bugün meclis plan bütçe komisyonunda akp yozgat milletvekili abdülkadir akgül sayesinde ses titreşimleri haline gelen söz.
"ak parti yozgat milletvekili abdulkadir akgül de en demokratik ülkelerde bile devletin kendine karşı suç işleyenleri vurduğunu öne sürerek, “ben vurmaktan hoşlanan bir adam değilim, ama devletim ve milletime karşı gelenleri elbette vurmaktan hoşlanacağım. insan olanlar var, insanlık suçu işleyenler var. ‘dur-vur’ yasasına göre, devlete karşı suç işleyenler varsa elbette vurulacaktır. türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten” dedi.
ak parti’li akgül’ün sözlerinin ardından salonda kısa süreli bir tartışma yaşandı."
tebrik ediyorum kendisini, düşünce seviyesini ancak bu kadar kısa ve öz gösterebilirdi. hafifçe bir deşelim bakalım bu sözü:
1) "devletim" demiş, ben buradan benim ait olduğum devlet değil bana ait olan devlet anlamı çıkarıyorum. evet devleti babasının çiftliği sanıyor kendisi, tıpkı istemeyen gider diyen parti başkanları gibi.
2) karşı gelmekle ne kastettiği muğlak. kendisinden bir liste çıkarmasını istiyorum; şu suçlar için topuktan, bu suçlar için omuzdan, şunlar için direkt kafaya şeklinde.
3) "türkiye’de adalet herkese fazlasıyla uygulanıyor zaten" demiş. ben anlamadım, sözlükteki hukukçulardan biri adaletin fazlası nasıl olur beni aydınlatırsa sevinirim.
kendisinin hoşlandığı diğer şeyleri de merak ediyorum, acaba ıspanak ya da kerevizden de hoşlanır mı? mesela ben brokoliden hoşlanıyorum ama açılamıyorum. bi de devletin altını oyanları vurmaktan hoşlanırsam bir oluru var mıdır bu işin?
çok doğru bir söz.. vekilim doğru söylemiş.. hep hastalıklar, ekonomik kriz, doğal afet mi vuracak insanları.. vekilim vurmuş çok mu lan? vekilime canım kurban.. şuracıkta domalıp boydan boya almak istedim yeminlen.. canım benim.. vekillerimi zihinsel engelli çocukları sevdiğim gibi seviyorum elimde değil.. ne zaman bir zihinsel engelli çocuk görsem ona şefkatle yaklaşır, saçını okşarım.. param varsa hemen bakkaldan gidip çikolata, şeker falan alırım.. bence vekillerimizi gördüğümüzde de böyle davranmalıyız.. vekillerimizi sevelim derim..
birkaç gün sonra tekzip gelecek eminim, alıştık zaten, neresinden tutsam elimde kalıyor. bu memleketin kolluk kuvvetleri var, onların bile silah kullanma yetkisi kanunlarla belirtilmiştir. aklı esen öyle silahını kullanamaz, ağır yaptırımları var.
bu memleketi bölmeye çalışan yok mu? var tabii. silahlı mücadeleye kalkıştıkları anda onlara karşılık verecek, tsk yok mu? şehirlerin güvenliğini içişlerine bakanlığı'na bağlı polis teşkilatı sağlıyor. kaldı ki, bu devlette yargı kurumları da var zaten kanunlara uymayanları cezalandırıyorlar.
kanunlar yetersiz mi diyecek birileri? o zaman söyleyeyim, 6 senedir bu ülkenin hükümeti akp'dir, yürütme işlemlerini kendileri yaparlar. 6 senedir bu ülkenin mecliste en çok temsil edilen partisi de akp. kanunları çıkartan da otomatikman akp oluyor haliyle. siz eksik, hatalı kanunlar çıkartıysanız, bu hatalı işlerinizden dolayı ülkenin her tarafında şehir, kırsal demeden türlü türlü eylemler yapılırken aklınız nerdeydi? şimdi de böyle hukukla ilgisi olmayan şeyler dile getirir tabii partinizin milletvekili.
hobilerini sayan bir adam rahatlığında söylenivermiş bir cümle. bunu söyleyen kişiyi ve bu zihniyetteki diğer kişileri acilen incelemeye almalı bilim insanları. hangi genleri eksik ya da fazla ki böyle laflar edebiliyorlar gerçekten merak ediyorum. zekayla, beyinle falan ilgili olamaz bu durum. ya genleri çok farklı, ya türü, evrimi falan. bambaşka bir canlı türüyle karşılaşacaklarından eminim bilim insanlarının.
mussolinin faşist partisinden bir kara gömleklinin açıklaması olasılığı yüksek olan beyanat.
ne değil mi? akp li mi? tek vatan, tek millet, tek devlet le ortaya konan kafa daha da net artık yani..bundan böyle kednilerini muhafazakar- dinci olarak tanıtmasınlar net olarak faşistler
adam "vursun herkes" dememiş ki, "vurmaktan hoşlanıyorum" demiş. kişisel tercihini belirtmiş. hür demokratik parlamenter sistemde düşüncesini açıklama hakkı ve olanağı olduğunu sanıyorum. mesela ben de devletime karşı olanları vurmaktan hiç hoşlanmam. vurmak hiç estetik değil bence. hatta obi wan kenobi'nin dediği gibi, "how uncivilised." ben mesela devletime karşı olanlarla kılıç tokuşturmayı severim. yüz yüze, erkek erkeğe. dededen kalma claymore kılıcı kullanıyorum. bir vuruşta altı damage puanım var. benim devletim de elenia krallığı bu arada, yanlış anlama olmasın.
antalya plajlarında güneşin keyfini çıkaran cindy "devletine karşı geleni vuranın kaytan bıyığına kurban,türk erkekleri iyi vuruyor" dedi, gibi bir haberin sanki bir kaç gün öncesinde sarf edilmiş bulvar gazetesinden alıntı bir söz gibi duruyor.
içe dönük taşralı zihniyetin siyasi arenadaki patavatsızlıklarından biri daha. elbette edilen laflar eyleme dönük kişisel bir söylem olarak algılanmamalıdır kanımca. zira,zevat devletin şahsında kendini görevli sayarak bu açıklamayı yapmış;sonradan düzeltmeye çalışmış ama toparlayamamış zaar.
cümleden cımbızlanıp alınınca "vurmaktan hoşlanırım" söylevi tabi ki insana ürkütücü geliyor. özellikle amerika birleşik devletleri'nde yüksek eğitim görmüş arkadaşlar çok iyi bilir. gittiğiniz üniversitede ülkemizdeki rehber öğretmen olarak adlandırabileceğimiz bir kişi, sizi ve sizin gibi abd dışından gelen tüm öğrencileri bir salonda toplar. barkovizyonda bir polis memuru ve polis arabası vardır. atıyorum california'dasınız. rehber öğretmenin hitabı şu şekilde olur:
- bu fotoğrafta gördüğünüz california polis teşkilatına mensup polis memuru. bu da arabası. nerede olursanız olun, ne şartta olursanız olun, bu adam size dur dedimi duracaksınız. yaya iseniz hemen bir duvara ellerinizi dayayıp bacaklarınızı açacaksınız ve onun sizi aramasına izin vereceksiniz. eğer araçtaysanız, hemen sağa çekeceksiniz, motorunuzu durduracaksınız, ellerinizi camdan çıkaracaksınız, o gelip kapınızı açacak, siz arabadan ineceksiniz ve ne derse onu yapacaksınız. bu söylediklerimi yapmazsanız bu adam sizi vurur!
daha bismillah amerika'ya adım atar atmaz böyle bir uyarıyla karşılaştığınızda, nerede polis görseniz tırsıyorsunuz ister istemez. ilk önce aklınızdan "yahu amerikan rüyası bu muydu? bu ne faşist bir yaklaşım, nerede medeniyet, nerede insan hakları?" diye düşünüyor insan.
ancak zamanla şunu anlıyorsunuz, eğer suçlu değilseniz ve bir suç işleme hazırlığı içerisinde değilseniz, yasalara saygılı, toplumun genel kurallarına uyumlu biriyseniz, bu tırstığınız adamlar her konuda ihtiyaç duyduğunuzda size inanılmaz bir nezaketle yardım ediyorlar.
şimdi dönelim canım ülkeme. polis ne için var? toplumun huzur ve güvenliğini sağlamak için. görevi yasalarla belirlenmiş. yetki ve salayet kanunu var. ne şartlarda silah kullanabilecekleri belli. sen ehliyetin yok diye yada alkollüsün diye polisin dur ihtarına uymazsan, bu adam nereden bilsin senin kim olduğunu neden kaçtığını. belki canlı bombasın, belki aranan bir terörist yada kanun kaçağı. adam kendisine verilen yetki ile silahını kullanıyor. sonra bakıyor ki, ehliyetsiz yada alkollü sürücü. hemen açığa alınıyor. hakkında işlem yapılıyor. peki yarın öbürgün bir şehir meydanında yüzlerce insanın ölümüne sebep olacak bir canlı bomba ile karşı karşıya kaldığında bu adam elini o silaha nasıl atacak?
yetkileri çerçesinde kullanamayacaksa bu adamlar silahlarını, ne diye silah veriliyor onlara. ingilteredeki gibi silahsız olsun polisler. yalnızca özel birimler silah taşısın.
kim demiş bunu? abdülkadir akgül. peki kime demiş? mecliste kendi partili milletvekillerine. bu sözler kimi bağlar? tabii ki abdülkadir akgül ve partililerini. o zaman konuya dışardan müdahil olmanın bir anlamı yoktur. umarım bir gün düşünmeyi de öğreneceksiniz.
olaya dışarıdan müdahalenin anlamı vardır. çünkü benim, benim oy vermediğim bir partinin milletvekili bile olsa, mecliste (ki ülkenin en yüksek kurumu oluyor kendisi) adam vurma temalı sloganlar atılmasına, şiddetin amına koyulmuş, herkesin bir şeyleri kurtarmak için birilerini vurduğu, doğradığı bir ülkede insanların böyle çirkince daha da şiddete davet edilmesine tepki gösterme hakkım vardır. mahallelerde insanlar birbirlerine ateş açsın, her yerde ülkesini savunan sivil insanların silah seslerini duyalım, devletçe bitiremediğiniz teröre bütün halk dahil olsun, beceriksizliğinizin sorumluluğunu halka atın, kan gövdeyi götürsün, kulaklarımızın yanından sürekli kurşunlar geçsin, ama ülkemiz savunuluyor diye içimiz rahat etsin ve sizi bu konuda hiç suçlamayalım, bunu mu istiyorsunuz? devletime karşı gelen en az on tane insan tanıyorum mahallemde, gardırobumun içindeki kasadan tabancamı çıkarıp vurayım ister misiniz? sonra beni savunacaksınız ama. bu ülkenin iyice içine sıçacaksak hep beraber ortak olacağız, ben o silahı sıkacaksam, siz de sıkacaksınız. tek başıma yapmam. anlaştık?
milletvekili seçildilerse adam gibi millete örnek olmalarını beklerim arkadaşım ben bu insanlardan. meclise bir kere girmiş olmaları kendi aralarında dahi olsa (ki değil) mecliste istedikleri gibi şiddete davet niteliğinde beyanatlar verme hakkına sahip oldukları anlamına gelmez.
be adam, senin işin ne? sözde ülkeyi yönetmek değil mi? kahveden on tane adam toplasam, versem ellerine tabancayı, onlar da devlete karşı geleni vururlar, hepimiz birer tane vursak eder on bir işte, nedir yani. bu mudur yani milletvekili olarak senin işlevin? hem ülkeye karşı geleni vurmak kimin işi? ordunun. ordu yerini bilsin, ordu siyasete karışmasın het het höt höt diye konuşmayı çok iyi biliyorsunuz, siz de kendi yerinizi bilin, siz de ordunun işine karışmayın, doğru düzgün siyaset yaparak çözün problemleri o zaman. siyaset yapasınız diye çıkarıldınız siz o meclise, ülkeyi tabancayla kurtarasınız diye değil. milletvekili olmadan da adam vurulur bu ülkede, tek yapabildiğiniz buysa gelin meşgul etmeyin yahu orayı. beraber mahalle mahalle gezer kurşun sıkarız. farkında değilsiniz (farkında olsanız ne değişecek orası meçhul gerçi) ama milletvekilisiniz siz. göreviniz siyaset yapmak. ya.
bu laf bile normal karşılandı ya, ne diyeyim, galiba hiçbir zaman düşünmeyi öğrenemeyeceksiniz. ben zaten umudumu keseli çok oldu, bakma.
bu açıklamayı, göründüğünden daha trajik yapan durum, açıklamayı yapan kişinin, bir gün sonra; yani üzerinde düşünüp taşınıp, detaylı olarak bir yoruma vardıktan sonra, açıklamasının arkasında olmasıdır. en üzücü yanı da budur. plan bütçe komisyonunda söylediği bir sözün, belki anlık olarak ağzından kaçtığını düşünmemize, böyle bir olasılığa iyimserlikle inanmamıza imkân tanımamıştır kendisi: "vururum ne var bunda?"
ben de tecavüzcüleri vurmaktan hoşlanırım. bizim bi arkadaş var mesela kapkaçcıları vurmaktan hoşlanıyor. onun bi arkadaşı var dolmuş şöförüne 100 ytl uzatanları vurmaktan hoşlanıyor. halı sahada pas atmayanları vurmaktan hoşlanan bir kuzene de sahibim. kolluk kuvvetine askere polise gerek yok zaten, biz halk olarak hoşlanmadıklarımızı vurmalıyız. hatta kafadan tek kurşun olarak ayarlabilirsek kıt kaynakları verimli kullanmış oluruz. sonuçta sakat kalsa, yaralansa falan hastanede bi ton ilaç parası falan olur. sosyal güvenliğe zarar. dediğim gibi hoşumuza gitmeyenleri tek kurşunla indiriyoruz. sonra 112'yi arıyoruz. ceseti alsınlar. yazık ailesi falan vardır. kayboldu sanmasınlar.
kim demiş bunu? abdülkadir akgül. peki kime demiş? mecliste kendi partili milletvekillerine. peki onlar oraya nasıl geldi? seçimle, %47 oyla geldi. o zaman bu sözler kimi bağlar? tüm milleti bağlar. evet, onlara oy vermemiş de olsak devletin başına gelmiş insanların söylediği şeyler tüm milleti bağlar. bunları yorumlama ve eleştirme hakkına da sahibiz. bu konu hakkında konuşabilir ve tartışabiliriz. zaten saçma olan konuşmamak, tartışmamak olur. sonuçta insanlar mecliste kendi aralarında eğlenmek için, birbirleriyle konuşmak için değil tüm milleti ilgilendiren kararlar almak için toplanıyorlar.
söylenen lafa gelince, sonuçta biliyoruz ki bizim insanımız da gayet hoşlanıyor bundan. eğlencesini bile kurşunlarla yaşayan bir milletten bahsediyoruz burda. mutlu musun, al eline silahı sık havaya. bir sorunun mu var, kap tabancanı vur kimleyse sorunun. bitti gitti.
sen böyle bir millete "devletime karşı gelenleri vurmaktan hoşlanırım" dersen adam alır eline silahını "vururum ulen!" diye çıkar sokağa, indirir önüne geleni. ki ön koşul da değil aslında bu lafın söylenmesi. zaten karşılaştığımız türden şeyler bunlar. yok kast ettiği teröristlermiş, vururum derken de güvenlik güçlerinden bahsediyormuş, zaten tabancası da yokmuş. ülkemiz elinde tabancası, üzerinde uzun siyah montuyla kendine "reis" adını vermiş cengaverlerle dolu. onlar zaten bunu bir tür strateji oyunu sanıyorlar. "ehe mehe, nası koydum ama?" diye ağızlarından salya akıta akıta insan dövmeye, vurmaya pek bir meraklılar. bu tür laflar da anca böylelerini daha çok gaza getirmeye yarar. sen böyle bir millete böyle bir laf edeceksen değil 2 kez, 52 kez düşünmek zorundasın.
heh, asıl sorunumuz da burda zaten, biz düşünmüyoruz. uyguluyoruz.
vurmak ve hoşlanmak ilişkisine de dikkat çekmek lazım. soruyoruz sanki böyle "nelerden hoşlanırsın? ne tarz müzik dinlersin?", o da geçmiş diyor "vurmaktan hoşlanırım. devletime karşı gelenleri. türk sanat müziği."
