bir hayranlık ne bir şaşkınlık yaratan saçma sapan bir film."hayatın gerçekleri" gibi basit bir şekilde ifade edilen şeyleri hayatın içinde görmeyi kim başaramıyor ki bunu bir filme konu edip hiç değiştirmeden sadece radikal bir şekilde çekerek başarılı oluyor?merak ediyorum acaba von trier herhangi bir burnu konu alan bir film çekse benzer bir şekilde herkes vay be adam bizim burnumuz olduğunu çok iyi vurgulamış,burun da burda çok iyi burun gibi olmuş derler mi?sanat gerçeği olduğu gibi yansıtmak olmamalı maalesef...
"çok sıkıcı", "bayıcı" gibi eleştirilere inat başından sonuna kadar şuh ve hayranlık içinde izlediğim, yönetmenini bulsam ellerine sarılacağım ,sırf abd'yi eleştirme özelliğiyle bile gönlümde taht kuran, düşük bütçeyle bile adamakıllı film çekilebileceğini kanıtlayan, kısacası anlatmak istediğini adam gibi anlatan film.
iyilik ve kibir kavramları üzerinde tekrar düşünmeye sevk eden sıradışı film. filmin sonu ve nicole kidmannın tavırları günlerce beynimi doldurmuştu. kafamdaki kibir ve doğru olan, olması gereken konularındaki tüm şemalr yıkılmıştı. erdemin farklı bir yüzünü tggösteren muhteşem bir yapıt.
öncelikle bu filmi izlemeden önce dancer in the dark'ı izlemiş olmak gerekir çünkü iki film birbiriyle yakından alakalıdır. aslında ayrıntıları bir kenara attığımızda bu iki film sonu dışında tamamen aynı konu üzerinedir (tabii filmlerde konu sizin için sinopsisinden ileri gitmiyorsa o başka). iki filmde de baş karakter tamamen iyi niyetli, buna karşılık kesinlikle haketmediği şeylerin başına geldiği, yalnız bir kadındır. dogville'de de lars von trier, dancer in the dark'da yaptığı gibi bunu kullanarak izleyiciyle oynamaktadır. yalnız iki film arasında bu noktada büyük bi fark vardır; dancer in the dark izleyiciyi salya sümük bırakıp duygularını alt üst eden, üstüne de kötü sonla biten bi filmken dogville duygulardan çok sinirlere hitab eder, üstelik dancer in the dark'ı yarıda kalmış bir öyküyü tamamlar gibi tamamlar. bu bakımdan iki film birleştiğinde ortaya bir bütün çıktığını söylemek mümkündür. peki dogville'inki bir "mutlu son" mudur? orası biraz belirsiz ama kesin olan bir şey var ki dogville'in sonu, dancer in the dark'ın istenen sonudur; izleyiciyi tatmin eder bu yüzden "mutlu son" olduğunu söyleyebiliriz. lars von trier de böylece amacına ulaşır; bütün bir kasabanın katledilmesini (bu burada bir semboldür tabii ki) insanlara mantıklı ve haklı olarak kabul ettirmek . izleyiciyi dancer in the dark'ın sonunda bir tatminsizlik duygusuyla bırakarak ile dogville'e hazırlar, dogville'in sonunda istediklerini onlara verir.
izlerken sinir stres altında saç yolunan lars von trier filmi.tiyatro gibi..olmayan kapılar açılır,olmayan duvarların ardında kötü şeyler olur,olmayan yollardan gelinir dogville'e.
insanlıktan uzaklaşmış kasaba sakinlerinin davetsiz bir misafirle başlayan ve onun yaşadıklarının,yaşattıklarının hikayesi.sonunda yüzler gülermi kızarmı belli değildir.bundan sonra manderlay gelmiştir.ve de washington gelecektir.
ayrıca da nicole kidman hiç bu filmdeki kadar güzel gözükmemiştir göze.
koskoca setlerin kurulup milyarlarca paraların harcandığı filmlere inat; bir hangarda, tiyatro dekoruyla film çevrilebilineceğini kanıtlayan "bir lars von trier filmi". amerika hakkında yönetmeyi planladığı filmlerin ilki. nicole kidman'ın oyunculuğu için bile izlemeye değer.
filmin ilk yirmi dakikasında herhalde böyle gitmeyecek diye izleyip son yirmi dakikasında elinizde çekirdek tanesiyle kalakaldığınız nichole kıdman'ın tüm çekiciliğini sergilemiş olduğu film.filmin amerikanın insanlarını protesto ediyor olması ve filmin sonunda vermiş olduğu anlamlı mesaj filmi izlenmeye değer kılan etkenlerden.
intikam kavramının ne olduğunu tam olarak anlatan bir sona sahip film. ilk dakikaları izleyeni sıkabilir ama sonuna kadar izlendiğinde kesinlikle pişman olunmayacak bir yapıttır ayrıca