devrimci çocuğu olmak 

adana çık aradan

  1. doğumunuzda, babanızın annenizin yanında olamasıdır. isminizin anneyle babanın mektuplaşmalarıyla karar verilip konulmasıdır. babam ve oğlum filmini her izleyişte ailecek hüngür hüngür ağlanmasıdır.
    (a man from public of republic, 26.03.2007 19:07 ~ 25.04.2007 16:45)


  2. eylem veya devrim ismini taşımak demektir.
    (right lane must exist, 13.04.2007 20:19)
  3. ordu göreve demenin demokrasiyle devrimcilikle alakası olmadığını bilen insanlardır devrimci çocukları. cumhuriyetlerine de demokrasiye de sonuna kadar bağlıdırlar. görüş farklılıklarını abartıp da hiçbir devrimciye ana avrat küfür etmezler. lakin amerika'nın islamcı kuklalarına sahip çıkmanın da devrimcilikle ilgisi olmadığını iyi bilirler. buna devrimcilik diyenlere de güler geçerler.
    (a man from public of republic, 13.04.2007 20:30)
  4. ülkücü çocuğu olmak, liberal çocuğu olmak, kabzımal çocuğu olmak, hamal çocuğu olmak, armatör çocuğu olmak ya da kral faysal ın çocuğu olmak ile aynı şeydir. çocuk olmaktır. bu nasıl bir kategorizasyondur allah aşkına? kalite iyice düştü farkında mısınız? artık öeh yani.
    (jdpaeuuh, 10.04.2008 23:12 ~ 23:12)
  5. cumhuriyetlerine bağlıdırlar; demokrasi'ye bağlıdırlar. laiklik konusunda başkaları konuşurken onlara komik gelir; o derece iyi bilirler laikliği. hak hukuk guguk hepsini iyi bilirler. cumhuriyet çocuklarıdır. atatürk'e bağlı; deniz gezmiş'e ve mahir çayan'a hayran; mustafa suphi ve 14 yoldaşına yabancıdırlar. cumhuriyet gazetesi okurlar. cumhuriyet mitinglerinin müdavimleridirler. devrim derler, işçi sınıfından bihaberdirler. devrim derler, devletin tanımını yapamazlar. devrim derler, statükocunun önde gidenleridirler. chp iyi baykal kötüdür lafı düşmeş çenelerinden

    gördüklerimin hepsi böyleydi; istisnai bir durum yok. eğer bunların ebeveynleri devrimci, bunlar da devrimci çocuğuysa, ben de lenin'in kızıyım.

    edit: dünyanın en apolitik ailesinin bir ferdiyim; inkar etmek olmaz. ama, o statükocu ebeveynlerinizle birlikte gelin size marksizm hakkında ders vereyim. devrimcilik kalıtım yoluyla aktarılmaz. hele hele ebeveynlerin çocukken öğrettiği "bak yavrum bu mustafa kemal, bu mahir çayan, bu deniz" şeklinde hiç olmaz; bu herşeyden önce komünist ahlaka aykırıdır. komünist dedim, afedersiniz; kemalist demek istemiştim.
    (lo li ta, 10.04.2008 23:37 ~ 23:46)
  6. babadan şöyle şeyler duyabilmek olabilir belki:

    "oğlum bizim zamanımızda ekmek şu kadardı, köfte bu kadardı, maliye bakanları "babalar gibi satarım"; başbakanlar "ben zengini severim" derdi. 1 mayıs'larda insanların üzerine copla, gazla, panzerle saldırılırdı. hapishanelerde binlerce düşünce suçlusu yatardı, yanıbaşımızdaki ülkeler işgal edilirken biz de işgalcilere destek verirdik, her gün zam olur, seçimlerden önce fakirlere sadaka dağıtılırdı, tersanelerde, fabrikalarda sürekli işçiler ölürdü. çalışma saatleri 16 saati bile bulurdu. ajda pekkan şarkıcıydı o zamanlar..."
    (josephe reinette, 10.04.2008 23:48)
  7. eylem,devrim,eylül ve benzerleri isimlere sahip olmaya dalalettir.
    (highhopes, 10.04.2008 23:49)
  8. bir insanın kendi kazançlarıyla değil tepeden inme olgularla övünmesi ne kadar mantıklı, ne kadar övülesidir anlamıyorum. bir kişiyi anne babasının siyasi görüşüne göre, maddi durumuna göre ya da herhangi başka bir özelliğine göre nasıl değerlendirip sınıflandırırız?

    -ben devrimci çocuğuyum
    -ben de zengin çocuğuyum
    -şu da orospu çocuğu

    yukarıdaki dyalogda görülen üç şahsın da birbirinden farkı yoktur. çünkü bahsi geçen tüm sıfatlar kişisel çabalar sonucu elde edilmemiş, tepeden inmiştir. hiç bir insan kendi tercihi olmayan bir şeyle övünemez, yerinemez de.

    devrimcilik mantığı tepeden inen tüm olguları reddeder. ırk, renk, maddi (miras) durum vs vs. daha çok kişileri kendi yaptıklarıyla değerlendirir.

    hem devrimci çocuğu olmak ta nedir kardeşim. bir kere sen anne babanın düşüncesini direk olarak kopyala yapıştırla almışsan sen insan değilsin. çünkü yeni bir şey düşünemediğin gibi üretememişsin de. ailemiz müslüman diye müslüman olursak ailesi katolik diye katolik olandan ne farkımız var. ikisi de geleneksel dine inanmıyor mu? aynı bence. oysa insan bir şeye tapacaksa, bir ideolojiye inanacaksa ailesi inandığı için değil kendi aklının yolu oraya götürdüğü için inanmalı. yoksa gelenekçi olursunuz, yıllardır savunduğunuz devrimcilik anlayışınızın sadece anneden babadan duyularak ezberlenmiş ama anlamı kavranamamış bir kaç cümleden ibaret olduğunu belli edersiniz.
    (bayermuhen, 10.04.2008 23:55)
  9. ortaokul yıllarında anarşizm, komünizm, faşizm vs gibi kavramları babanızı dinleye dinleye öğrenmek, 1 mayıslarda babanızın neden kıpkırmızı gözlerle eve geldiğine bi anlam verememek, onun yıllarca hapiste yattığını öğrenince ağzı açık kalmak, yaşınız ilerlediğinde onun ağzından "ben hep seni bilinçli ve sosyalist bir birey olarak yetiştirmeye çalıştım ve şimdi görüyorum öyle de oldun. seninle gurur duyuyorum." laflarını duyduğunuzda gururlanmak, onunla birlikte eylemlere gitmek ve uzun uzun siyaset konuşmaktır. "senin de yaşın ilerledi, reformist oldun." diye takıldığınızda birlikte gülüşmenizdir.
    ve elbette geçmişte yaşanmış olaylara, ister istemez, biraz daha duygusal yaklaşmaktır.
    (çılgın orman meyvesi, 10.04.2008 23:59 ~ 11.04.2008 00:08)
  10. bir anlamda milliyetçilikle eş olarak gider, birisi doğduğu toprak parçasında egemenliğini kullanan birimi oluşturan ögelerden burada söylenmeyene mensup olmakla övünürken ötekisi bunun daha küçük ölçeklisi olarak ebeveynlarinin onların hayatını şekillendirmiş olan bir özelliği ile övünmektedir.

    beyin kullanmamak, seleflerinin reflekslerini tekrarlayıp yıllar içinde bir anlamda garip birer din yaratmak, kendini üstin olarak görmek her ikisinde de standart olarak göze çarpmaktadır.
    (manticore, 11.04.2008 00:06)
  11. bazen de militan diye bir isme sahip olmaktır. militan, evet. köylü zihniyetine yakışır bu da. hangi akıllı, kızına bu ismi koyar ki? muro feodaliteye küfretmekte haklı vallahi. militan; oha!
    (kronstadtlı ölü denizci, 11.04.2008 00:12)
  12. "adını kim koydu" diye sorulara maruz kalabileceğiniz bir isme sahip olmaktır.
    kulağınızın coşkulu devrimci türkülerine küçüklükten itibaren aşina olmasıdır.
    ilkokul, ortaokul yıllarında kimsenin bilmediği “faşizm, komünizm, solculuk” gibi sözcükler hakkında atıp tutmak, etrafınızı kandırmaktır.
    babanızın daha öncesinde defalarca anlattığı anıları sanki ilk kez dinliyormuşçasına dinlemektir.
    idealist olmayı bilmektir.
    “nitekim” güzeldir devrimci çocuğu olmak.
    (mavimikırmızımı, 11.04.2008 00:46)
  13. onurun, sevginin en önemlisi de insanlığın değerini diğer insanlardan daha iyi bilmek ya da maça 1 - 0 önde başlamaktır.
    (seekter, 11.04.2008 00:53)
  14. günlerce işkence görmüş, elektrik verilmediği yeri kalmamış, 2. şubede şizofreniye sürüklenmiş ve trabzon'da, memleketinde yalnız başına yürürken bir aracın çarpmasıyla hayatını yitirmiş bir amcanın yeğeni olarak yarı yarıya yaşadığım bir durumdur. onun varlığını, ruhunu yaşatmak için, kitaplar okumak, kavganın nasıl mertçe yapılacağını öğrenmektir. sadece bu mu? inancın uğruna tıpkı derisi yüzülen nesimi'nin kadıya söylediği gibi "senin imanın uğruna kesecek kolun yok ama biz inancımız uğruna kendi al kanımızda yıkanırız" cümlesinin ışığında yürümektir.
    insanın büyük bir insani sorumluluk hissetmesine yol açar. çünkü "insan" oluş bu kadar ucuz, doğarak bedavaya sahip olunacak bir şey değildir. insanlar doğar ve ölür. evet. iki çizgi arasında yaşar herkes. ama mühim olan o çizginin ne kadar uzun olduğundan ziyade ne kadar kalın ve dibine dek bastırarak kazınmış olduğudur tarihe. bu yüzden, kardeşini bu uğurda kaybeden bir babanın oğlu olmaksa daha fecidir. bir akşamüstü odanıza deniz'in posterini asıp dışarı, sokaklara çıkmışsınızdır. ve eve geldiğinizde babanızı o postere bakarken görürsünüz. neredeyse bir saattir odanızın ortasında dikilmiş, kızarmış yüzü ve gerilmiş bedeniyle ok gibi duvara, postere bakmaktadır. sonrasında o poster oradan kaldırılır, kitaplar -yakılmaz ama- kitaplığın arka raflarına saklanır.
    koluna yapışıp "seni bülbül gibi öttürücez" diyen amirin suratına tüküren bir amcanın yeğeni olmak, yaşadığı zamanlarda seni dizine oturtması zaten başlı başına bir devrimdir ve nice devrimin habercisidir insan için. güzellik için...
    en çok beni severmiş, ayrı yaklaşırmış bana. neler anlattı, neler konuştuk hatırlamıyorum ufaktım ama şimdi bana her gün yeni şeyler söylüyor, sokakta yürümeme bile müdahale ediyor yeri gelince; bir devrimci sokakta nasıl yürür onu bile anlattı, öğretti bana.
    babam mı? babamın unutmaya çalıştığı o acıları ben çoktan sahiplendim, yeni yollar buldum o elektrik akımlarının vücudumdaki, yüreğimdeki hissiyatıyla. bin ampulü patlatabilecek o voltajlar şimdi benim hayatımı aydınlatmaktalar...
    (ben ruhi bey nasılım, 11.04.2008 00:58 ~ 14:12)
  15. adınız deniz se eğer her gittiğiniz yerde dikkati çekersiniz. o insanların o işkence dolu elektrik verilerek çığlıklar atarak geçirdiği günler siz uyurken masalınız olmuştur artık. büyük insanların hayatlarından birer hatırasınızdır bi parça da olsa..
    (donungözüküyor benjamin, 11.04.2008 16:13 ~ 16:18)
  16. ismi muhtemelen devrim, ışık,deniz* aydın vb. konulmuş;zamanı geldiğinde de anne veya baba tarafından neden bu ismin verildiği açıklanan şahıs olmak.
    (krem karamel, 11.04.2008 16:16 ~ 16:17)
  17. her çocuğa o haklı gururu her zaman yaşatamayan durumdur.
    (bkz: çocuktum babam devrimciydi,büyüdüm liboş oldu.)
    (kemenche, 11.04.2008 18:53)
  18. annenizden, "nişanlıydık. bir gün gazeteye bakıyordum, ilk sayfada ortalığın yine karıştığıyla ilgili bir manşet, hemen altında eylem yapan gençlerin fotoğrafı, fotoğrafta en ortada da babanı gördüm. gazeteyi hemen yok ettim anneannen görmesin diye..." gibi hikayeler dinleyerek büyümektir.
    (usako, 11.04.2008 19:07)
  19. annenizin ve babanızın eski fotoğraflarına bakarken "vay be.şanslıyım." demektir.

    şöyle ki;

    anneniz albümünden siyah beyaz bir fotoğraf çıkarır. arkada tek yol devrim benzeri bir pankartın önünde sizin varlığından bile haberinizin olmadığı bir köyde derme çatma bir tiyatro sahnesinde çekilmiş bir fotoğraf bulursunuz. anneniz deniz gezmiş idam edildiğinde evden birini kaybetmiş gibi üzüldüğünü ağlayarak anlatır.

    babanız okulun son yılı nasıl koca okulun dağıtıldığını, aldığı ölüm tehditlerini, yaktığı-sakladığı kitaplardan bahseder zaman zaman.

    hala olup biten olaylara ilişkin çevrenizde en sağduyulu yorumların anne ve babanıza ait olduğunu bilirsiniz.
    (maia, 11.04.2008 19:13)
  20. bazen zorunlu ayrılıklar yaşadığını anlatır. analı babalı yetim diye sana acıyarak bakan gözleri anlatır. insan etinin insana ağır geldiği çocuk bedeninin hiçbir yere sığdırılamadığı koca odalı ev resimleri gelir gözünün önüne. sokak lambasının ışığında ders çalışabilmek için yatağa benzemeyn yatağında ayağa kalkmak zorunda olduğun günleri hatırlatır. büyüdüğünde ise ben yaşadıklarımın bileşkesiyim dersin ve kendini kabul edersin birileri seni etmese de...bununla da gurur duyarsın
    (imnogood, 11.04.2008 19:18 ~ 21:01)
  21. devrimci cocuğu olmak güzeldir. babanın kestane pişirirken anlatacak cok anısı vardır. ulan vatanı kurtarmaya 5 kala ayağımızı kaydırdılar düsüncesi hakimdir. bu gibi anılar aile bağlarını güçlendirir. peki oturdugu kahvede devrimciler tarafından kahvehanenin taranışını bizzat yaşamış bir baba nın evladı olmak nedir.çok acayip bişeydir. insan tam saygı duyucam ugrasmıs adamlar zamanında diyecekken, vay amına koyim buba az kalsın göte geliyomuşun dememe neden olan durumlar bütünüdür.işte benim hikayem.ne kadar ilginç dimi.iki tarafında amına koyim diyesi gelir insanın.
    (sümüklü, 11.04.2008 19:40 ~ 19:41)
  22. mesela; ali kırca nın, sinan çetin in, mehmet ali birand ın, deniz baykal cocuğu olmaktır. bu kişilerde bir aralar solcuydular. demek ki neymiş? zenginleşen solcular solculuklarını kaybeder.
    (jdpaeuuh, 11.04.2008 19:47)
  23. baban nerde, ne devrimi yaptı diye sormak istediğim çocuktur bu.

    fidel'in çocuğuysa anlayışla karşılarım. değilse karşılamam.

    editmedit: arkadaşım eksileyeceğine söylesene babam şurda şu devrimi yaptı, onun için devrimci diyorum diye. 'götümden uydurmuyorum al ulan' desene. bende ağlayarak götüme baka baka gidiym? ha canım? ha arkadaşım? hadi bakim.
    (obi two kenobies, 11.04.2008 19:50 ~ 16.04.2008 18:17)
  24. devrimcilerin dahi haz etmediği bir çocuk olmaktır. üzerine bir de devrimci ise, vallahi de billahi de sopa yer bu devrimcilerden. niye mi?

    çok garip bir şekilde babası ya da annesi eski solcu olan insanlarda abudik gubidik psikolojik rahatsızlıklar gözlemlenmektedir. benim böyle bir arkadaşım oldu; bir küstüm bir barıştım. bir noktadan sonra da "skerm lan eşek kadar adam olmuş bunun tribini mi çekecem" deyip kıçına tekmeyi bastım. ama kızmayın, vicdansız bi insan değilim. ama yeminle çok katlanılmaz oluyorlar lan bunlar.

    başkasının annesi ve babası çocuğuna lahmacun yedirirken bu kimseler 7 yaşında piyano dersine gönderilir, 10 yaşında önlerine dünya klasikleri konulur, 13 yaşından itibaren türlü türlü kurslara gönderilir. genellikle evin tek çocuğu olurlar.

    babası marksizm, annesi de feminizmden olma bu çocuk, dış dünyadan yalıtılmış, asosyal, herkesin tuhaf tuhaf bakındığı bir garip varlık haline gelir. ebeveynlerine öykünüp devrimci olmaya kalkar. ama bu garip haliyle devrimcilerin arasında da yapamaz. bir ona küser, bir buna darılır, abuk sabuk dünya analizleri arasında harcanır giderler. bu kimselere tek tavsiyem: insanları biraz daha hatalarıyla kabul etmeleri ve kendilerini mesih gibi görmekten vazgeçmeleridir. yoksa, yalnızlık ömür boyu anacım.

    editlemedim direk not verdim: ben bir marksist leninistim. solcu düşmanı değilim. ama bu da bir gerçektir anacım.
    (lucidapolis, 11.04.2008 19:53)
  25. "iki arada bir derede kalmak, çelişkinin dibine vurmak" demektir.

    bazı şeyler bilirsiniz, babanın gençken anneye: "para biriktirmeyelim, eşya almayalım, altına gerek yok; "devrim" olacak." dediğini bilirsiniz mesela.

    babanın ve arkadaşlarının çilingir sofralarında söylediği marşları, türküleri bilirsiniz. siz de eşlik edersiniz, içiniz hem arınır hem acır. "nurhak sana güneş doğmaz/ uçan kuşlar yuva kurmaz."

    babanın bir lise öğrencisiyken gece yapılan afişleme eylemi sırasında polis bastırınca kaçıp kurtulduğunu; ama en yakın arkadaşı enselenince gidip polis minibüsüne "ben de vardım." diye yerleştiğini bilirsiniz.

    babanın kitaplarının halanın fırınında nasıl yakıldığını bilirsiniz, düşündükçe içinizde de bir yangın başlar.

    ahmet arif, nazım hikmet, pablo neruda şiirleri dinlersiniz, şehre gelen oyunlara gidersiniz.

    olanı biteni çözersiniz, "kötü kitap yoktur." derler, bolca okursunuz. veletken bile ince düşünen, duyarlı biri olursunuz; anlayacağınız yine canınız yanar.

    anneyle baba:"devrim falan hayal, sscb bile bitti, sakın böyle işlere girme!" derler. canları çok yandığından bu eski model devrimcilerin pek korumacı olurlar çocuklarına. üflenen yoğurttur devrimci çocukları.

    ve karmaşanın göbeğinde yaşamaktır devrimci çocuğu olmak... hem uyutulmaya çalışırsınız, hem de daha veletken gittiğiniz -götürüldüğünüz- eylemleri anımsarsınız. boruları birbirine geçirip önlerde sıralanan insanların yüzlerine bayrakları değdirip değdirip olta gibi geriye çekişlerinizi kardeşinizle. zile basıp kaçmak gibi yani. çocuk her yerde çocuk yani...

    sizi sakınan anne baba ellilerini aştı; ama geçen hafta "kaz dağları'nda siyanürle altın aramaya hayır" demek için çanakkale yollarındaydı. bunu düşününce içi ısınıyor insanın, karşılıksız sevmeyi ve paylaşmayı yeniden anımsıyor.
    (varolmanın dayanılmaz hafifliği, 11.04.2008 20:08)