eğlenceli, bulunulması zevkli bir itham. halihazırda kabul görmüş bir üstünlüğün ezici gücünün "her koyun kendi bacağından asılır" panzehiri ile dengelendiği bir evrende dinsizliği bir bok sanmanın, dinsizliği bir "doktrin" sanmaya eşdeğer görülmesi hayli naturel.
bu mevzu türkiye'de en çok laiklik mefhumu ile kıyasa tâbi tutularak yıllardır gündemdeki yerini korumasını bildi; fakat artık açık olarak görülüyor ki laikliğin dinsizlikle bağdaşmadığı iddia eden modern güruh on altı yaş hassasiyetinden dem vurarak dinsizliği popülizmle ilintili bir moda haline geldiğini iddia edebiliyor. bu nasıl oluyor? iki belirgin yöntem var;
-
tü kaka yöntemi : bu yöntemin net örnekleri halihazırda başlık altında var. gereksiz yere giriyi uzatmak istemiyorum. işte önce hafiften sövüyorsunuz, sonra bir de "allah akıl fikir versin" bkzı yapıştırdınız mı bitiyor işlem.
-
her koyun kendi bacağından asılır yöntemi : bu benim açıkçası en sevdiğim yöntem. hele bu yöntemde argüman olarak kuran-ı kerim'den ayetlerin, surelerin kullanılması işin en can alıcı noktası. demek isteniyor ki; "bırakın bakın dinimiz, kitabımız bile herkesin kendisinden sorumlu olduğunu söylüyor. alın bu da kanıtı."
şimdi bu yöntemlerin her ikisi de kendi çapında iyilik amacı güderken, alttan alta verilmeye çalışılan "kınama" mesajının ve bastırılan linç dürtüsünün 'karizma' unsuru ile yumuşatılmaya çalışılması işin kılçıklı tarafı. bu uygulamada -pozitif ateizm gibi katı ama genelgeçer bir doktrinin bütünüyle hiçe sayılıyor oluşunu falan es geçiyorum- dinin toplumsal bir kimlik haline gelmiş oluşu resmen ortaya seriliyor. yani dini inanç sahibi olmak, toplum tarafınca atfedilmiş-affedilecek herhangi bir titrin önkoşulu haline geliyor. diyelim ki ahmet inançlı bir kimse, oradan çıkıyor biri "aa ahmet inançlı biriyse kesin akşamları dişlerini da fırçalıyordur" diyor. bunun gibi. örnek bu. bu örneğin muhatabı görünürde ahmet; ama aslında sensin. oradan al mesajı.
yöntemlere geri dönelim tekrar. birinci yöntemin konuşulacak bir tarafı pek yok. her koyunun kendi bacağından asıldığı öngören ikinci yöntem azbuçuk okumuş, etmiş kitlede daha baskın; fakat bu müthiş öngörünün işlerliğinin ne derece geçerli olduğu meçhul. hatta bu yöntem demokrasi ve özgürlük parantezleriyle öylesine sarılmış durumda ki bunun bile bir din olduğu söylense azımsanmayacak bir kitle sürüklenebilir ardından. ama bu yöntemde gözden kaçırılan bir nokta var. her koyunu bacağından asan bir kurumda, kurumun değerlerinin öğretilmeye ihtiyacı yoktur. demem o; bu din meselesini kendi iç dünyasında koyun-bacak hipoteziyle açıklayan kimse, vaktinde ailesinde ve okulda öğrendiği dini literatürü zihninden silmeli, zira insanlar dinlerini öğretirler. altı yaşında bir çocuğun dimağına vahiy olarak inmez dualar, sureler; ailesinden, çevresinden öğrenir. hiç olmadı okula gidince öğretmeni öğretir, sözlü olur duadan, bir şekilde öğrenir. ha eğer "benim annem babam bana bütün dinleri öğretti, en azından bahsetti. ben de zihinsel gelişimim neticesinde sağlıklı muhakeme yapabilme yaşına eriştiğimde kendime uygun gördüğümü seçtim. boyum 1.87" deniyorsa, her koyunun kendi bacağından asıldığına dair önerme mantık kazanır. aksi takdirde o koyun bir bayram günü sabahı kesilir bu ülkede.
din konusuna getirilecek tutarlı ve duyarlı bir bakış açısının olmazsa olmazı ahlak. yani iki saattir din konuşuyoruz, ama bir kere bile ahlak demedik. olay o aslında. yeri gelmişken kişiye asıl gerekli olan şeyin dini ahlaktan çok objektif ahlak olduğunun altını çizmemiş olmayalım, bazı vecibelerimizi yerine getirmekten imtina etmeyelim. yoksa sonra gelip ahlaktan bahsediyorsunuz, beni üzüyorsunuz.