görseller
diyarbakır cezaevi 
  
belki ilginizi çeker
  1. · esat oktay yıldıran
  2. · auschwitz
  3. · inde deus abest
  4. · bedran sevgat
  5. · geceyarısı ekspresi
  6. · dörtler
  7. · express
  8. · mazlum dogan
  9. · selim dindar
  10. · sürekli aydınlık için bir dakika karanlık
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · uykusu olup da uyumayan insan
  2. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  3. · marjinal isim meraklısı aile
  4. · 100 opera
  5. · yaran diyaloglar
  6. · tadı harika olan yiyecek kombinasyonları
  7. · behlül sözlük yazarı olsa kullanacağı nick
  8. · aynı daldaydık
  9. · kıratlı orkid

diyarbakır cezaevi  

 sayfa  / 2
  1. ahmet kayanın seslendirdiği şarkıların bazılarına da konu olan cezaevi
    (dgny, 02.01.2007 22:12)
  2. türkiye'nin auschwitz'i, insanlık ayıbı. 12 eylül'ün pkk'yı yarattığı fabrika.
    (rahatsız, 04.01.2007 02:03)
  3. 12 eylül'ün dahiyane merkezi.
    cezaevinde yatan çoğu türk'ün de pkk'ya katılmasını sağlayan mekan.
    cehennemden bir köşe...

    ayrıntılı bilgi için.

    http://www.radikal.com.tr/...
    (siyabent47, 05.03.2007 12:00)
  4. vizontele tuuba'nın sonunda askerler filmin baş karakterlerini bir araya toplamışlardı ya. onlar da birbirlerine sormuşlardı şimdi ne olacak diye. sonra askerler onları kamyonlara bindirdi ve götürdü ya.
    işte diyarbakır cezaevi, askerlerin o adamları götürdüğü yerdir.
    ne olur sonra? film boyunca gülümseyişlerine, insanlıklarına hayran olduğumuz adamlar, aylarca işkence görür. ee, sonra? sonra, o kadar işkenceden sonra hapisten çıktıklarında ne gülümseyişleri ne insanlıkları kalmıştır, pkk'lı olurlar.
    e, sonra? e sonra, sorarsın kendine "nerden çıktı bu kadar terörist, bu kadar hain?" diye..
    (carlsoloman, 11.08.2007 22:54 ~ 22:57)
  5. yalnızca 1980 ve sonrası o karanlık 12 eylül değil; 24eylül 1996 da gündeme düşmüş cezaevidir.açlık grevi vardır cezaevinde ve devlet güçleri daha sonra da "hayata dönüş "operasyonlarında görüldüğü gibi açlık grevini bitirme amacıyla cezaevine baskın yapar. sonuç 10 tutuklunun ölümü ve 24 ünün yaralanmasıdır. kayışlarla dövülmüştür bu insanlar, ölenlerin yüzleri tanınmayacak haldedir.her şekilde ortada olan işkencedir. o zamanda hatırladığım bir görüntü bir tutuklunun kafatasının bir bölümü içine göçmüştür nerdeyse.

    sonuç:"diyarbakır e tipi cezaevi'nde 24 eylül 1996'da 10 pkk'li tutuklunun ölü, 23 tutuklunun da yaralanmasıyla sonuçlanan operasyon sonrasında 29 polis, 36 jandarma ile gardiyan ve cezaevi doktorlarının da aralarında bulunduğu 72 sanıklı dava sonuçlandı. karara ilişkin açıklamada bulunan diyarbakır barosu başkanı ve müdafi avukatı sezgin tanrıkulu, davadan çıkan kararları "korkunç" olarak değerlendirdi.

    diyarbakır'da 10 yıldan bu yana devam eden dava bugün sonuçlandı. davayı karara bağlayan 3. ağır ceza mahkemesi sanıklara ceza verdi.

    mahkeme heyeti tutuksuz yargılanan sanıklardan 62'sini 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırdı. ancak sanıklar 4166 sayılı yasa göz önüne alınarak cezaları ertelendi. " budur işte .
    (eleanor, 03.09.2007 23:50 ~ 05.09.2007 19:06)
  6. “ji bo üsküdar’ê we hele welate keye?” feryadının kavruk her şafakta insanı biraz daha zelil edip onursuzlaştırırken, apolet fışkırmasıyla milli-ter kokan dişlilere sıkça sorulacak yer, soru.
    (ipimlekusagim, 20.09.2007 14:56)
  7. keşke hiç okumasaydım peaceramon ve robbiefowler tarafından anlatılan anıları!
    ben ki işkence hassasiyetim yüzünden o dönemle ilgili geçici hafıza kaybı yaşamış biriyim!
    ben ki insan olma utancımı başka türlü yenemediğimden ve bu acıyla yaşamam mümkün olmadığından, unutarak ayakta kalabilmiş biriyim!
    yalnızca sokak köpekleriyle güneşin doğuşunu izlerken mutlu olabilme nedenimi hatırladım şimdi; insana duyduğum sevgi, insana duyduğum nefretin önüne geçemiyor başka türlü!
    nefretle yaşamaksa çok ağır bir ceza be kardeşim!
    (çekirdekailem, 20.10.2007 15:04 ~ 29.12.2007 16:56)
  8. ... diyarbakır cezaevi'nde yapılan ve 54 gün süren ölüm orucuna katılan cemal arat'ın annesi sakine ana aldı sözü. sakine ana, ölüm orucundaki oğlunu ziyarete gidiyor, oğlunun son günleri, tabi anne yüreği yanıyor, "oğlum başka yolu yok mu?" diyor. cemal arat'ın verdiği yanıt şöyle oluyor: "ana artık hergün başkasının bokunu yemek ağır geliyor."...

