sözde olanları da vardır.
(bkz:
kürdistan)
gözümüzün içine sokulan paradokslardır bu kimseler. şehitlik kavramı dinsel kökenlidir ve sen kendine marksist, leninist, troçkist, maoist vs diyorsan dini tek kalemde silip atman gerekir. öyle ölen devrimcinin arkasından cenaze namazı kılmalar falan yalan işler bunlar anlayacağın.
hayatında islam'dan başka hiçbir ideolojiden haberi olmayan insanların şehitlik mertebesini dinsel kökenli sanmalarına neden olan kişilerdir.
milyonlarcası dünya topraklarına saçılmıştır... ekim devrimi'nden küba'ya, venezuela'dan şili'ye, bolivya'dan çin'e, irlanda'dan türkiye'ye... her yerdedirler.
onurlu birer gelecek bırakıp gidenlerdir ve herbirinin gidişi ayrı bir hüzün, herbirinin gidişi ayrı bir mücadele azmidir.
bitmedi o kavga sürüyor sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek...
sovyetler'de, küba'da hatta tüm latin amerika'da kendilerinden bahsedilirken şehit diye mi bahsedilirmiş yoksa bu 'şehitleştirme' tabusu türkiyedeki gelenekten kopamamış marksist!-sosyalist! cenahın bir söylemi midir merak etmekteyim doğrusu...
öyle ya da böyle bir adanmışlığı içeren bir kavram içinde yer alan kimselerdir.
ancak devrim ile şehitlik kavramının yan yana gelmesi sadece türkiye'ye özgü olabilir. kurtuluş savaşı'nın müslümanlıktan gelen bir şehitlik kavramına dayanması ve aynı zamanda islami gelenekten sıyrılan bir devrimi içermesi bu paradoksu besler.
zira literatürdeki ilk devrim şehidi aynı zamanda bir asker olan kubilay'dır, sene 1925.
bir kesimde "devrim şehitliği" kavramı kubilay'dan sayılır.
türk bayrağına sarılmış cenazeler de bu devrim şehitliği üzerinden anlatılabilir.