san'at filmi gibi başlayıp komedi gibi devam eden, bir ara melodrama sarıp, tam romantikleşecekken absürt bir tonda biten bir film. türkçesi
sevgili patronum. bir şirket komedisi.
x men ile
fantastic four arasında salınan bünyeme bayağı ağır geldi. siz de sebeplenin diye buraya yazayım dedim.
***
spoiler***
film boyunca kameranın bir türlü doğru yere konamadığına şahit oluyoruz. kah replik veren oyuncu kadrajın dışında kalıyor, kah kamera konduğu sehpadan aşağı düşüp tavanı çekiyor, kah altı yaşındaki kuzenimin fotoğraf çekme denemelerini andırır biçimde insanların boynundan aşağısını filme alıyor. bunun sebebini merak edip internetten küçük bir literatür karıştırması yaptığımda, yönetmenin son derece entellektüel ve aykırı bir amca olan
lars von trier olduğunu gördüm. o yüzden dağları taşları çekmiş demek ki.
ikincisi, filmde çok acayip "
zoom out"lar var. tam can alıcı bir sahnenin orta yerinde, kamera havalanan bir avcı uçağının kıçına takılmışçasına bir zoom out ile olay mahallini terk ediyor ve biz uzaydan görülen tek insan yapısı binaya, yani çin seddi'ne odaklanmışken, yönetmen sözü alıp bu zoom out'u niye yaptığını, kendisinin ne kadar basiretsiz bir insan olduğunu falan anlatmaya başlıyor. izleyiciden çaba bekleyen bir film, bu anlamda.
üçüncüsü, filmde müzik diye bir şey yok. böyle olur mu arkadaş? acıklı sahnelerde alttan bir hüzün, bir
lionel richie falan beklerken sürekli bir trafik gürültüsü, yan odadaki fotokopi makinesinin sesi, tangır tungur açılıp kapanan kapılar, sesleri alan hangi danimarkalı ağabeyimiz bilemiyorum ama böyle adamsendecilikle bir yere varamazsınız. haber uçuraydınız
john williams'a, helalinden bir uvertür bestelerdi size. allegretto.
izlandalılar ile danimarkalılar'ı uygar bilirdim ben. meğerse kedi köpek gibiymiş herifçioğulları. kuzey insanının vakarına dair bütün hayallerim yıkıldı.
***
spoiler***
seyredin güzel film.