şimdi şöyle oluyor ki; hepimiz bir kelime ya da sayıyı öğrenmek ya da ezberlemek için üzerine anlamlar yükleriz. bunlar çoğunlukla bilinçaltıyla ilgilidir ve pek de farkında olmayız.
disleksi sahibi insanlardaysa bu imgelendirme olayının boku çıkmıştır. o yüzden öğrenilen bazı şeyler birbirine girerken bazıları da kafalarına kazınır.
fotografik hafıza aşmıştır ama beyin bir şeyi bir kere kabul etmediyse disleksik bir insan bilir ki o şey her neyse başa bela olacaktır.
örneğin, her ay değişen bir şifreniz varsa, şifreyi ilk alışınızda birkaç kez yanlış girmek normaldir, disleksikseniz ilk yanlıştan sonra şifreyi bir
post it'e yazıp bilgisayarın köşesine iliştirmek yapacağınız en hayırlı hareket olacaktır.
dil öğrenmek de düşünüldüğünün tersine bu insanlar için kolaydır. ama yine bir kelimeye takıp anlamını yıllarca öğrenememek çok olası bir durumdur. ya da bazı kelimeler evrilip çevrilip beyinin keyfine göre kolaylaştığı şekilde öğrenilir ki bu da halledilmesi çok zor bir şey değildir.
bir de yorgunlukla birlikte olumsuz etkileri artar. kelimeler sadece okurken değil konuşurken de sapıtmaya başlar, özellikle anadilde konuşulmuyorsa. bir şey okurken koca bir makaleyi devirip "ee ne anladık şimdi" diyen insanlar da onlardır. böyle olduğunda işe yarar tek çözüm cümle bazında yükses ses -aha yakaladım- yüksek sesle, tekrar okumaktır. girileri de editlidir bu insanların, bilmem söylemem lazım mı.
eğer yukarıda sayılan durumları yaşamış, b ve d yazarken düşünen bir insansanız, saat, dün, bugün, yarın gibi zaman kavramları, hatta "güle güle" ve "hoşça kal" arasındaki farkı karıştırma eğiliminiz varsa siz de disleksi sahibi güruha dahil olabilirsiniz.
o kadar da kötü bir şey değildir.
sağ ve solu karıştırmadıkça kötü değildir, hatta o zaman bile çok kötü değildir.
(bkz:
dyslexics of the world untie)
(bkz:
dyslexics of the world unite)