dinden,
gelin itiraf edelim, islam'dan hazzetmeyen bünyelerin dinini kamusal hayata taşıma isteği göstermeyen ya da kamusal yaşamla çok alakası olmayan müslümanları farklılaştırmada "makul" buldukları müslümanlara yakıştırdıkları sıfat.
kelimenin en yaygın ve doğru anlamını müslümanların etliye sütlüye karışmayan, hiçbir inancı olmasa ya da farklı bi inancı olsa da kamusal alana girmek gibi bir derdi olmayacak kişilere yontmak güzel bir cephe kazanma yöntemi aslında. talepkar müslümanları "dinci" "islamcı" gibi akla ilk önce ticareti getirecek olan "-ci" ekiyle tanımlamak kimin aklına geldiyse güzel pr çalışması olmuş.
olayın altında tam bir kemalist laiklik anlayışı var aslında. kamusal alandan uzaksan, kimsenin tavuğuna kışt demeyeceksen dinine başlı olman gayet kabul edilebilir hatta arzulanabilir bir durum. sonuçta camiye gidip gelerek, ramazan'da oruç tutarak taşrada yahut şehrin içinde ayrık bir mahallede yaşıyorsan bir problem olarak görülmüyor ve "dindarlık" payesi ile ödüllendiriliyorsun.
ama işler şehre inmeye, hatta şehirde mevki edinmeye gelince değişiyor. şehirli olmaya başlayan müslümanın rahatsız ediciliği sarmaya başlayınca dört bir yanı ilk önlem olarak onu sürüden ayırmak geliyor ve damgalama süreci başlıyor. hedef gelenek sürüsünden aslında olmadığı kadar ayrıştırılıyor ve bir din taciri olma cezasını çarptırılarak "dinci" "islamcı" vb. hükmüyle infaz ediliyor.
demem odur ki kemalist jargonda uysal müslümana dindar denir.