    express
    (malina, 20.10.2007 15:14 ~ 15:14)
  9. türkiye geçmişiyle yüzleşmedikçe, insanlık onurunu yok eden yaratıkları adaletin önüne çıkartıp yargılamadıkça tarihte kanayan bir yara olarak kalacaktır diyarbakır cezaevi gerçeği.
    12 eylül darbesi tüm demokrasiye inananlara karşı yapıldı. ama kimilerinin payına diyarbakır cezaevindeki gibi vahşi, insanlık dışı muamelelere maruz kalmak düştü.
    yazılan diğer girilerde diyarbakır cezaevinde yapılanları, insanlık dışı uygulamaları yüzümüz kızararak okuduk. başka örnekler vermeye gerek duymuyorum. pkk ismini ilk defa duyan insanlara bile dağa çıkmaktan başka yol bırakılmamıştır ve bu süreçte kendine göre hak ve adalet dağıtan zihniyet terör olarak nitelendirdiği olguyu kendi elleriyle beslemiştir.

    ve türklerle kürtler aynı elmanın iki yarısı. birbirlerini anlamanın bir yoluda diyarbakır cezaevi gerçeğiyle yüzleşmektir. en azından insanlık onuru adına bunu birbirlerine borçlular.
    (solt, 20.10.2007 17:04)
  10. türk silahlı kuvvetlerinin rütbeli bir subayı olarak iki günlük zorunlu misafirliğimiz boyunca. kendimi oldukça tedirgin hissettiğim,birilerinin gelip aniden "kalkın gidiyoruz" deyiverecekmiş gibi,kasvetli havasıyla bir cezaevinden ziyade,organize işlerin yapıldığı kamp havasındaki garip yer. oysa benim orada bulunduğum süre içinde korkmak ve tedirgin olmak için hiç bir sebebim yoktu.
    (metropolsalagi, 28.11.2007 10:57)
  11. cumhuriyet mitingi zamanında orduya uzanan eller kırılsın diye bağıran insanların hakkında azcık bilgi sahibi olmalarını dilediğim cezaevidir. pkk ya tepkileri, omurilikten çıkan "orospu çocuğu" , "piç", "amına koduklarım" kelimelerinin çeşitli kombinasyonları şartlı refleksi olan bireylerin okumasını dilediğimdir. kürt sorununa federe devlet , kürt kardeşlerimiz diyen kenan evren'i dinleyip , geçmişi sorgulamayanların anlamasını dilediğimdir..

    kısaca olayların nedenini niçinini değil, habertürk'ten uçakların, füzelerin resimlerine bakıp yorum yapanların içinde olanlara 1 dakika maruz kalmalarını dilediğimdir..

    (bkz: sürekli aydınlık için bir dakika karanlık)
    (kornish, 31.12.2007 04:12)
  12. 12 eylül'ün eseri olan büyük bir insanlık ayıbı.
    (la vie en rose, 31.12.2007 22:09)
  13. (bkz: bitirilemeyen kitaplar/@2302309)
    (baschar, 21.04.2008 00:10)
  14. the times tarafından dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi listesine dahil edilmiş cezaevidir.


    http://www.sabah.com.tr/...
    (yeşil başlı gövel ördek, 29.04.2008 13:42)
  15. (bkz: cehennem)
    (dahianlamindakideayriyazilir, 24.05.2008 05:29)
  16. -her birimiz tek tek o lağım suyunun içine indiriliyorduk. lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. diyarbakır cezaevi'nde yatan herkes yaşadı bunu. o pisliği içmedim, yemedim diyen gururu yüzünden yalan söylüyordur.

    http://www.radikal.com.tr/...

    başka toplumlarda yaşansa ''cık cık şunlara bak dinsiz imansızlar'' yorumunu esirgemeyecek insanımın bi haber olduğu yanı başında yakın geçmişindeki cehennem. okurken gözleri dolanla yaşatırken gözünü kırpmayanların nasıl oluyorda aynı insan sıfatını taşıdığı tarafımdan merak konusudur.acıtır.
    (regulate, 06.08.2008 22:59)
  17. duvarları içinde yaşananları steven spielbergduysa herhalde önce önündeki halıya kusar ve sonra da hayatında bir daha yahudi soykırımıile ilgili film çekmeyeceğine dair yemin eder. geceyarısı ekspresifilmine feryat figan isyan edip ''biz öyle barbar değiliz, o film abartı'' diyen devletimiz o filmi tabi ki bize yasakladı çünkü koyun mod'u kapatıp sorgulayacaktık belki de az biraz ''neler dönüyor cezaevlerimizde?'' diye. şimdi durup düşününce o dünya'da fırtına koparan filmin bile diyarbakır cezaevindeki insanlık dramı ve utancının yanında polyanna gibi kalıyor oluşu çok koyuyor be adama.

    aushwitzne ki? oradaki insanlar hiç değilse ya gaz odalarında ya da namlunun ucunda can verdi. diyarbakır'dakilerin çabucak ölme şansı bile olmadı, olamadı.

