alman standardı.
arabalarda beygir gücü ölçerken ölçümü tam tekerlekten yaptığı için , bütün sürtünmeler ve başka etkiler katılarak yapılır, bu nedenle sae den düşük sonuçlar verir. fakat gerçeği daha doğru yansıtır
toplumsal yapısı bozuk, suç oranı yüksek olan bölgelerde ortaya çıkmış/çıkarılmıştır.farklı bireylerin meydana getirdiği toplumun düzeninin sağlanması için, bu bireylerin yönetilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.kısacası insanlar birşeylerden korkmalı, belirli bir kurala uymalıdır bu görüşe göre.bu yönetim direkt olarak bir insan tarafından gerçekleşseydi, insanların itaati de bu yönde, şu andakine göre oldukça kısa süreli ve zayıf bir itaat olurdu.ancak bu kalıplar çeşitli yollarla insanlar gözünde kutsallaştırılıp, onlara sunulunca, insanlar korkma duygusu besledikleri gibi, varolduklarından beri gelen sığınma ihtiyaçlarını da karşılamış oldular.hayatlarındaki çeşitli yönlerdeki tatminsizliklerini, bu yönde kapatmaya çalıştılar.
son zamanlarda ise din bir silah halini aldı.hayatın her alanında, kişiler dini kullanarak birşeyler elde etmeye, toplumun büyük bir kısmını uyutmaya, kendi yaşam standartlarını ve saygınlıklarını yükseltmeye, amaçlarına ulaşmaya başladılar.halk, bu yolla sürü psikolojisine daha bir kolay giriyor, iki kelimede bir allah diyen kişilere daha bir güven duyuyor.bir takım kişilerce kutsal sayılan, dinle özdeşleştirilen adamlara, adamlar evlerini arabalarını, kadınlar değerli mücevherlerini ve bedenlerini veriyorlar.bunları zaman zaman hepimiz televizyonda, haberlerde dahi görebiliyoruz.
tüm bu yapılanlar ise, allahlı, peygamberli sözlerle süslenerek, insanlara bir güzel yutturuluyor.bu sadece bizim ülkemizde gerçekleşen bir durum değil tabiki. dünyanın heryerinde birtakım insanlar dini kullanarak birşeyler elde etmeye çalışıyorlar ve ne yazıkki çok büyük bir kesim bu yapılmak istenenlere güle oynaya boyun eğiyor.
iyi ya da kötü, dinin toplum yapısını derinden etkilediği bir gerçektir.bireylerin sosyal hatta fiziksel gelişimleri, yetiştikleri ülkenin dinine göre farklılık göstermektedir.mısır gibi bazı ülkelerde ise, din uğruna kız çocuklarının yaklaşık %30 u doğar doğmaz ölüme terkedilmektedir.
"...beynim sinir hücrelerinden oluşuyor, ben ölünce tüm fikirlerimin ve duygularımın üretildiği bu sinirler de yok olacağından, ben de yok olup bir başkasının beyninde hücre olarak doğacağım.belki de evrene saçılırım. o zaman niye hala ruh vb. fantastik hikayelerle ya da din diye bir insan yapımı saçmlıklarla uğraşıyoruz ki..." diye dümbükçe bir lafı edebilecek insanların "işte icat, kurmuşuz, korku amaçlı hede zart..." şeklinde yüzeyselliğin en at gözlüklü haliyle yorumladığı varlığımızın gerçeği.
ah pardon unutmuşum!!!, toz bulutuyla başladı o big bang, peki tozlar nereden geldi diyen yok zaten neyse pardon o başka meseleydi. (eleştiri,savunma = 0, munislik = 1)
santimetre-gram-saniye sisteminde, kuvvet birimi; bir gramlık bir serbest kütleye, saniye karede bir santimetrelik ivme kazandırmak için gereken kuvvet olarak tanımlanır..bir din 0,00001 newton'a eşittir..
insanların inanmasına saygı gösterildiği kadar inanılmamasına da saygı gösterilmesi gereken kurum. inanları bağnaz ve katil görmek ne kadar yanlış ise inanmayan insanları dışlamak, siz cehennemliksiniz,kötü insansınız demekte o kadar yanlıştır. yüzyıllardır din yüzünden insanlar katledilmiş olabilir ama amacımız bundan sonra barış içinde yaşamak olmalıdır. inananlar ve inanmayanlar birbirine saygı gösterdiği sürece bu dünya daha güzel bir yer olabilir.
insanları kolaya kaçırmanın en güçlü yöntemidir."biz nasıl yaşıyoruz" sorusunu soran insana "allah yarattı oğlum" diyerek yatıp uyutmayı öngörür.kimse kimsenin dinine saygı duymak zorunda değildir.kutsal değer diye bir şey yoktur.bir şeyin kutsal olması için mucizevi şekilde varolması gerekir ki dünyada mucizevi bir olay henüz ispatlanmamıştır.kaldı ki saygı duyma zorunluluğu olsa bile bugün türkiye'de ateistlerin kendilerine neden dernek kuramadığını araştırmak gerekir.
"benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. batıl inançlardan vazgeçilmelidir. isteyen istediği gibi ibadet edebilir. herkes kendi vicdanının sesini dinler. ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.." atatürk-1926
andrew mango, atatürk syf.447
insan meyveyi buldu ve yedi, meyve hep ordaydı. aslanı gördü ve kaçtı , kalırsa ölecekti. ve yıldırımı duydu, korktu, anlamadı. sonra saklandı, örtüsünü başının üstüne çekti, gözlerini ve kulaklarını kapadı. duymadıkça, görmedikçe ve düşünmedikçe mutluydu. bundan sonra ne zaman korksa , anlamasa başının üstüne çekecek bişeyler buldu. korktukça inandı, inandıkça sorgulamadı. cahil ve katı mutluluğunu anlattı adına din dedi.
insan hayatın anlamını sorguladı, varoluşunu araştırma ihtiyacı hissetti, yaradanı buldu. bir allah olduğuna inandı ve o var ise birşeyler söylemeliydi ve söylemişti. işte din buydu. korkmak değildir birşeylerden, aslında kendini güvende hissetmektir, ve hatta şaşırmaktır dine inanmayanların korkularını görmeye. kimse zorunda değildir inanmaya, özgürdür kalbindeki seçimde, ve özgür bırakmalıdır diğerlerini. cehalet dedikleri ne demekti kendi korkuları mı acaba, bu girileri hangi şeyin yazdığını anlamaktan tırsmaya mı acaba. din kişinin hayat felsefesidir, yaradanını bulmaya çalışanın referansıdır bazen, ya da inandığıdır sadece. ne başkalarının afyon önyargılarıdır ne başkalarının cehaleti.
insanların kendi içinde halletmesi gereken, ne aileden ne çevreden, kendi beyniyle inanması gereken, ihtiyaç duyduğu, kendi tercihleriyle oluşması gereken inanç sistemleri.
hayata döküp de sürekli biyerlere, bi muhabbetlere sokan, kendi vicdanında, içinde tutmayı beceremeyen, sürekli dinini konuşmalara malzeme edenin, sofraya getirenin de "sen benim dinime öyle diyemezsin, böyle yorumlayamazsın", "sen kim oluyosun da.." tarzında tepkiler vermeye hakkının olmadığı.
insanlar inandıkları din sayseinde manevi açlıklarını gidermeye çalışırlar.
kimse kimsenin dinine karışamaz, kimse kimsenin inandığı değerler üzerine dalga geçemez. ayrıca din öyle her ortamda kouşulacak, üzerinde yorumlar yapılacak, atıp tutulacak kadar da ayağa düşmemiştir. kendini bilen insanlar, inandığı dinin reklamını yapmaktan çok inançlarını yerine getirirler.
dinin (en azından islamın) özünde sorgulamak vardır. dogma yoktur. allah peygamber göndermediği kavimleri dinin yükümlülüklerinden sorumlu tutmamıştır. bilmediğı şeyden sorumlu olamaz insan. fakat insana yeterli akıl ve zekayı verdiği için, düşünerek, doğayı ve insanın kendisini sorgulayarak kendi varlığını bulmasını istemiştir. işte din budur. sorgulayarak, düşünerek yaratıcının varlığına ulaşmaktir.
küçüklükten kafalara kazınan;
- seni kim yarattı?
+ allah yarattı
- aferim
diyaloğu değildir.
din en azından hiç bir dine inanmayıpta "bütün dinlerin amına koyayım, din bir afyondur, ahaha hala böyle saçma şeylerle mi uğraşıyorsunuz kuzum" tarzı yorum yapanların çenesini tutması gereken bir konu. inanana karışma inanmıyorsanda beni ilgilendirmez. ha dinimin amına koyuyorsan bende senin...
din hristiyanlık, müslümanlık veya musevilik değildir. bunlardan kısmen bağımsız, insanın valığının özüne ulaşmasıdır. temelinde hoşgörü vardır. "ve insan ne hristiyan, ne müslüman ne de musevi olmayıp sadece insan olduğu zaman bu insanlık için büyük bir nimet olacaktır" (bkz: osho)