|
|
- yalıköy'de geçen kısa bir yaz dinlencesi sırasında, şu şekilde sızlandığınızı fark etmeniz ile anlayacağınız durumdur: "sinekler! sivrisinekler, kara sinekler, arılar ve daha niceleri. her yerim kabardı. o vızıltıları yok mu, üzerine üzerine uçmaları, kulağına gözüne çarpmaları! bunlar doğada hangi dengeyi sağlıyor olabilirler ki canııım, ne kadar yorucular!"
bir de ben doğadan bahsederdim, toprakla uğraşmaktan, medeniyetten uzak yaşamaktan. iki sinekle başa çıkamıyorum. lakin, bu uçmayı bilen ama yine de ibnelik yapan sineklerin olmadığı bir doğa bulunamaz mı diye de düşünmeden edemiyorum. karınca adası mesela. poyraz musa'nın böcek sinek sokmasından şikayet ettiğini hatırlamıyorum, ben o kitapta yaşamak istiyorum, vasili ile kendime bir ev beğenmek, nişancı'nın tuttuğu balıkları yemek, uso'nun kavalından destanlar dinlemek istiyorum. o zaman ben doğa insanıyım, tabi canım, doğru doğal koşulları bulmak önemli. evet evet, zaten yalıköy'de köy mü be yaa. villayla dolu köy mü olur?
|