    bir travma'dır diyarbakır. türkiye'nin nasıl da kendini deşerek kanını akıtan mazoşist ve şizofrenik bir hasta olduğunu gösteren örneklerden sadece biridir. azınlık olmanın, gayrimüslim olmanın, türk olmamanın 100 yıl boyunca nasıl cezalandırıldığı kanlı bir tarihin tozlu sayfalarında yazıyor ama kimse halının altında artık el kadar katman olmuş pisliği aklına getirmeye çalışmıyor, yeni pislikler süpürüyor o halının altına.

    diyarbakır cezaevi

    sadece diyarbakır mıdır? 1980-84 arasında orada yaşananlar türkiye'de o dönemde sayısız cezaevinde yaşananların sadece ufak bir bölümüdür. bir nesli işkenceden geçirmiştir ordu. latin amerika diktatörlükleri gibi geliyor değil mi kulağa? değil işte. bildiğiniz, yaşadığınız, sevdiğiniz türkiye o. ''cennet'' vatanınız yani.
    (lamentable belaborment, 04.09.2008 20:49 ~ 20:52)
  18. 12 eylül'ün en ağır yansıması. taraf gazetesi'nde alper görmüş, radikal'de yapılmış bir mülakatı koymuş köşesine. buyrun o yazıdan alıntı, dikkatli okuyun, belki pay çıkartabilirsiniz. yüreği yeten okusun;

    "biz ölüyüz..."


    selim dindar anlatıyor:


    "dışarıdaki beton avludaki eğitimden canlı dönemeyeceğimizden korkuyorduk. çünkü bu eğitimler işkenceyle yapılıyordu. avlunun ortasında bir kapak vardı. oradan hapishanenin ya da mahallenin lağımı akıyordu. her birimiz tek tek o lağım suyunun içine indiriliyorduk. lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. diyarbakır cezaevi’nde yatan herkes yaşadı bunu. o pisliği içmedim, yemedim diyen gururu yüzünden yalan söylüyordur. (...) kıştı, bir hafta boyunca gece o beton avluda suyun içinde yatırıldık. ihtiyacımızı suyun içinde yapıp, ısınmaya çalışıyorduk.


    "elimde sigara söndürme izini görüyorsunuz. yumurtalık bölgemde de sigara, kibrit söndürdüler. mahkemede bir hemşerime tebessüm ettim diye bir gardiyan elime beş milimlik çivi çaktı. copu ısırtıp, tekmeyle vurdular ve sonra ağzımdan dişlerimi copla birlikte çıkardılar. ağzıma soktukları copu sağa sola döndürdüler, gördüğünüz gibi ağzımı bir yanından yırttılar. insanoğlunun bunları nasıl yapabildiğini hâlâ kavrayamıyorum. gözümün önünde öyle çok olay oldu ki. ölümler, işkenceler... abbas çelik diye bir köy sahibi vardı. oğluyla birlikte içerideydi. oğluna soktukları copu çıkartıp babanın ağzına veriyorlardı. sonra babaya soktuklarını oğlunun ağzına veriyorlardı."


    dindar, neşe düzel’in, bu kadar ağır işkencelerden sonra gerçeklikten kopup kopmadıkları yönündeki bir soruyu da şöyle cevaplamıştı o söyleşide:


    "mesela mehmet salih besen olayında gerçeklik duygumu ben tamamen yitirdim. 50 yaşlarındaydı. tki’de memurdu. kendisini ve bizleri ölü zannediyordu. 'biz ölüyüz, şu anda kabirdeyiz' diyordu. biz, 'amca yok öyle bir şey, gerçek hayattayız' desek de, koğuşun aslında bir mezar olduğunu öyle mantıklı savunuyordu ki, ben dahil bazılarımız ölü olduğumuza inanmaya başlamıştık. mesela cuma günleri görüşme günümüzdü. bize soruyordu. 'bizi ziyarete gelenlere biz dokunabiliyor muyuz? hayır. bize uzaktan bakıyorlar, ağlıyorlar ve gidiyorlar. çünkü onlar bizim kabrimizi ziyaret ediyorlar. cizre’de biliyorsunuz kabir ziyareti cumalarıdır' diyordu. gardiyanların da zebani olduğunu söylüyordu. gerçekten de koğuşun camları boyalıydı. biz dışarıyı göremiyorduk, koklayamıyorduk, duyamıyorduk.


    (...) ben ülkemizde geçmişte yaşanılan bir vahşeti anlatıyorum. bugün 43 yaşındayım, diyarbakır cezaevi’nden konuşulduğunda hâlâ hayattan kopuyorum. içimdeki fren boşalıyor, bağırmak, ağlamak, haykırmak istiyorum. benim hanımım ve çocuğum var. kalabalık bir ailem ve dost çevrem var. içimdeki frene basamıyorum ve herkesin önünde hüngür hüngür ağlıyorum, ağlıyorum..."


    selim dindar, bu korkunç gerçekliği ölümle protesto etmeye karar veren dört mahkûmun kendini yakışlarına da tanıklık etmiş:


    "ferhat kortay hemşerimdi, elektrik mühendisiydi, samimiyetimiz vardı. sabaha karşı saat üç sularında koğuşta müthiş bir patlama oldu. bir arkadaş alevlerin üstüne su döktü. alevlerin içinden bir ses geldi. 'bu bir yangın değil, eylem. kahrolsun işkence, kahrolsun vahşet' dedi. alevler küçüldüğünde biz o dört insanı kafa kafaya vermiş gördük. ben ferhat hoca’nın başucuna gittim. eğildim, 'hocam bir şeyler söyle' dedim. dişleri kenetlenmişti. tıslar gibi bir sesle zorlukla, 'bana türküyü söyle' dedi. 'sevdalım' adında çok sevdiği kürtçe bir aşk türküsüydü bu. ben ağlayarak türküyü söylemeye başladım. beni teselli etmek ister gibiydi. ağlamamam için bana tebessüm etti. tebessüm ederken yanaklarından etler dökülüyordu."


    neşe düzel, o söyleşinin sunuşunda şöyle demişti: "hasan cemal son çıkardığı 'kürtler' kitabıyla ilgili kendisiyle yaptığım konuşmada, medya adına bir özeleştiride bulunarak 'eğer biz gazeteciler, 12 eylül döneminde diyarbakır cezaevi’nde yaşananları tam anlatsaydık, bu ülkede belki bazı şeyler değişirdi' demişti. medya o dönemde diyarbakır askerî cezaevi’nde olanları anlatmadı. ama medya bu dönemde de yaşanan o korkunç vahşetle yüzleşmeye pek yanaşmıyor. halbuki diyarbakır cezaevi, kürt sorununda büyük dönemeçlerden biri."

    www.taraf.com.tr/makale/2421.htm
    (itirazım var sayın yönetici, 25.11.2008 01:02)
  19. 1980 askeri darbesinin zulmünün simgesi zindanır. diyarbakır diyarbakır olali ne boyle bir zulüm ne boyle bir işkence ne de böyle bir psikolojik baskı görmüştür. onlarca insan öldürülmüş, yüzlerce insan sakat birakılmış 400'ün üzerinde insan verem hastası olmuştur.
    ayrica pkk'nin içeride direnişi dışarıya büyük güç vermiş ve bundan güç alarak silahlı eylemlerine başlamasına neden olmuştur.

    "diyarbakır zindanı" adlı bir kitap okumuştum yıllar önce..günde en fazla 10 sayfası okunabiliyordu. bu kadar az okumamın sebebi ne yavaş okumam ne de kitap okuma sevgisizliği ile ilgili değildi. bünyem kaldırmıyordu. işte o zamanlar gerçekten insan olmaktan utanmıştım. düşünün baba oğul cezaevinde ve birbirileri ile cinsel ilişkiye girmeye zorlanıyor. ve bunu yaptırıyorlar..bu ülkede bunlar yaşandı. yüzbaşı esat oktay yıldıran ve köpegi "co" ceza evindeki insanlara işkence etmenin baş kahramanlığına soyunmuştur. bir köpeğe selam vermenin utanc yaşatıldı mahkumlara. okumak istemedikleri halde her sabah istiklal marşı okumaya zorlandilar, atatürk'ün gençliğe hitabesi güneş dil teorisi vb. bir sürü sey zorla dayatılıyordu.

    bu baskı ve işkenceler karşısında insanlar tepki olarak kendilerini yakmışlardır (bkz: dörtler) (bkz: mazlum dogan)

    kadınların ve erkeklerin cinsel organlarına elektrik vermek..kanalizasyon benzeri içi bok dolu yerlere mahkumları atmak..insanin eline 5 milimlik çivi batırmalar,ağza cop sokup diş kırmalar ve daha bir sürü insan olanın bünyesinin hazmedemeyeceği şeyler...

    merak edenler cok kücük bir seyi burdan gorebilirler

    (bkz: www.karsi.com/diyarbakir/basinda_vahset.doc)" onmousedown="return bkc('3044354','+www.karsi.com%2Fdiyarbakir%2Fbasinda_vahset.doc')">www.karsi.com/diyarbakir/basinda_vahset.doc)

    hatta bir kısmını burda birlikte okuyalım dilerseniz. haluk yıldızhan adlı bir mahkumun anlattıklarına kulak verelim

    "gözaltından gelenleri genel olarak sinema salonuna değil de, o zaman 37 olarak adlandırılan, daha sonra 36 adını alan hücrelere götürürlerdi. burada, "banyolu mu televizyonlu koğuş mu istersin?" diye sorup, cevap ne olursa olsun her iki durumda da alt katlardaki tuvaletleri tıkanmış ve pislik içindeki lağım sularının ve insan dışkılarının yüzdüğü bir yerde süründürülür, günlerce işkence ve kaba dayakla hoş geldin safhasında yıldırdıktan, tamamen teslim aldıklarına inandıktan sonra koğuşa gönderirlerdi. "

    ama yok ben daha detaylı oğrenmek istiyorum ve insanlığım da bünyem de kaldirabilir diyorsaniz
    bedran sevgatin "diyarbakır zindanı adlı eserini bulup okumanızı öneririm (yasaklanmamışsa).

    belki hasan cemal kürtler adlı kitabının girişinde cemil felatoğlu'nun yaşadığı küçük bir olayı anlatıp geçmiş ama oda çok dokunaklıdır yetersiz olsa da..
    (asayisberkendal, 29.01.2009 01:03 ~ 24.03.2009 20:57)
  20. bilmeyen için zordur hakkında bilgi sahibi olmaya kalkmak bile.
    bilmeyen için diyarbakır ve zindan kelimelerinin zihinde çağrıştırdıklarını silip baştan anlamlandırılmaya kalkışmaktır.
    ve ağır gelir, sadece göz gezdirmek bile bunu anlatan satırlara.

