bütün kadınları ömür boyu, "bir kibrit kutusu peynir" cezasına mahkum etmiş meslek grubu.
kişiye göre diyet tedavisi uygulayan ve ceza değil şifa veren meslek.
size "ah canım sen zaten normalsin ama çok istiyorsan gel bir 5 kilo verdirelim." dedikten sonraki kontrolünüze 1,5 kilo vererek gitmeniz gerekirken 700 g. alıp gidince deliren insan. "bunlar diyetle sınırlı değil, bir yaşam biçimi. her gün 2 kase aşure yenilir mi?" falan diye ağzınıza da sıçabiliyorlar.
kadıncağız bilmiyor ki ben borderlineım, abartmayı severim. neyse artık.
hastanelerde yatmakta olan hastaların besin olarak günlük ihtiyaçlarını ve gerekliyse özel kısıtlama ya da arttırmalarını da ayarlayan insanlar..
(halukk, 05.02.2009 18:50 ~ 18:50)
işi metabolik girdi çıktıyı düzenlemek olarak görülen meslek erbabı.doğrusunu bilen biri( be yourself derim ben) yazar sanırım
bakırköy 'kızılay' hastanesinde 25 ytl ye muayene ediyorlar.tartıya cıkıyorsunuz ve sizin yag oranınızı,vücuttaki su oranınızı gösteren bir kagıt veriliyor.2 haftada bir kontrol yapılıyor.menüler de sabit.kibrit kutusu kadar peynir,meyve,sebze,süt,bitki çayları... 3 beyazlı yiyeceklerden de kesinlikle uzak durulacak.(bkz:
un )" onmousedown="return bkc('3079011','%60un%60+')">
un),(bkz:
tuz )" onmousedown="return bkc('3079011','%60tuz%60+')">
tuz),(bkz:
seker )" onmousedown="return bkc('3079011','%60seker%60+')">
seker)
diyetisyenlik; anatomi, fizyoloji, mikrobiyoloji, tıbbı biyoloji ve genetik gibi tıp fakültesi dersleri, sosyoloji, antropolji, pikoloji,iktisat, işletme, demografi gibi sosyal bilimler dersleri yanında besin kimyası, beslenme biyokimyası, hastalıklarda diyet, ana çocuk sağlığı, toplu beslenme yapılan kurumlarda beslenme gibi bölüm dersleri dahil birçok dersin harmanlaması sonucu mezun olan, çalışma alanları çok geniş olan bir meslek grubudur.
kesinlikle işe yarıyor, tecrübeyle sabit.
hastane personelinin bütün yeme içme, mutfak ihale, iaşelerinden, hasta yemeklerinden (diyabet/çocuk beslenmesi/ serumla beslenme/ yeni doğan beslenmesi vs.) sorumlu olan, bunun yanı sıra çeşitli polikliniklerden kendilerine gönderilen hastaların yeme düzenlerini belirleyici poliklinik hizmeti veren (diyet polikliniği) sağlıkçılar.
her diyaliz merkezi mutlaka bir diyetisyen çalıştırmak zorundadır. her yemek şirketi mutlaka diyetisyen yahut gıda mühendisi çalıştırmak zorundadır.
hastaneler için konuşuyorum, eskiden daha zordu işleri, bütün mutfak üzerlerine zimmetliydi, 1kg. patates kaybolsa, sicillerine işlenirdi, şimdi özel şirketler onların söylediği yemeği kendi bildikleri gibi hazırlıyorlar, en azından zimmet olayından kurtuldular ama bu sefer de şirketle burun buruna geliyorlar, ihale zamanı özellikle acaip yalakalık yapar yemek şirketleri diyetisyenlere.
yemek listelerini hazırlarken, kişilerin günlük ve haftalık alması gereken cal. miktarını, bir haftada yemeleri gereken sebze, meyve, et efendime söyliyim kuru baklagiller vs. hesaplanır ve o şekilde yemekler hazırlanır. bu yüzden zaman zaman abuk sabuk yemekler çıkabilir ama onlar kanunun ve mesleğin getirilerini ve de şirketin elinde olan malzemeleri vs. kullandıkları için, iy bu yemek pis diye diyetisyene yüklenilmemelidir, gıcık oluyorlar haberiniz olsun. yoksa onlarda çok iyi biliyor yazın ortasında 50 derece sıcakta çot diye kurubaklagilllerden bir yemeği dayandırmayacaklarını ve fakat kader.
doktorlar niyeyse, her işlerine burunlarını sokarlar. diyete göndermesi gereken hastaya çeşitli beslenme "tavsiyesinde" bulunurlar ve göndermezler, örneğin en son çıkan bir kararla, sanıyorum sıvı beslenmesi diyetisyenlerden alındı mı ne öyle bi şeyler. saçma tabi. var doktorlar da böyle bir her şeyi hor görme, her şeyi ben bilirimcilik. bilirsin güzel kardeşimde yüklenme kendine bu kadar, bak adamlarda bu mesleği okumuşlar, beslenme tavsiyesinde bulunma direkt yolla diyetisyene hem onlar işlerini yapsınlar hem de sen kendi işine odaklan.
sonuçta, çoktur efendim sağlık sektöründe diyetisyenlerin yükü. poliklinikler, servisler, mutfak. ara sıra sağlık bakanlığının da iş kitlediği olur, süt eğitimi verilmesi vs. gibi. süt eğitimi dediysek, sağlık bakanlığının istediği gibi bir eğitim vermek zorundalar tabi, öyle kendi düşüncelerini, kendi bilimsel verilerini kullanamazlar, örneğin tetrapak'ı övmek zorundalar. bu noktada derya baykal'dan bir farkları kalmıyor. tetrapak iyidir, uzun ömürlü süt candır, süt kaynatılmaz helölölö diyceksin özetle diyorlar işin açığı.
6 haziran'da günleridir.
diyetisyen bir annenin bitmes çilesine tanıklık etmiş bir evladım ordan biliyorum.
not: koca hastanenin bütün yemeklerini ayarlama kapasitesine sahip bir insanın her akşam "ne yemek yapiim?" sorusunu sorması da son derece ironiktir. eklemeden geçemicem.
not 2: eğer diyetisyen bir anneniz olsaydı, bütün yemeklerin toplamda yarım yemek kaşığı yağla pişebildiğini öğrenip şaşıp kalabilirdiniz. evet efendim pişiyor, bütün yemekler pişiyor üstelik inanılmaz da lezzetli oluyor. bunlarda getirileri.
cins insanlar. daha önce özel hastanede gittim, "senin kilon normal, diyet yazamam." deyip kızdı. yalvarınca şöyle iyisinden 1400 kalorilik bir diyet yazdı, nedeni zaten bazal metobolizma hızımın 1600 kalori olmasıydı. neyse diyet falan hak getire ki bugün bir üniversite hastanesinde tekrar gittim.
şimdiii... diyetisyen bey evladım çok şeker çocuktu tamam. ama kiloma boyuma baktı (bir öncekiyle aynıydı) "dur sana 1800 kalorilik diyet yazalım ayda 2-4 kilo ver." dedi. dedim "bak şekerim her şey iyi hoş da, 1800 kalori ile ben ayda 2-4 kilo alırım ancak, veremem." neyse anladı, "1600 yazalım öyleyse." dedi. baktım bir iş çıkmayacak bu elemandan takıl kafana göre dedim. sonuç olarak günde 10 dilim ekmek yenilen -ki mümkün değil benim için- bir diyet yazdı.
sonuç olarak tanım şu: her şey gibi iyisi makbul olan insan.