louis althusser'in; okullar, dini kurumlar, kitle iletişim araçları, hatta sendikalar gibi, devletten şu ya da bu ölçüde bağımsız olan kurumların da, aslında devletin resmi ideolojisini kitlelere aktarıp, benimsetmekte ve böylelikle de, varolan düzenin korunmasında tutucu bir yol oynadıklarını anlatmak için kullandığı kavram.
althusser devlet kuramının ve yapısının, klasik marksist yazında betimlenmiş ancak tam olarak açıklanmamış olduğunu ileri sürer. kuramın ilk, yani betimleyici aşaması bir ek geliştirmeye ihtiyaç duymaktadır. (ayrıca bu noktada farklı bir problematik olarak kuramın betimleyici aşamasının kendi üzerine kapanma sorunu açığa çıkmaktadır) althusser, devletin baskı aygıtları adını verdiği (hükümet, idare, ordu, polis, mahkemeler, hapisaneler vs.) doğrudan tahakküme yönelmiş yapılar ile devletin ideolojik aygıtları (dia) dediği, sistemin kendisini içinde olumladığı ve yeniden ürettiği ideolojik yapıları (ilk elden belirlemede dinsel, öğrenimsel, aile, hukuk, siyasal dia'ları) ayrıştırma işine girişir. althusser'e göre hiçbir sınıf bu dia'lar içinde ve üstünde kendi hegemonyasını uygulamadan devlet iktidarını kalıcı olarak elinde tutamaz. ayrıca devletin baskı aygıtları dia'ların işletilmesi vazifesini görür. yani dia'lar ve dba'lar, bütünlük içerisinde "düzenin" devamlılığını sağlama fonksiyonunu üzerine alır.
bunun dışında yazar, kitapta ideoloji konusuna "farklı" bir cepheden yaklaşmış, yabancılaşma kavramının üzerinden, ideolojinin, kinik bir kişilik tarafından yabancılaştırma ya da "bunun daha derini ve aynı derecede yanlışı" dediği ve marx'ın gençlik eserlerinde belirlediği, "insanların kendilerinin gerçek varoluş koşullarında hüküm süren maddi yabancılaşma" şeklinde ele alınan ideoloji okumasını eleştirmiş, gençlik eserleriyle yaşlı marx'ın (althusser'e göre marx ancak kapital ile yargılanabilir) arasına epistemolojik kopuşu yerleştirmiş;
insanlar, neden gerçek varoluş koşullarını kendi kendilerine tasarımlamak için, gerçek varoluş koşullarını imgesel bir yer değiştirmeye uğratmaya gerek duyarlar? sorusunun yerine,
bireylerin kendi varoluş koşullarını ve toplu ve bireysel yaşamlarını yöneten toplumsal ilişkilerle kurdukları (bireysel) ilişki konusundaki tasarımlamalarının imgesel olması neden zorunludur? sorusunu geçirmeyi önermiştir.
althusser, parlamenter demokraside seçilmiş bir hükümetin devlet iktidarı ve devlet aygıtlarının üstünde olmadığını söyler. ''iktidar'', biçimsel olarak devletin ideolojik aygıtına ait olmasına rağmen esasen devletin baskı aygıtına aittir.
her ne kadar tartışılabilir bölümleri olsa da, temelde bir çok doğruya yer verilen bir eser.
türkiye de her zaman olduğu gibi bu konuda da işler zaman zaman karışmakta. hükümetten birileri demokratik açılımdan bahsederken, vakıflar genel müdürlüğü kalkıp camilere "ne mutlu türküm diyene" gibi şahane mahlalar asabiliyor.
resmi ideolojiyi benimsetmeye yararlar. fakat resmi ideoloji hiç bir zaman saf anlamıyla benimsenmez. çeşitli ideolojilerin de bulaşmasıyla ortaya çıkan egemen ideoloji dediğimiz absürt bir gerçeklik oluşur. şu an egemen sınıfın işine en güzel geleni de tam bu absürtlüktür. malum bir şeyler değişiyor!