"iki arada bir derede kalmak, çelişkinin dibine vurmak" demektir.
bazı şeyler bilirsiniz, babanın gençken anneye: "para biriktirmeyelim, eşya almayalım, altına gerek yok; "
devrim" olacak." dediğini bilirsiniz mesela.
babanın ve arkadaşlarının çilingir sofralarında söylediği marşları, türküleri bilirsiniz. siz de eşlik edersiniz, içiniz hem arınır hem acır. "nurhak sana güneş doğmaz/ uçan kuşlar yuva kurmaz."
babanın bir lise öğrencisiyken gece yapılan afişleme eylemi sırasında polis bastırınca kaçıp kurtulduğunu; ama en yakın arkadaşı enselenince gidip polis minibüsüne "ben de vardım." diye yerleştiğini bilirsiniz.
babanın kitaplarının halanın fırınında nasıl yakıldığını bilirsiniz, düşündükçe içinizde de bir yangın başlar.
ahmet arif, nazım hikmet, pablo neruda şiirleri dinlersiniz, şehre gelen oyunlara gidersiniz.
olanı biteni çözersiniz, "kötü kitap yoktur." derler, bolca okursunuz. veletken bile ince düşünen, duyarlı biri olursunuz; anlayacağınız yine canınız yanar.
anneyle baba:"devrim falan hayal, sscb bile bitti, sakın böyle işlere girme!" derler. canları çok yandığından bu eski model devrimcilerin, pek korumacı olurlar çocuklarına. üflenen yoğurttur devrimci çocukları.
ve karmaşanın göbeğinde yaşamaktır devrimci çocuğu olmak... hem uyutulmaya çalışırsınız, hem de daha veletken gittiğiniz -götürüldüğünüz- eylemleri anımsarsınız. boruları birbirine geçirip önlerde sıralanan insanların yüzlerine bayrakları değdirip değdirip olta gibi geriye çekişlerinizi kardeşinizle. zile basıp kaçmak gibi yani. çocuk her yerde çocuk yani...
sizi sakınan anne baba ellilerini aştı; ama geçen hafta "kaz dağları'nda siyanürle altın aramaya hayır" demek için çanakkale yollarındaydı. bunu düşününce içi ısınıyor insanın, karşılıksız sevmeyi ve paylaşmayı yeniden anımsıyor.