    bir deneysel eylemdi bu, insan denilen canlının ne kadarını kaldırabileceğinin ölçümüne dair yapılanlar ki, insanı kobay bir fareden daha değersiz görerek. herşeyin çığrından çıkmasına sebepti orada olanlar. pek çok işkence yöntemi ilk kez denendi orda, cıa tarafından özel olarak yetiştirilmiş, eğitilmiş yüzbaşılar tarafından.

    ne olursa olsun, ne kadar saçma olursa olsun, bir ülke yönetiminin öyle ya da böyle kabul edilen kanunlarına karşı gelmenin suç olarak değerlendirilmesini ve bunun cezalandırılmasını anlayabiliyorum.
    ama bu cezalandırmanın amacı "çek cezanı aklın başına gelsin, gelsin ki bir daha yapma" biçiminde bir islah etme eylemi şeklinde olmalıdır diye düşünüyorum.

    yani bir nevi suçluyu "natural born killer" yani katil doğanlardaki gibi doğuştan gelen bir sebeple suçlu olmadığını, anadan doğma hırsız, anarşist ya da ne bileyim katil olmadığını, bu durumunun sebebinin, (akli dengesizlikler haricinde) yaşadıklarının ve çevresinin getirdiği şartların sonucunda olduğunu ve bu sebeple kişiyi tekrar kazanmak adına tersine mühendislik benzeri bir işlemle önce sıfırlayıp sonra artı değerler katmaya çalışarak yetiştirilmesi gereklidir diye düşünüyorum. (ki zaten çoğu ülkede bu şekilde yaklaşılır olaya) bu sebepledir ki örneğin mahkumlara yeni meslekler öğretmek için tüm dünyada kabul gören atelyeler açılarak kurslar vererek eğitmeye çalışılır.

    ancak bizim ülkemizde cezaevlerimiz hiçbir zaman ıslah hane olmamıştır. aksine hangi "suçtan" olursa olsun giren kişi çıktığında o kusur sayılan eylemine dair daha bir uzmanlaşmış daha bir katmerlenmiş ve daha bir agresifleşmiş olarak çıkar.
    bir yankesi içeri girdiğinde örneğin, cezaevi ona yankesiciliğin değişik versiyonlarını öğrenmesi için adeta bir okul gibi gelir. ve çıktığında artık o tam donanımlı eğitimli kalifiye bir hırsızdır.

    aynı şekilde siyasi mahkumlar için de bu geçerli idi. (ne yazık ki hâlâ da öyledir) tek suçu sadece ideolojik anlamda farklı bir düşünce sistemine sahip bir "düşünce suçlusu", dışarı çıktığında artık bir militandı. bir iftira sonucu girenler bile ve durum anlaşılıp serbest bırakılanlarda bile bu durum yaşanmıştır. çünkü çok zalimdiler. gerçekten insanı doğduğuna pişman ediyorlardı. doğal bir isyan kaçınılmaz oluyordu.

    işin kötü tarafı bunu bilerek yaptılar. böyle olacağını biliyorlardı. bunu istediler ve yaptılar. amaclari neydi, sonucta ne olmasını istiyorlardı, ülkenin içinde bulunduğu duruma bakarsak bunu rahatlıkla anlayabiliriz. etrafımızın neyle çevrildiğini, kafamızın ne ile dolu olduğunu, sabah kalktığımızda aklımıza gelen ilk şeyin ne olduğunu veya uyumak üzere iken son düşündüğümüz, kaygılandığımız şeyin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. ki bu özetle yarınımızdır, yani geleceğimiz. hepimiz, geleceğinden korkan, şüpheci, kararsız, umutsuz ve mutsuz bir yaşam sürmekteyiz. ne kadar kolay söyleriz değil mi, "yukardaki ile senedin mi var yarına çıkacağına dair", "ya da ne belli 2 dakika sonra ölmeyeceğimiz" cümlelerini. ve bunu ne kadar da kanıksamışızdır. normaldir, olağandır. haliyledir, e heralde canımdır.

    hiçte bile öyle değildir.

    kanada'da yaşayan biri için öyle değildir mesela. ya da isveç'teki norveç'teki hollandadaki, danimarkadaki, ingilteredeki, fransadaki, isviçredeki biri için öyle değildir. daha sayılabilecek çok ülke var. ama biz tabi haddimizi bilmeliyiz. 3. dünyadanız biz. ne mümkün onlarla bir sınıfta anılmak? kimiz ki biz ?

    insanız. tıpkı onlar gibi, ve bizim de hayatımızın bir değeri var. en az onlarınkinin olduğu kadar. ben kendimi 3. sınıf olarak sınıflamadım ki. sen kendini ne hakla ve hangi özelliğine dayanarak 1.sınıf olarak değerlendiriyorsun?

    ama bizi borç verdikleri köleleri, malları olarak gördükleri için, bu insan olma kıymetini onlardan görebilmemiz safdillikten başka birşey değildir.