"devletime karşı gelenleri vurmaktan çekinmem" dese laf bu kadar batmayacak. tipik vatansever söylemine bürünüp yükselen milliyetçilik tatavasına yapılmış bir atıf olarak algılanıp mevzu "siyah pkk-beyaz türkiye" ekseninde ilerleyecek. belki tsk aradan çıkıp inceden destek bile verecek adama, zira vurmak gerekirse vurulur elbette. düzen böyle. vuran vuruyor da zaten. peki bu "vurmaktan hoşlanmak" ifadesi de nedir babacım? vatanseverlik payesi uğruna olası pkk nefretini olabildiğince sadist üslupla bir harmanlayarak meşrulaştırmaya çalışmaktan başka bir şey değil. bunun sonucunda yerleşmesi beklenen kanı nedir, onu merak ediyorum. hani sayın akgül böyle bir beyân verdi, son birkaç aydır tsk'ya selam çakmaktan belini doğrultamayan akp ahalisi kamuoyuna ne derece vatansever olduğunu kanıtladı. aramızdan birileri çıktı, "aa akp'liler de çok vatansever. gerekirse otuz kilo mermi alıp şırnak'a bile yollarlar." falan dedi. alkış.
tartışmanın saçma bir eksene çekildiği bu hoşlanmak fiili sayesinde yeterince açık zaten; fakat yine de bazı şeylerin hatırlatılması gerekiyor sayın akgül'e ve onun gibi düşünenlere. vatanseverlik bir seçim değil; yüzyıllardır süregelen ve geçtiğimiz son birkaç yüzyılda doktrinleşmiş bir milli eğitim kültürünün olağan ürünüdür. (tarihi falan pas geçiyorum, zira bu bahsettiğim neredeyse tamamen doktrinleşmiş milli eğitim içeriğini "gerçek tarih" sanan gri hücre yoksunu bir çoğunluk sözkonusu. hayır bu çoğunluğun neredeyse hepsi üniversiteli bir sözlükte de bu derece hissediliyor olmasına ayrı tilt oluyorum ya neyse) çok uzun yıllardır tıpkı günümüzde de olduğu gibi, iktidarı tekelde tutmak pahasına kullanılması elzem, bu topraklar hülyasını kamuoyu gözünde de meşrulaştırmak amacıyla kullanılan bu vatanseverlik statüsüne erişmek için herhangi bir yetenek, birikim veyahut da zevk unsuru gerekli değildir. en kalitelisinden bir ortaokul tarih kitabı okuyarak klasik türk milli eğitim anlayışının çemberinden geçebilir, oturduğunuz yerden vatansever olabilirsiniz. bu sebeple ki; bu cennet vatanı, bu muhteşem devleti canınız pahasına savunabileceğinizi deklare edecek bilinç seviyesine ulaşmak için "devletime karşı gelenleri vurmaktan hoşlanırım", "vatanıma ihanet edeni yok ederken manyak zevk alırım" türevinde beyân vermek pek akılkârı bir iş değil.
hayır "vatansever olma hali" dahi bireysel bir çabanın ürünü olamıyorken hayatında eline almadığın bir silahla "devlet karşıtı" olarak betimlenenen bir hayali vurmaktan alınan zevk ne olabilir ki? bu mu hayatın tadı? normal bir insan ürettiği, ortaya koyduğu, şahsi birikimleri sonucu elde ettiği somut, gerçek şeylerden zevk alır. bu cennet vatan dediğin yeri orta dünya sanıp bir koşu anduril kuşanıp kim olduğu belirsiz bir düşmanı yok etmek olsa olsa fantazya oluyor, lord of the rings oluyor. ben çıkıp "ortadünya sana canım feda" diyor muyum?
"asker siyasete karşmasın" derken siyasilere işlerini hatırlatmayı unutuğumuzu gösteren sözlerdir. zira artık herkes kendini yetkilerle donatıyor.
kimisi avuktat oluyor, kimisi yargıç olup hüküm veriyor, kimisi komando olup terörist avına hazırlanıyor. fakat bu kişilerin tamamı yapmaları gereken gerçek işlerini tam anlamıyla yapmıyorlar. bu vesileyle hep "asker siyasete karışmasın" diyorduk. peki siyasiler? bu akp'liler son dönemler de ne içtilerse ben ondan istemiyorum ve bir an önce o içitikleri'nden vazgeçmelerini tavsiye ediyorum.