1. bir zamanlar yazılmış ve sanatsal değeri olan şiir türü.yeteneklilerle yeteneksizler kolaylıkla ayrılıyordu.önüne gelen kalitesiz kafiyesiz ölçüsüz şiirler yazıp şairim diye geçinemiyordu o zamanlar.şimdilerde yazılamamasının bir nedeni de kelime kıtlığı yani cehalet ve duygu yoksunluğu.üst sınıfa hitap eden şiir türü de diyebilirsiniz, bence herkese hitap edebilir...
  2. tam anlamıyla sanattır. yazmak zordur, üzerinde çalışılmadan yazılamaz. yani günümüzün " soyluydu gece ve korkunç bir imgelemdi hayat, ve ben bu yalnızlığımda içselleştirdim seni" tarzında şiir sıçmalarına benzemez. çok yazıktır ki dildeki değişim nedeniyle bu şiir türü osmanlıca bilmeyenlerce anlaşılması güç bir türdür. ayrıca sanıldığı gibi üst tabaka şiiri değildir. divan şarileri arasında bildiğimiz şekerci, ayakkabıcı, esnaf olanlar da vardır. şüphesiz yetenek gerektirir. bugün aşağılayanların ise yazmaya gelince, bırakın bir divan oluşturmayı, tek bir beyit bile yazamadığı gözlerden kaçmamaktadır.
  3. estetiğin zirvesindeki söz sanatlarını uhdesinde taşıyan güzide şiirimizdir..kuyumcu hassasiyetiyle işlenir beyitler.. veya şöyle diyelim: kuyumcular titizlikte o şairlere ulaşmaya çalışırlar..

    ilgilenen değerli isimler için:

    (bkz: iskender pala)
    (bkz: cihan okuyucu)
  4. ölü doğmuş bir edebiyatın şiiridir. ruh yoktur divan şiirinde, kan yoktur sadece aklı zorlamaya dayalı abartılı benzetmeler silsilesidir divan şiiri. bu durgunluğu kıran şairler yok değildir. fuzuli, baki, nedim, şeyh galip, naili, nefi gibi şairler yeni benzetmeler yeni açılımlar getirmişlerdir şiire ama yine de şiir hep kalıp benzetmelerin şiiri olarak kalmıştır. öylesine aynıdır ki bu şiirler bilenler bilir çoğu şair vezin ve kafiye defterleri kullanarak yazmıştır şiirlerini. ya da nebileyim kasidelerdeki övülen kişinin adını çıkarıp birbaşka kişinin adını koyduğunuzda hiç bozulmaz anlam; ama yine de güzeldir divan şiiri.
  5. divan şiiri hiçbir zaman varolmamış bir döneme ait bir şiirdir. normaldir bu, işlediği konular da öyle değil midir zaten? varolmamış aşklar..
    ölü doğan şiir diyebilir miyiz biz buna, bilemem. eğer öyle olsaydı fuzuli'nin şiirleri halen birilerinin kalplerini acıtmaz, halen "aşk" dediğimiz zaman "leyla ile mecnun" gelmezdi akıllarımıza.
    divan şiiri tekrar eder kendini. çünkü onun ilgilendiği konu insanın en dibindeki duygulardır. insan da sürekli değişen bir varlık olmadığına göre; yani her insan aşık olduğuna, her insan mutlu olduğuna ya da üzüldüğüne veya her insanın içinden fışkıran belli duygular olduğuna göre, bu, doğaldır.

    berceste diye birşey vardır edebiyatta.
    ben şahsen fuzuli ya da baki'nin aylarca önlerindeki tabloya kelamlar yerleştirdiğine inanmıyorum.
    ha berceste'ye dönersek; okuduğumuz zaman aklımızı durduran beyitlerdir. ama özelliği, şairlerin bir çırpıda ağızlarından çıkmış olmasıdır, yani, konuşurken adam kuruyor bu cümleyi, bin yıl sonra "biz nası yazmış lan bunu" diyor, "şair burda ne anlatmak istemiş hııımmm.." diyoruz.

    divan şiiri, batıda hiçbir zaman var olamayacağı gibi doğuda da gerçekliğini yitirmeye yüz tutmuş şiirdir.
    harflerin art arda dizilmesinden öte duyguyu taa yüreğinin dibinde hissettirir. edebiyat kitapları inatla onu en köşe sayfalara sıkıştırsa dahi..
  6. başlıca üç özelliği vardı bu şiirin:

    mevzun (vezinli)
    mukaffa (kafiyeli)
    muhayyel (hayal dolu)

    13-14. yüzyıllarda yeni doğmuş bir bebek gibiydi divan şiiri, vezin tam oturmamış, kafiye de çok azdı; ancak bu yüzyılda şiirlerde yabancı kelimeler, tamlamalar görmek mümkün değildi. 15. yüzyıldan itibaren hem türkçe hem de yabancı kelimelerle yazıldı divan şiiri, üstelik bu yüzyılda padişahlar da şiir yazmaya başladılar. (fatih sultan mehmet, 2. murat, 2. bayezid...) 16. ve 17. yüzyılda artık klasik olarak nitelendirilen bir edebiyat çıktı ortaya, artık vezin kusursuz, hayaller sınırları zorlamakta ve kafiyeler de muhteşemdir. ancak bu dönemde şiir artık burjuvazi bir hal almaya başlar. dil ağırlaşır, türkçe kelime kullanmak ayıpmışçasına terkedilir yerine arapça, farsça kelimeler tamlamalar tercih edilir. 18 ve 19. yüzyıldan sonra git gide gücünü yitirir ve gözden düşmeye başlar divan şiiri. artık şiirde yeni akımlar benimsenmeye çalışılır. ancak yine de şeyh galip, nedim gibi usta sanatçılar vardır bu yüzyılda da. artık son demlerini yahya kemal beyatlı zamanında yaşar ve tanzimat döneminden itibaren yavaş yavaş terkedilir..
  7. fars edebiyatı, fars şairleri örnek alınarak ortaya konulan eserler. 16 ve 17. yüzyıl divan şiiri için en bereketli yıllardı.
  8. içinde apayrı, müstakil bir dünya barındıran, muhteşem şiirimiz.
    en güzele ulaşma çabasının en güzel yolu.
    kelimelerin ne kadar güçlü olduğunun en büyük ispatı.
    okudukça okunası, içine girdikçe kendine çeken şiir..