    amaçladıkları şeye ulaştılar'a dönersek, o kadar ulaştılar ki amaçlarına, yıllardır ülkemiz bir bütün değil. edirne'den kars'a kadar demek çok zordur. çünkü çok uzun zamandır değişen sadece iklim değil bu iki mesafe arasında. edirne'li kars'lıya küskün karslı edirneliye. oysa sürtünen iki taraf da aşındı işin doğası gereği. belki bi taraf daha az aşınabilir, ama aşınır.
    kim bundan beslendi ?
    bizim olmadığımız kesin.
    hepimizin sofrasından her geçen gün bir zeytin daha çaldılar, ülkemizi korumak adına alınan cephaneye. hemen her eve bir ateş düşürdüler evladının kaybına dair. ama olsundu vatan sağolsundu. tamam da, karşısındaki yani bu vatanın düşmanı için ne zaman ve neden vatan olmaktan çıktı burası ? o da bu topraklarda doğup büyümemişmiydi? aynı okullara gitmemiş miydi. onların ankarası başka'mıydı? değildi. ama sanki öyleymiş gibi öğrettiler.
    şimdiler de itiraf ediyorlar:
    vietnam savaşının galibi kimdi? savaşı kim kazandı. resmi rakamlara göre 60 bin civarında amerikan askeri ve 4 milyon vietnamlı öldü. ve sonuç olarak amerika çekildi yıllarca süren bu savaşın içinden. çünkü program savaşın uzatılabileceği kadar uzatılması şeklindeydi. bu savaş bitmemeli ve galip gelinmemeliydi. yoksa atom bombaları bitmemişti amerikanın japonlara attıklarından sonra.
    aynı şey ırak savaşında da devam etmiyor mu?
    bize inandırdıkları şey bu mezhep kavgası biraz zor biter ve bitmediği müddetçede de biz kendimizi ırak halkına özgürlük getirmiş sayamayız. dolayısı ile bir 30 yıl daha burdayız. mecburen devam edeceğiz almaya petrollerini. hem belki iran halkı da özgürlük ister. git gel çok yorucu olur. hazır gelmişken oraya da götürüverelim özgürlüğü.

    bizdeki neden bi türlü bitmiyor acaba. bi taraf habire bomba yağdırıyor, öteki taraf nerdeyse acımadı ki, acımadı ki diyor. atılan bu kadar bomba nereye gidiyor. sahi kimden alıyordu bu istihbaratı türk ordusu? onların uydularından aldıklarını söyledikleri ve verdikleri uydu görüntüleri sanırım. iki tarafa da silah sattıkları için, ve aslında çok basittir, iyi müşterileri oldukları için bitmiyor! bu şekilde bitmeyecek de. kimse müşterisini kaybetmek istemez yahu. ve elbette biz bu silahları almak için onlardan gene faizle borç alacağız.

    bu durumun bu şekli ile çözüm bulabilmesi mümkün değildir. hangi siyasi parti gelirse gelsin, hangi lider iktidara geçerse geçsin bu durum, bu şekilde çözüm bulamayacaktır. sonuç her geçen gün daha kötüye gidecektir. en sonunda her dediklerine peki demekten başka şansı kalmayan ciddi anlamda köle olmaktan kurtulmamız mümkün görünmemektedir.

    konu diyarbakır zindanı başlığının çok ötesine geçti biliyorum ama, aslında bugün bu durumda olmamızın sebebi, aşamalı olarak hazırlanmış bir programın parçası olan diyarbakır zindanı yaşanmışlığındandır. daha da ötesinde sorulması sorgulanması gereken, darbe neden oldu, neden olarak ileri sürülen sebepler nerden çıktı peki, nerden çıktı bu sağ, sol ve fraksiyon kavramları ve çatışmaları? kirli bir tezgahın parçalarıydılar, oyun kurucu onlardı bizler de oynadık. çizgimizden saptığımız anda hemen ekonomimizle oynarlar, başımıza bişeyler bela ederler, kafamızı karıştırırlar ve en önemlisi bizi korkuturlar. kırk yıllık komşumuzdan bile korkar hale getirirler.

    bereket ki kendi sonlarını da hazırlamış durumdalar. öyle merak ediyorum ki bunu görmeye ömrümün yetip yetmeyeceğini.
    kısmet!
    (dirent, 29.01.2009 03:09)
  21. 12 eylül 1980 darbesinin, ülkedeki diğer cezaevlerine nazaran adı en çok anılan cezaevidir. diğer cezaevlerinde de diyarbakır cezaevi'ndekine benzer olaylar yaşanmıştır. bilinçli olarak konu "kürt katliamı" olarak etiketlenmek istenmiş ve "pkk oradan çıktı" denmek istemiştir, denmiştir de. o günlerdeki diyarbakır cezaevi'nin bugün kü izmir, istanbul, ankara ve diğer büyük şehirlerden farkı yoktur. sadece roller değişmiştir.
    (defakto, 07.02.2009 17:08)
  22. birçok hümanistin adını duyduğunda gözyaşlarına boğulmasına sebebiyet veren cezaevi.
    (fil abbasi, 13.02.2009 13:45)
  23. resmi tarihimizde simsiyah bir sayfadır. konuyu bilmeden önyargılarla konuşanlar için aşağıda bir röportaj var. sabırla okumanızı tavsiye ediyorum.

