pratikte son derece doğru olan , ama dinin reddedilmesi için geçerli bir sebep olmayan , klişeleşmiş ifade.(doğruların yeri gelince gri olması , illa ki herşeyde çatışma olmak zorunda olmaması)
şu anda yaşadığım eski komünist ülkenin bir zamanlar uyguladığı ama bi b.ka yaramadığını gördüğüm, insanların insanlıktan çıkıp odun, takoz, kereste vb. ağaç mamüllerine dönmesini sağlayan, mantıksızca fikir.
(bkz. davulun sesi uzaktan hoş gelir.)
marx a ait olan bu söylem çoğu kişi tarafından yanlış anlaşılmaktadır.özellikle ateistler bunu arguman olarak kullanmaktadır ki aslında kullanacak en son kimselerdir.
afyon, o zamanlar bildigimiz anlamı ile sefa sürmek, gözlerini kapamak ve farkındalığını sonlandırmak üzere kullanılan bir uyuşturucu değildir.afyon ilaçtır... din insanların ilacıdır.netekim şöyle devam eder :
".... din, vicdansız dünyanın vicdanıdır."
sırlar dünyası isimli programda halkımızın beynine kazınmaya çalışılan "kadercilik, dünyadaki bir kötülüğün karşılığının mutlaka dünyada çıkması, doğa-üstü, mistik tanrısal müdehaleler" gibi öğeleri gördükten sonra doğruluğuna bir kez daha hak verdiğim önerme. bilimi referans alan dindar kişiye zaten kimsenin sözü olamaz ama bu söz din üstünden prim yapanlara ayarın kralını vermekte.
iran'da şah rejimi devrilmeden önceki zamanlarda iranlı solcular duvarlara "din halkların afyonu değildir" şeklinde yazılamalar yapmışlardır, mollalarla beraber şah rejimi devrilmiştir, fakat mollalar zaman kaybetmeden tarihsel görevlerinin bilinciyle iran'lı komünistleri katletmiştir.
kabuledilegelmiş anlayış, görüş ve sistemleri olduğu gibi ve sorgulamadan kabul etme alışkanlığı verdiği için din'e yakıştırıldığını düşündüğüm önerme.
tarihte pek çok örneği görülmüş sadece belli bir bakış açısından bakıldığında doğru olan sözdür. fakat yanlış olan insanların inançlarını küçümseme, insanın inanma ihtiyacını yok saymadır. din kendi kuralları olan bir kavram olduğuna göre onun herhangi bir şekilde sınırlandırmak olamaz zaten sınırları varsa onlar çizilmiştir. bireysel yönü kadar toplumsal yönü de vardır elbette ve bu yerine göre çok önemli hale gelebilir, ki örnek olarak islamda böyledir. bu sözü yazan ve daha sonra bu sözün doğruluğuna katılan insanlar dayanak noktası olarak inceledikleri toplumları gösterirler. bu noktada yanıltıcı unsur şudur ki tarihte neredeyse( kıvırma payımızı bırakalım da dinden çıkmayalım ama dimi) dinin esaslarının tam olarak yaşandığı ideal bir toplum olmamıştır ki tarih bu sözü yalanlasın. sonuç olarak marx bu sözü söylemekte göz önüne aldığı örneklerle kendine göre haklıydı belki. ancak din bir bütündür ve bu sözü söylemenin, savunmanın kıvırma payı yoktur. marx bütün dinlere karşı çıkmaya hazırdı, bunu savunabilirdi. peki bu sözü hangi akla hizmet söylediğini bilmeyenler neyi savunmaktadırlar anlayabilmiş değilim.
islam dininin emrettiği, kul hakkı, yardımlaşma, hoşgörü gibi kavramların toplumları uyuşturmaktan çok iyiye, barışa ve kardeşliğe sevk ettiğini göz önüne alırsak; tamamiyle yanlış bir önermedir.
"din ve toplum" ilişkisi tarihin hiçbir döneminde homojen bir yapı sergilememiştir.
kimi zaman din toplumu kör, sağır ve dilsiz eden; halkı yönetmek için kullanılan bir ideolojik aygıt olarak kullanılmış ve gerçekten kötü sonuçlar vermiş; ulusların, insanların acılar çekmesine, bilimsel gelişmenin engellenmesine ve halkın acımasız diktatörler tarafından zalimce yönetilmesine yönelik olarak kullanılmıştır. örneğin ortaçağavrupa'sı.
kimi zaman ise dini temelli bir toplum, açmak gerekirse üst kimliğini din temelli oluşturan bir toplum, tarihin ender dönemlerinde görülmüş sıçramalar yapabilmeyi başarmış, böylece dini motiflerden yararlanarak hem bugün bile gıpta ile bakabileceğimiz bir kültür yaratabilmiş hem de uygarlığı ilerleten hamlelerde bulunabilmiştir. örneğin endülüs uygarlığı.
bu nedenle din ve toplum ilişkisi bu denli homojen ve tekdüze bakılabilecek bir olgu değildir. zaten karl marks da bu şekilde bakmamıştır, bu cümlelerinin arasından cımbızla çekilmiş bir cümledir. bu cümlenin önü ve arkası bilinmeden sadece bu cümleye dair yorumlar yaparak marks'ı yargılamak en azından haksızlık olur.
marks'ın bu sözüyle ilgili en sevdiğim yorumlardan biri yine bir marksist olan fidel castro'dan gelmiştir. fidel castro der ki;
"din toplumların afyonu olabilir, ancak olmayabilir de. dine sadece bu yönden bakmak körlük olur. eğer din ahlaksız bir insanı ahlaklı hale getirebiliyorsa asla bir afyon olarak kabul edilemez, aksine iyiye hizmet eden bir olgu olarak karşımıza çıkar. aslolan ahlaktır. ben ateistim, ancak dinin bu yönünü iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum."
sonuç olarak din, evet toplumsal bir olgudur ancak bireysel değerler açısından bakıldığında pekala daha iyi ve daha olumlu sonuçlar verebilir. bu nedenle insanlar dinden korkmamalı, okumalı, araştırmalı ancak bunu kendilerini dini bir çıkar vesilesi haline getirmiş sözde dini oluşumlardan uzak tutarak yapabilmeyi başarabilmelidirler. bu durumdan dogmalardan ve hurafelerden arınabilir ve kendi tanrılarıyla aralarında güçlü bir bağ kurabilirler. diğer durumda ise tanrılarıyla aralarındaki bağı tamamen şarlatanların ellerine verirler ve hem kullanılırlar hem de hakikate ulaşma yolundaki amaçlarına ulaşamazlar.
din aslında afyon değildir. fakat günümüzde ve bundan önceki dönemlerde -özellikle bu sözün söylendiği dönemlerde- afyon olarak kullanılmaya çalışılmıştır. ama bu gerçek aslı itibariyle afyon olmasını gerektirmez. kaldı ki dinden başka şöhret para gibi olgularda zamanla ve halen afyon olarak kullanılmaktadır. bunlardan bazısı din gibi halklar için bazısı da fertler için kullanılmaktadır.
buna daha tanıdık örnek vermek gerekirse; televizyon bir toplum afyonudur. toplumların istenen kıvama ve şekle sokulmasını sağlayan, anlaşılmayan konular veya tartışılması gereksiz konular üzerine insan beynini çalıştırarak hantallaştıran bu kutu günümüz insanı için afyondan da öte uyuşturucu etkii yapmaktadır.
marx’ın belki de en doğru sözüdür. evet , din toplumların afyonudur. o toplumlar hangi toplumlardır diye soracak olursanız; hırsız, hortumcu, kadın ticareti yapan, haram para kazanan, bir başkasını kendinden küçük gören, özgürlüğü tutsaklıkta bulan, metalara tutunmadan ayakta duramayan, bir şeylerin kölesi olmadan yönetilemeyen kitlelerin afyonudur derim. buradaki din sözcüğü sadece islam dini açısından değerlendirilmiştir. zira diğer dinler hakkında yorum yapılacak kadar bilgi sahibi olunmadığı için bu özdeyişe de oturtulamaz. bu sözü sadece islami açıdan değerlendirmemizin bir diğer sebebi ise marx’ın yaşadığı dönemde avrupada dinin dinden çok resmi devlet ideolojisi şeklinde yaşanıyor olmasıdır. (yine öyle ama neyse) marx gibi diyalektik sanatına hakim bir insanın da bu ayrıma varabileceği düşünülmüş ve bu sonuca varılmıştır.
kendisine müslüman diyen insanların yaptıklarını islama yormak kadar sığ bir başka düşünce var mıdır? sadece islam için geçerli değildir tabiî ki bu örnek. tüm ideolojileri, sistemleri vs sokakta insanların yaşayış biçimi ile değil de özüyle, kitabıyla, kalemiyle değerlendirmek lazım. önemli olan söz konusu ayrımı layıkıyla yapabilmek. gerçek bilgi budur. oradan bu konuya atlamamda ki sebep biraz önceki bahsettiğim sığ düşünceli insanlara gerek gerçek yaşamda gerekse sözlük içinde elimi sallasam çarpar bir hale gelmemdir. değinmeden geçemedim.
atlayarak konuya dönecek olursak; din insanların gerçek erdeme, insanlığa, şuura ve varlığa dönebilmesi için tek geçerli yoldur. hem yaşamsal hem de yaşam ötesi tüm görünür ve görünmezlere ışık tutabilen tek birikimdir. teoriği bellidir, pratiği ise sana bana kalır. ben denedim, insan inanmadan yaşayamıyor.(en azından ben) dinsiz bir şekilde yapabileceğimiz en fazla nietzsche’nin yaptıkları kadardır. o da zaten en sonunda kafayı yemiş. devrimiz dönüyor, yaşamı algılayamıyor, karanlığa çığlık atıyor ve saçmalıyoruz. durduk yerde kendimizi depresyona sokuyor ve bunla da yetinemeyip gurur duyuyoruz. ve en son sözümün şu oluyor; hiçlik, hiçbir şey yok… kendi kendimize sanal dallar oluşturup onlara tutunmaya çalışıyoruz. tabii ki yaptığım bu basit tabir büyük ölçüde görece tehlikesi taşıyor, lütfen yanlış anlamayalım.
dini tüm çıplaklığıyla içselleştirmiş kişinin ne kendine ne de çevresindekilere zarar verdiğini tarih yazmamıştır. türk tarihinde dinin en güzel yaşandığı dönem olan osmanlı yükseliş döneminde marx’ın görüşlerine ön ayak olan kitlelerin osmanlıdan nasıl yardım istediklerini biraz araştırırsanız ne demek istediğimi daha net anlayabilirsiniz.
toplumlar için gerçek afyonsa alkol, uyuşturucu, futbol, yıldız falları, magazin, loto-toto-iddia şeytan üçgeni, bugün ki yaşanabilir aşk, moda vs dir.
beni din probagandası yapmakşa itham edenlere peşin olarak söylemek isterim. hepimiz düşüncelerimizi anlatabilmek için yokmuyuz burada? yoksa siz karı-kız davaları için mi zamanınızı harcıyorsunuz? ya da sizin ki düşünce olurken benim ki neden probaganda ya da irticai faliyet olur?
her ne kadar bu şekilde kalıplaşsa da sözün tamamının şöyle bir şey olması gerekiyor: " din, kalpsiz bir dünyanın kalbi, acı çeken insanlığın afyonudur." evet tam olarak böyle...
camii, kilise, havra... neden görkemlidir insanoğlunun inşaa ettiği binalar, allahı ve onun evini temsil ederken kullandığı ikonlar. neden ürkütücü ve görkemlidir. neden yüksek tavanlı/kubbelidir bu yapılar. bunlar insan yapısıdır. ilkinden sonuncusuna kadar belirli kuralları vardır inşaatların. belirli görkem seviyeleri.
şüphesiz ki sadece bu argüman bile yeterlidir dinin kitleleri sürüklemek ve kullanabilmek için en uygun araç olduğuna, afyonlanmış beyinlere hükmetmek kolayıdır.
edit. din halkların afyonudur başlığından transfer edilmiştir.