parmak izleri gibi, dil izleri de herkeste farklıdır. yani gün olur bir yeri soyarsanız parmak izleri için eldiven takarsınız zaten ama gaza gelip de birilerini yalamayın, yine bulurlar.
bazen o kadar yoğun hissedilir ki bazı şeyler, dil yüreğe kafes olup hapis hayatı yaşatmaktan başka bir işe yaramaz. tarifi imkansız gelir hissedilenler, dil bir zindandır o an gönülse içindekileri hissedilene haykırmak için çırpınan zincirli bir tutsak.
canlı varlıktır dil. ne zaman doğduğu bilinmeyen, her zaman gelişen bir canlı varlık. dilin kuralları vardır ve bu kurallar sayesinde ayakta durur. ne zaman ki başka bir dili kendi dilinden üstün görmeye başlar insan, o zaman dil ölmeye başlamış demektir. diline sahip çıkan milletler kültürlerine, tarihlerine, gelenek-göreneklerine sahip çıkarlar ve bu sayededir ki gerek sanatta gerek de bilimde gelişebilirler. bunun nedeni dilin düşünmeyle olan kopmaz bağıdır. düşünceler dil vasıtasıyla dışa vurulur; dilin zenginliği kadar düşünebiliriz. bu yüzden dil için düşüncenin hem aleti, hem de kabıdır denir.
türkçe, kelime zenginliğiyle, ses ahengiye çok değerli bir dildir. bu dili doğru kullanmayı bilmek, kendini doğru ve güzel ifade edebilmeyi getirir. dilimizdeki yabancı kelimeler, dilin hazmedebildiği oranda türkçe'yi zenginleştirir, zamanla türkçe'nin bir parçası olurlar; fakat zaman zaman türkçe ifade edebileceğimiz kelimeler yerine yabancı kelime kullanmak, canlı bir varlık olan türkçe'nin bize küsmesine neden olacaktır. ne yazık ki bu süreç bizim fark edemeyeceğimiz kadar yavaş olur ve nesilden nesile aktarılır. sonuçta onlarca farklı durum için tek bir yabancı kelimeye muhtaç kalırız, hem de türkçe'de her biri için ayrı bir sözcük varken. buna türkçe'nin tepkisi ise "sen istedin" olacaktır. bunu fark ettiğimizde bizim tepkimiz için, (bkz: kendim ettim kendim buldum)
almanlar çekoslavakya’dan çekildiğinde çek dili çökme noktasındaydı. çekler güzel bir çözüm buldular ve işgalden etkilenmemiş dağ köylerindeki çobanları prag üniversitesine dil profesörü olarak atadılar. bu, onlara kimliklerini yeniden kazandırdı. dil işte budur; kimlik. bir insanın dünyanın öbür ucuna giderken dahi yanından ayırmadığı tek bariz ve kopmaz kültür unsuru dildir.
dil ses bayrağıdır.
konfüçyüs'ün “… bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. çünkü dil kusurlu ise, sözcükler düşünceyi iyi ifade edemez. düşünce iyi ifade edilemezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. görev ve hizmetin gerektiği şekilde yapılamadığı yerlerde âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. işte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir !.. “ sözlerile önemini çok güzel bir şekilde özetlediği kavram..
günümüz türkiye'sine baktığımızda konfüçyüs'ün sıraladığı bütün dönemleri yaşadığımız -sanıyorum ki bir gerçektir..
özellikle son dönemlerde reklam alanında dile çok büyük darbeler vurulmakta ve ne radyo ve televizyon üst kurulu ne de reklam özdenetim kurulu bu duruma sesini çıkartmakta..
örneğin ülker'in bir türlü adam gibisini yapamadığı sakızının son adı chewy.. bir türk şirketi neden yabancı dilde bir sözcükten marka üretir anlamış değilim ama hadi bunu kabul ettik.. ancak don't worry, be chewy sloganı kesinlikle kabul edilemezdir..
son olarak reklam panolarında sık olarak karşılaşmaya başladığımız patlican çıktı.. neymiş gelicenmiş gidicenmiş patlicanmış.. o patlican senin.. neyse konumuza dönelim.. burada sanıyorum ki samimi bir hava yaratmaya çalışmış zeki reklamcı arkadaşlar.. hedef kitle gençler, bunların bir çoğu da zorunlu kalmadığı sürece internet'te böyle kullanıyor, o zaman biz de en az onlar kadar mal olalım demişler..
helal olsun reklamcılara da, bu ülkenin sermayesiyle bu ülkenin diline büyük zarar verenlere de.. ayrıca helal olsun şurada zorunlu kılınmasa dilin içine sıçmakta hiç tereddüt etmeyecek arkadaşlara..