    "bir daha dünyaya gelsem kürt olmak istemem"
    selim dindar, diyarbakır cezaevi'ni ve ruhunda açtığı yaraları balçiçek pamir'e anlattı.
    18.05.2009 10:05
    karşımda 48 yaşında bir adam oturuyor. öyle bir hikaye anlatıyor ki.. bir o ağlıyor bir ben. insan bazen hırsından ağlıyor, bazen dehşetten... aslında selim dindar’ın hikayesini yedi sekiz sene önce neşe düzel’in kaleminden okumuştum. bugün “kürt sorunu hakkında sevindirici gelişmeler olabilir”
    bakış açısının ardından kopan kıyamete karşı demek istedim ki.. “kürt sorununu çözmek istiyorsak, 12 eylül diyarbakır askeri cezaevi’nde yaşananları konuşmalıyız. kenarlarda dolaşmaktan vazgeçin, gelin gerçeği konuşalım. selim dindar her ne kadar “anlatmak istiyorum” dese de öyle kolay açılabilen bir isim değil. birkaç görüşmeden, ortak dostlarımızın desteğinden sonra ikna oldu ve ortaya bu röportaj çıktı. ben selim dindar’ı sevdim. anlattıklarına üzüldüm, yapılanlardan utandım. kısacası kelimelerim yetersiz kalıyor hislerimi anlatmaya. siz okuyun, siz kararınızı verin.
    balçiçek pamir - gazete haberturk
    diyarbakır cezaevi'nde neler yaşadınız?
    -mardin'de sorgulamalar günlerce sürdü. tabutların içine dikili bir şekilde
    kıpırdamadan duruyorduk. aklınıza gelebilecek her türlü işkenceyi gördüm. ama diyarbakır'a geçince asıl “cehennem”i orada yaşadım.

    -mesela?

    -100 kişilik koğuşta her gün 60'ın üzerinde marş söylüyorduk. tabii dayak eşliğinde. sonra beton avludaki lağım kapağı açılıyordu ve her birimiz baş aşağı o lağıma sokuluyorduk. düşünün artık. dudağımdaki yaraları görüyorsunuz copu yatay olarak bastırıyorlardı, dudak yırtılsın diye, nitekim yırtılırdı. porselen copu ısırtırlar sonra tekme atarlar. dişler copa geçiyordu ve dişlerle birlikte copu geri çekiyorlardı. bir gün bir hemşerime tebessüm ettim diye elime 5 cm'lik çivi çaktılar. postalla eze eze çaktılar, bak izi burada.

    -peki ya acı? hep aynı düzeyde mi yoksa insan hissizleşiyor mu?

    -ilk ayların korkusu geçtikçe acıyı daha çok duymaya başladık. mesela dayak
    yemediğimiz günlerde huzursuz olurduk. o dayak öyle bir şeydir ki karşındaki insan senin onurunu istiyor, insanlığını ve kişiliğini öldürmek istiyor. sen de
    bunu vermemek için direniyorsun. hayatta kalmayı onuru korumanın bir bedeli
    olarak görüyorduk.

    -ya kurtulma hayali?

    -devamlı işkenceyle yaşamak insanda gerçeklik payını ortadan kaldırıyor. bir
    arkadaşımız vardı, “ölüyüz ve kaldığımız yer kabir” diye inanmıştı ve çevreden duyulan sesler kabir azabı. tahliye olacağı zaman “beni göndermeyin” diye yalvardı. bir köy sahibi vardı. oğluyla birlikte içeri geldi. oğluna soktukları copu babanın ağzına verdiler, sonra tam tersi. ölümler işkenceler, diri diri yananlar, ölüm orucumuz.. hangi birini anlatayım?

    -bütün bunları yaşarken dışarı düşünüyor muydunuz? ailenizi örneğin?

    -dışarıdaki yaşam silinmişti. aile ortamı, sofra falan yokmuş gibi.. annem zaten kahrından öldü. haberini çıktıktan sonra öğrendim. (ağlıyor).

    -bunu size soran çok olmuştur ama siz pkk'lı mısınız?

    -bütün sorgulama böyle geçti zaten. hiçbir zaman pkk'lı olmadım ve değilim.

    -12 eylül size ne yaptı?

    -beni “ben”den aldı ve “biz”e getirdi. yakalanmadan önce gölgeme yan bakıyordum. başkalarının hoşuma gitmeyen hareketlerine bile katlanamazdım ama sonra onca işkence karşısında el pençe divan durdum. 12 eylül'de insanlık suçu işlenmiştir. devlet bunu kabul etmeli ve bizlere sahip çıkmalıdır. çıktıktan sonra 1 hafta boyunca yürüyemedim, yürümeyi öğrettiler.

    -korkularınız var mı?

    -evet. tekrar aynı süreci yaşarsak ve yine ses çıkmazsa diye korkuyorum. 12 eylül, darbe, işkenceyle ilgili haberlere katlanamıyorum frene basamıyorum, ağlıyorum.

    -siz size yapılanları affettiniz mi?

    -eğer siz affettiyseniz ben de affederim, ben ülkemi seviyorum ülkem de beni sevsin, beni olduğum gibi kabul etsin. mutlu olmam için illa türk mü olmam mı gerekiyor?

    -bir daha dünyaya gelseydiniz..

    -asla kürt olmak istemezdim.

    -gerçekten mi?

    -evet. kürt'ün kaderi cezaevi, dayak, işkence ve ölüm müdür? diyelim sağ kaldım kaderim dağa çıkmak mıdır? benim hayalim herkes gibi mutlu bir yuva kurmak ve insanca yaşamaktır. ama bugün olsa yine cizre'de doğmak isterim.

    "işkencecimle oturup çay içtim"
    -işkencecilerinizi hatırlıyor musunuz?

    -evet.

    -hiç rastladınız mı?

    -bir tanesine tahliyemden iki yıl sonra rastladım. elimle sırtına vurdum. “komutanım” dedim. döndü bana baktı afalladı, şaşırdı, kekeledi... “rahat ol” dedim. “ne olur yanlış anlamayın” dedi. “kabak bizim başımıza patladı.” ben askerdedim o zaman asker üniformasıyla, o sivildi. bir başkasıyla cizre'de karşılaştım. yanında üsteğmenler vardı, sokakta yürüyüş yapıyorlardı. dümdüz onun hizasına doğru yürüdüm, yüz yüze geldik. ben ona içerdeyken murok diye seslenirdim, dişlerini yaptırmamıştı o yüzden. “ne haber murok?” dedim. sarıldı bana.

    -sarıldı mı?

    -vallahi sarıldı. yanındakilere dönüp “bakın bu tutukluydu” dedi. ben de onlara çay ikram ettim. oturup çay içtik.

    -niye işkencecinizle oturup çay içiyorsunuz?

    -eğer ona işkence olarak karşılık verirsem benim ondan ne farkım kalır ki? ona en büyük ceza ona karşı yaptığın insani yaklaşımlar değil midir? belki ölene kadar o korkuyu yaşayacak, o vicdan azabını. onlara tokat atmak, hakaret etmek saldırmak, küfür etmek bir hediyedir. onları bu tip davranışlar rahatlatır.

    "gözyaşları geç geldi ama şimdi tutamıyorum"

    -hem şanssızsınız yaşadıklarınız için hem de şanslı bugün bunları anlatabiliyor olduğunuz için. ne zaman anlatmaya başladınız? ne kadar zaman aldı konuşabilmek?

    -ben çabuk konuşabildim. hemen anlatabildim yaşadıklarımı. konuşmak anlatmak beni ayakta tuttu galiba. bugün belki karşınızda ağlıyorum ama yine de sizinle konuşuyor olmak, bunlardan bahsediyor olmak bana kendimi iyi hissettiriyor.

    -ya gözyaşları? onlar ne zaman başladı?

    -onlar geç geldi.. ama şimdi hiç tutamıyorum.

    "kenan evren'i köşke davet edip ağırlamasınlar"

    -ne olsa kendinizi daha iyi hissederseniz?

    -aziz nesin 12 eylül mağdurlarının hikayelerini dinledikten sonra demiş ki “ben de benim hayalim geniş zannederdim, kürtlerin hayali benden genişmiş.” bizim durum biraz öyle. istiyorum ki kürt olmaktan başka hiçbir suçu olmayan bu vatandaşlar karşısında devlet baba sıkmış olduğu yumruklarını açsın.

    -nasıl yapacak bunu?

    -örneğin trt şeş önemli bir aşama. kürt dili ve edebiyatı bölümleri de çok önemli. bunlar manevi mutluluklar. bütün bunların yanında evren’i köşk’e davet etmesinler yani. affedersin, bize kazık sokanlar paşalar gibi ağırlanmasın. evren yargılanmalı. birileri artık 12 eylül diyarbakır askeri cezaevi’nde yaşananları konuşmalı, anlamalı, orayla hesaplaşmak zorundayız. (ağlıyor)

    -kürt sorunu’nu anlamak istiyorsak 12 eylül diyarbakır askeri cezaevi’nde yaşananları mı konuşmalıyız?

    -kesinlikle. bakın ben insan hakları mahkemesi ’ne bile gitmedim, ülkemi o kadar çok seviyorum. yıllardır kürtlere jiletle, kalasla, haydarla yaralar açılmış üzerine tuz serpilmiş. o acılarla kıvranıyoruz artık su serpmek gerek.

    -siz dtp’ye mi oy verdiniz?

    -hayır. dtp kürtlerin yüzde 25’ini temsil ediyor sadece. peki geri kalan yüzde 75? ben şehitler için de çok üzülüyorum. hangi aile oğlunun şehit olmasını ister ki? ben de diyorum ki, madem bir şeyleri çözmek istiyoruz, konuşmaya başlayalım.

    "askerlik ilaç gibi geldi"


    -siz kendinizi nasıl tedavi ettiniz?

    -bilmiyorum. beni tahliye olur olmaz askere aldılar. daha önce bana işkence edenler askeri üniforma giyiyordu, sonra baktım ben giymişim üniformayı. ama bu sefer işkence yok, dayak yok, küfür yok. aksine herkes iyi ama ben kendimden nefret ediyorum. haykırmak istiyorum ama konuşamıyorum. bilhassa bana daha iyi davranıyorlar ama.. askere gitmek bana ilaç gibi geldi herhalde..
    bpamir@htgazete.com.tr
    (emigrant, 27.05.2009 07:08)
  24. (bkz: inde deus abest)
    (zülkarneyn, 24.06.2009 17:24)
  25. darbe olsun bu hükümet gitsin diyenler, diyarbakır cezaevinde ruhlarıyla oynanmış, bedenleri zaten hiçe sayılmış insanları bilmemişler, bilememişlerdir.
    öyle işkenceler ki...insan olan dayanamaz. o gözler göz olmalarından utanır yaşla dolmazsa. sol yan sızlar, sızlar.
    öyle işkenceler ki...
    mahkum getiriliyor, çırılçıplak soyuluyor. gardiyan penisini çıkarıp mahkumun kulağının arkasına sürüyor.
    kahkahalar...gülüşmeler...
    (...) sikilmedik bir kulağımın arkası kaldı demesin diye...
    bu nasıl bir....nasıl? nasıl?!
    (mental retardasyon, 03.07.2009 16:57)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil