belki ilginizi çeker
  1. · diğer oğlumu da feda ederim vatan için
gündem
  1. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  2. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  3. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  4. · uludağ sözlük
  5. · 28 kasım 2009 fenerbahçe kasımpaşa maçı
  6. · ezel
  7. · mutluluk veren küçük şeyler
  8. · serenade
  9. · boylumlama

diğer oğlumu da feda ederim vatan için  

  1. oğulun acısı ve cenaze töreninin ruh hali içinde söylenen anne baba sözüdür. bir nevi acıya meydan okuma ruh halidir.
    (arapbebek, 28.02.2008 10:14)
  2. (depresif, 28.02.2008 10:18)
  3. kelime kelime analiz edip, birazdan nasıl bir cümle olduğunu anlayacağım/anlatacağım beyandır.

    şimdi, "diğer oğlumu" demiş bu zat-ı muhterem(e). demek ki, bir oğlunu feda etmiş önceden. bir diğer oğlunu da feda edebileceği bir ortam "algılamış" demek ki. ne için feda ediyor efendim? "vatan için". vatan tehlikede mi? işte bu bir algı meselesi. ülkenin güneydoğu'sunda olan biten şey için, "terör" yakıştırması yapanlar da, "iç savaş" diyenler de bir "çatışma"nın varlığından bahsediyorlar. bu durumda, "vatan" tehlikededir.

    "feda etmek" nedir? bir başkasının ya da daha üst bir topluluğun refahı için "kendinden" olan bir şeyi vermektir. bu cümleyi kuran amca/teyze, "oğlunu" feda edebileceğini söylüyor. eskiden "aile" başlı başına bir organizma olduğundan, "oğlu" feda etmek, anne baba için kendilerini feda etmekten daha zordu. şimdi, "bireysellik" ve "aile mefhumunun dağılması sürecinde" bu durum öyle "algılanmıyor".

    birisi şöyle demişti: "kurtuluş savaşı değil ki bu oğlumu feda edeyim". buna benzer bir cümle. vatan tehlikede mi? evet, tehlikede. eğer bugün orada silahla gelip köy basan teröristler durdurulmazsa, bu iş metropollere sıçrayacak. maalesef 22 temmuz'dan bu yana "diplomasi"nin tıkanma çabalarına şahit olduk sürekli. oysa ben ahmet türk'ten umutluydum. ancak, diplomatik süreç, gerek akp'nin yanlış adımları, gerek dtp'nin arkasındaki bazı güçlerin çıkar çatışmaları yüzünden tıkandı. bu bir "savaş". ölen de öldürülen de, acı yaşatıyor birilerinin yüreğinde. orası ayrı.

    ancak vatan, tehlikede amcacım/teyzecim. savaş iyi bir şey değil. hep barış olsun. ama "vatan tehlikede". bunu durdurmanın bir "yolu" buysa, vatanı kurtarmak için bu "gerekliyse", "şehitler üzerinden prim yapmak isteyen" insanlar bir zahmet başka yerde ekmek arasınlar.

    milliyetçi bir insan değilim, savaştan da nefret ederim. ama artık bu mesele o kadar basit algılanmaya başladı ki, tartışmalarda "savaşma seviş" gibisinden basit mantık yürütmelerle "bakın ben barış yanlısıyım" mesajı verilmeye çalışılıyor. bu bir terör olayıdır. karşı taraf "pusu" kuruyor dağlarda. gelip karakol basıyor. ben de istiyorum "konuşarak anlaşalım". ama maalesef bu bir "algı" meselesi. bazen bu kadar naif olamıyor "devlet". güvenmesem de büsbütün, devlet "bir şeyler yapmaya çalışıyor".

    buradan ekmek çıkaracağım diye, "ay savaş olmasın lütfen.", "oğlum olsa göndermem valla" gibi cümleler kurmak, eğer yeterince altı doldurulmazsa, önemli ölçüde insanı, özellikle de "diğer oğlumu da feda ederim vatan için" diyen teyzeleri "ulan biz enayi miyiz?" ikilemine sokar. ve basit bir şekilde onlara "evet, enayisiniz" diyemez kimse. bu bir fedakarlıktır, algı meselesidir.
    (şiirbaz, 28.02.2008 13:19)
  4. konuyla biraz alakasız olacak ama..

    tarih 1 ocak 1993, sabah saatleri, yaşım dokuz. tarihi çok iyi hatırlıyorum, çünkü bir gün öncesi yılbaşıydı ve 6 aylık kardeşim kolumu kırmıştı. daha kolumun ilk kırıldığı anda bir bokluk olduğunu hissetmeme rağmen, yılbaşı gecesini mahvetmek istemediğimden bütün o acıyı sineye çekip susmuş, ancak ertesi gün acı katlanılmaz bir seviyeye gelince aileme söylemek zorunda kalmıştım. bütün gece boyunca söylemediğimden azarımı işittim, hastane yoluna koyulduk.

    gata'ya gitmemizin, röntgenler çektirmemin ve nöbetçi doktorların muayenesinden geçmemin akabinde, kolumun kırıldığı rahatça anlaşılıyordu. artık yapılacak tek şey, tecrübeli bir ortopedistin yanına gidip kolumun doğru kaynayacak şekilde yerine oturtulmasıydı; biz de öyle yaptık, acil servisten çıkıp ortopedi servisine, nöbetçi doktoru bulmaya gittik. ancak yılın ilk günü ve tatil olmasına rağmen beklenmedik bir sıra vardı ortopedi servisinde, çaresiz beklemeye başladık. bu bekleyiş esnasında ilk önce kemik kıran, hayvan oğlu hayvan kardeşimi emzirmesi gereken annem, ardından da evrak işleri için kalabalığa karışan babam kayboldu; ben tek başıma kaldım.

    ne kadar sonra hatırlamıyorum, mavi pijamalar içindeki bir "abi" geldi yanıma tekerlekli sandalyesiyle, yanımdaki boşluğa sığıştı. bana baktı, ben de ona baktım. "ne oldu sana?" dedi. "kolumu kırdım abi" dedim. "senin bacağına ne oldu?" dedim. "bombaya bastım, koptu" dedi. "benim kolum kırıldı, nasıl acıyor, senin bacağın acımıyor mu?" dedim. "eskisi kadar acımıyor, alıştım artık" dedi. dönen olayların pek farkında olduğum bir yaşta olmadığım için "peki neden bombaya bastın?" dedim. "sizler için" dedi. "vatan için" dedi.

    doğruyu söylemek gerekirse, hiçbir şey anlamamıştım o söylediğinden, hala da anladığımı ya da anlayabileceğimi zannetmiyorum; çünkü ben onun başına gelen şeyi hiç yaşamadım, o şeyin yakınından dahi geçmedim.

    tıpkı, hakkında yorum yaptığımız "diğer oğlumu da feda ederim vatan için" diyen anne-babanın hislerinin yakınından dahi geçmediğim gibi.

    kıssadan hisse; bacağını mayına basarak kaybetmiş birini, bacağını mayına basarak kaybetmemiş biri olarak ben nasıl anlayamazsam, oğlunu çatışmada kaybetmiş birini ve onun düşündüklerini,oğlunu çatışmada kaybetmemiş biri anlayamaz. bu durumda empati falan işlemez.
    (strutter, 28.02.2008 14:06 ~ 14:07)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil