diriliş 

adana çık aradan

  1. bu bir vicdan azabının hikayesidir. *
    (kerrigan, 20.06.2004 22:39)
  2. (bkz. resurrection)
    (nienna, 02.09.2004 17:41)
  3. tolstoyun bir romanı.
    (azwepsa, 02.09.2004 17:42)
  4. bir solukta okunan anlattığı konu bakımından insanın dur bir dakika ya deyip baya bir düşünmeye sevk eden mükemmel lev tolstoy romanı.
    (all of nothing, 22.11.2004 12:06 ~ 12:08)
  5. bilhassa son bölümüyle, ölümle yaşam arasındaki çizgiyi gözetmesiyle, hayata yetişirkenki o kapı tasviriyle beni benden almış bir şaheser, bir başyapıt!
    (chaconne, 22.11.2004 13:46)
  6. (bkz: nehlüdof)
    (viola, 22.11.2004 23:01)
  7. alien serisinden bir film. muhtemelen 4. alien4, resurrection.
    (ufkabakan81, 22.11.2004 23:09)
  8. şair sezai karakoç'un doksan ile doksanyedi yılları arasında kurucu genel başkanlığını yürüttüğü, sonra kapattığı partisinin ve yayınevinin adı.
    (makaveli, 22.11.2004 23:54)
  9. sözler: pablo neruda müzik:grup yorum

    tankların önünden bir dağ düşse toprağa
    çoğalır toprakta dağlara gülen yürek
    dağlarda sokakta fabrikada tarlada
    halkız biz yeniden doğarız ölümlerde
    (toumai, 31.07.2005 17:56 ~ 17:59)
  10. sonu aslında bir başlangıç olan, yeniden doğuşun hikayesi. bir vicdan muhasebesinin tomurcuklar vermesi ve nihayetinde bir insanın içindeki, en derinindeki saflığa ulaşması. nehlüdof'un kendi iç savaşındaki muvaffakiyetinin ceremesi.

    konusu ise gayet basit: katyuşa eskiden hizmetçisi olduğu evin oğlu nehlüdof tarafından tecavüze uğrar. sonra nehlüdof askere gider ve bir daha dönmez. katyuşa da hamile kaldığı için evden kovulur. bundan birkaç sene sonra katyuşa yapmadığı bir suçtan ötürü yargılanır ve tesadüftür ki nehlüdof jüri üyeleri arasındadır. ama küçük bir dalgınlıktan ötürü katyuşa beraber yargılandığı insanlarla aynı akıbeti görür; jüri tarafından görüşme odasında suçsuz olduğuna dair kanaat getirildiği halde. ve hapis cezasına mahkum olur. böylece nehlüdof'la katyuşa'nın yolları yeniden kesişir.
    sonrasında ise nehlüdof'un yaptığı hatayı telafi etme çabası ve her geçen gün aslında daha başka ne hatalar gördüğünü fark etmesi.
    şunu söylemeliyim ki bu tür kitaplardan anladığım en büyük şey konunun hiç önemli olmadığı. asıl önemli olan arada verilen ipuçları ve bakış açıları. yoksa katyuşa haksızlığa uğradı, yazık oldu gibi söylemler son derece yüzeysel kalıyor. bu camdan bakarken camdaki lekeye takılıp kalmak gibi aptalca bir şey.
    spoiler:
    tabi ki yine de nehlüdof'la katyuşa'nın kavuşamadığına üzülürüm ve içerlerim.
    (viola, 29.03.2006 19:30 ~ 19:58)
  11. hıristiyan reforemist rus yazarı tolstoyun anna karenina gibi dünya edebiyat klasikleri arasında bulunan oldukça sürükleyici romanı. bu romanda yazar, devletin ve özellikle de hukukun nasıl da ahlaksızca toplumun ezilen katmanlarını daha da ezmek için, egemen erklerce kullanıldığını işler.
    (bonjurkes, 29.03.2006 19:50)
  12. devletin ve hukukun sistemini ve işleyişini hapishanelerin ışığında sorgulayan ve göreceli olarak üstü kapalı bir şekilde anarşist bir karakter çizen nehlüdof'un insanlık dünyasına dirilişini konu almakta olan bu romanı, şahsi kanaatimce, hukukçular mutlaka okumalıdır.
    (nacht des todes, 02.01.2007 13:46)
  13. batıkent mesa mahallesinde bulunan bir site ismi.*
    (factotum, 02.01.2007 13:51 ~ 13:51)
  14. eskişehir de bir rap grubu.

    albümleri var birde bandrol

    (bkz: serbest vuruş)
    (rise of legend, 05.01.2007 23:19)
  15. orjinal adı 'vaskriseniye' olan tolstoy kitabı. konunun sürüklü olmasına rağmen üslubu arada bir sıkar.
    (misty, 07.01.2007 01:50)
  16. karakterlerin iç sesleri ve iç hesaplaşmalarıyla aslında dış dünyaya ve onun saçma sapan gerekliliklerine öyle güzel dokundurulmuş ki.. bazen hikayeden kopup ceza hukuku ve insan egosu üzerine dalıp gidiyor insan.. çok çok etkileyici bir roman.
    (kedikara, 15.01.2007 23:35)
  17. rus ceza hukukuna oldukça sert eleştiriler getirirken okurunu da omuzlarından tutup sirkeleyen,okurun hayatına yaptıklarına dönüp bakmasını sağlayan fazla ayrıntısal ama bir o kadar da güzel tolstoy romanı.
    (leda, 02.02.2007 17:53)
  18. tolstoy'un toprak mülkiyeti, burjuvazi, insani erdemler ve daha bir çok konuda fikirlerini beyan ettiği, bir nevi günah çıkardığı çarpıcı romanı
    (ahpab, 31.03.2007 10:11)
  19. bazı zamanlar zihnimiz belirli bir sorunu çözmek için hayal edilemeyecek derecede çalışabiliyor, özellikle yaşadığımız zamanın insanları, içerisinde bulundukları çelişkiler hengâmesini kolayca atlatamıyor. sanıyorum edebiyat'ı önemli hale getiren en büyük sebeplerden biri de, "çözülemeyen sorunlar"a eser yolu ile getirilen açıklamalardır. gerçekten de çoğu yazar kendi ruh bunalımlarını yazınına yansıtırken, bir yandan da bu sorunun çözümünü eserle birlikte aramıştır.

    işte bu çerçevede lev nikolayeviç tolstoy'un yazmış olduğu ve türkçemize "diriliş" olarak çevrilen kitap ayrıca bir önem kazanmaktadır. aslında fazlası ile tolstoy'un bütün kitaplarında görülen karakteri kendi yaşantısından yola çıkarak oluşturma, bu kitapta da mevcut, fakat bununla birlikte bu kitap itiraflarım kitabı gibi dolaysız ve açık mesajlar veriyor. yani adeta bir itiraf yazarmışçasına, din hakkında, hayat hakkında, insanlar hakkında yazar düşüncelerini açıkça ifade ediyor.
    bana kalırsa bu roman farklıca okuma teknikleri ile, çeşitli katmanları öne çıkarılabilecek ve yorumlanabilecek bir kurgu içeriyor. gerçekte bütün romanın asıl konusu, prens nehludov'un iç hesaplaşması gibi gözükse de, asıl konu bireyin değil, toplumun nasıl kurtulabileceği meselesidir. şüphesiz nehludov gibi hatta ondan daha beter şeyler yapmış olan tolstoy, bu kitap aracılığı ile kendi dirilişini aslında kendi kurtuluşunu hepimizin gözünün önüne sokuyor.
    devlet yapısının çöküşünü açıklarken kullandığı "herkes makamını yüceltiyor gerisini düşünmüyor" ya da "bu iş benim görevim değilse, neden uğraşayım ki?" ifadeleri bozulmuş bir devlet hiyerarşisini açıklamak için kullandığı temel faktörler. toprak sisteminin ve köylülerin yaşam kalitelerinin bozukluğunu açıklarken öne sürdüğü, "herkes açken, bu ülke nasıl kalkınabilir?" düşüncesi ya da devrimcilerin tezlerini şahsında dillendirdiği prens nehludov'un aristokratik geleneklere ve burjuva hayatının ahlaksızlığına karşıtlığı, son derece zengin bir rusya portresi ortaya çıkartıyor. söz gelimi insanların hiçbir zaman memnun olmadıklarını ve olamayacaklarını, sorunun sadece toprak, emek, sermaye olmadığını kitabın sonundaki vurucu ifadeler ile ortaya koyuyor.
    belki yazar katya karakteri ile* vicdanını bir nebze olsun rahatlatmaya çalışıyor. söz gelimi diriliş, bir vicdan azabı, yolunu kaybetmiş bir gencin kendi öz değerlerine dönüşü gibi de okunabilir. ama bence bu kitap bu basitlikten daha ağır sorunları içeriyor. mesela tolstoy'un din hakkındaki en açık, en doğrudan düşüncelerini ve korkusuzca eleştirilerini bu eserde görüyoruz. kitabın bir bölümünde yazar hristiyanların en bilinen törenlerinden olan ekmek şarap ikilisinin kullanıldığı töreni şu sözler ile eleştiriyor:

    "ne var ki, müdürden katyuşa maslova'ya kadar orada bulunanların hiçbiri, papazın adını bunca defa tekrarladığı, böylesine acayip ifadelerle övgüsünü yaptığı isa'nın orada yapılanları yasaklamış olduğunun farkında değildi. isa yalnız ekmek, şarap üzerine edilen böyle bir sürü anlamsız lafları, saçma sapan törenleri değil, en açık bir ifadeyle, insanların başka insanları efendi olarak kabul etmelerini, ya da tapınaklarda dua etmelerini de yasaklamıştı. maksadının bu gibi kişileri ortadan kaldırmak olduğunu, insanın bir tapınakta değil, ruhuyla inanarak, gerçeğe inanç duyarak, herhangi bir yerde dua edebileceğini söylemişti. üstelik bütün bunlardan başka, burada yapıldığı gibi, insanları yargılamayı, hapsetmeyi, onlara işkence etmeyi, öldürmeyi yasaklamış, kölelere özgürlük vermeye geldiğini söyleyerek, herhangi çeşit bir şiddet gösterisini yasak etmişti.
    orada bulunanların hiçbiri isa adına yapılan bu törenin en büyük bir günah, en saçma bir maskaralık olduğunun farkında değildi. hiç kimse, papazın mahkumların öpmesi için tuttuğu uçları madalyonlu, altın yaldızlı haçın, burada yapılanları hoş görmediğini söylediği için, isa'nın üzerine gerilerek öldürüldüğü çarmıh olduğunu bilmiyordu sanki. ekmekle şarap şeklinde isa'nın etini yiyip kanını içen bu papazlar aslında yalnız onun etini yemek, kanını içmekten değil, isa'nın kendini bir gördüğü "zavallı insanlar"ı en büyük bir inandan yoksun etmekten, onları en zalim azaplara mahkum etmekten suçluydular."
    görüldüğü gibi tolstoy adeta bir teoloji uzmanı gibi adım adım kitap üzerinden ve dışardan bir anlatımla hristiyanlığı daha doğrusu kiliseyi eleştiriyor. kitabın ilerleyen bölümlerinde de ortodoks patriğini "inanmadığı halde dinin kitleler üzerindeki faydasına inanan" birisi olarak tanımlıyor. nitekim bu kitap tolstoy'un hristiyanlıktan aforoz edilmesi bununla kalınmayıp kitabın da aforoz edilmesi neticesini doğurmuştur.

    fakat tolstoy bütün bu tartışmaları kendi ruh dinginliğini elde ettiği bir yolu açıklamak için yapıyor. öyle ki bu yol her türlü ahlaki iyiyi içinde barındırıyor ve ilginç olarak incil’den yola çıkılarak ortaya konuluyor. kitabın başında incil’den şu üç alıntı vardır:

    "sonra petrus geldi, ona şöyle söyledi:"bana karşı kardeşim kaç kere günah işleyecek, ben onu kaç kere bağışlayacağım? yedi kere mi?"
    isa ona şöyle söyledi:"sana yedi kere demedim, yetmiş kere yedi..." (matta xvııı. 21-22)

    "niçin kardeşinin gözündeki merteği görür de kendi gözündeki çöpü görmezsin?" (matta vıı. 3)

    "içinizde günahsız olan kişi o kadına ilk taşı atsın. (yuhanna vııı. 7)

    bu alıntılar ile başlayan kitap bu ifadelerin yer aldığı incil’den bölümler ile sona erer. tolstoy burada kelimeler ile oynamaz, kendi içsel dinginliğini son derece kesif bir ahlaki tavırla ortaya koyar. tolstoy'a göre adalet ancak "affetmekle" yerine getirilir. ona göre insanlar arasında en alçakgönüllü kimse kim ise, her türlü güzel unvanı hakkeden odur. eğer insanlar kendi suçlarını hiçbir gerekçe göstermeden, sadece tanrı rızası için kabullenir ve bunu kendilerine itiraf ederlerse ve merhametsizler kendilerine merhamet gösterenlere acırlarsa, suçlular cezalandırılmak yerine, suçlarını kabul etmeleri için onlara telkin yapılırsa, şüphesiz tanrı’nın cenneti tolstoy için dünyaya pek yakındır.
    insanlar birbirini sevse, birbirine inansa ve birbirini en değerli varlıklar olarak görse, şüphesiz dünya çok farklı bir yer olabilir. yani toplum ancak, ahlaki tavrın öncelenmesi ile mümkündür. ahlak ise, “iyi”den başka bir şey değildir…
    (madbrother, 21.05.2007 22:41 ~ 22:42)
  20. her ne kadar tolstoy romanda yolda gördüğü sıradan karekterlerin bile ayrıntısına fazla detaylı girip olayları gereksiz yere uzatmışsa da de unutulan toplumsal değerleri bize tekrar başarıyla anlatan güzide dünya klasiklerinden.
    (pupa, 04.07.2007 15:56)
  21. lev nikolayeviç tolstoy'un döneminin din anlayışına ve devlete keskin bir eleştiri yönelttiği eseri. bu eser söyledikleri bakımından anarşist edebiyata güzel bir örnektir. konusu ise zengin bir rus soylusunun hizmetçisini iğfal etmesi ve yıllar sonra onunla çok farklı koşullarda karşılaşıp duyduğu vicdan azabından dolayı ona yardım etmeye çalışmasının hikayesidir.
    (ozanudazai, 07.09.2007 02:27)