gündem
  1. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  2. · 29 kasım 2009 barcelona real madrid maçı
  3. · ece gürsel
  4. · boylumlama
  5. · yaran diyaloglar
  6. · bittikten sonra insanı mal gibi bırakan filmler
  7. · 8taş deyip f3n3rbahç3 lafına bozulan ezik fenerli
  8. · sokrates
  9. · kontrast

devlete meydan okumak  

  1. ortaasya'dan bu tarafa gerçekleştirdiğimiz göçü tam katılmcı parlementer demokratik bir sistemin sonucu olarak görenlerin, istiklal harbinin tipi ve karda (kartalları avlarız sarp kayalarda) açlıkla ve ayakkabısızlıkla kazanılmasını mucizelere, ak sakallı dedelere bağlayanların, türkiye cumhureti devrimlerini, terörist faaliyet yürüten yarım akıllı aşırı sol yada sağ eğilimli örgütlerin (düzeltme herhangi bir görüşün ötekine üstünlüğünü sağlamaya meydan vermeyecek şekilde olmuştur. içerik siyasi, politik ve felsefik görüşleri eleştirmez) vaad ettiği devrimler sananların, oy çokluğu elde olduğu sürece anayasayı ve dolayısıyla her şeyi değiştirebileceğini düşünen politikacıların, daha adını düzgün yazamayıp ilk öğretim okulunda köktencililk faaliyeti yürüten sabi sübyanın, milli eğitimi işgal ettiğini ve bu sayede beyinleri yıkanmış bir nesil oluşturmayı planlayan, iki kelimeyi yanyana koyaman öğretmen sıfatını utanmadan taşıyan bir takım unsurların, ez cümle alakalı alakasız herkesin gerçekleştirmek üzere çalıştığı, düşüncelerin zaman zaman eyleme dönüştüğü bir başkaldırıdır. türkiye cumhuriyeti devletine karşı.

    ancak unutulmamalıdır;
    devletler politikası hükümetlerin ve bireylerin üzerindedir. gerektiği zamanda sözüne başvurulan halk veya diğer kişi ve kuruluşlar ilgili durumlarda tüm haklarını ve yetkilerini uzman kişilere devrederler.
    bu meydan okumalara karşı bir politikamız olmadığını düşünen herkes büyük bir yanılgı içerisindedir, gaflet ve ihanetlerine ek olarak.

    bu satırları yazan insan evladı bu son zamanda adı sıkça duyulan ergenekon, kurt falan oluşumlarını kastetmemektedir, hele hele osman sınav içerikli dizi ayağına hiç yatmamaktadır. suç örgütleri, haksız kazanç sağlayan vatansızlar ya da memleket kurtarmayı adam vurmak zanneden tosuncuklara atıf değildir yazdıklarım.

    milletin kişisel iradesi ve bin yıllık devlet, organizasyon ve arşivcilik geleneği olan bir yapının savunma mekanizmasıdır ifade etmek istediğim.

    ortaasya'dan akdeniz doğru bir kısrak başı gibi uzanan bu topraklar bu devlete meydan okuyabileceğiniz yerler değildir.
    yazar daha önceki bir girisinde belirttiği olguyu tekrar hatırlatmay bir ödev bilir. türk devletleri yıkılır ya da sona erdirilir. ancak her zaman yenisi gelir, yeniden. aynı gelenekten.

    öğrenmek isteyenler cumhurbaşkanlığı forsu ile başlayabilir çalışmaya.

    özetin özeti: herkes sağda solda geyik yaparken, beyin fırtınası yaratırken bunları yapabilen insanların devlet kurumlarımızın her kademesinde her kuruluşunda da olmadığını varsaymak gerizekalılıktır. mallıktır afedersin.

    editlerin notu: yazım hataları için sığ dalga geçme yöntemleri yerine mesaj atarak uyarıda bulunan yazarların haklı olduğu düzeltmeler yapılmıştır. editler sadece imla ve kelime hatalarını kapsar. bir de aşağıda bulunan alıntıyı.

    gerçekçilere göre insan,
    varlıktaki bir skandaldır,
    varlığın bir “hastalığı”dır.
    emmanuel levinas
    (subaquatic, 31.01.2008 00:47 ~ 02:18)
  2. efendim bu öyle bir kavramdır ki nerede hak ve özgürlük mücadelesi veriliyorsa orada karşınıza devlete meydan okunmaz diye çıkan ve kendini devlet sanan birileri çıkar. sene 2001 itü'de hazırlık kaydında toplanan bağış adı altındaki zorunlu paraya karşı insanlara dilekçe yazdırıyorduk. böylece o parayı ödemek zorunda kalmıyordu insanlar (o zamanlar 180 milyondu iyi paraydı). ve beklenen oldu okula çevik polis girdi ne bir eylem yapmış, ne bir slogan atmış ne de bir bildiri dağıtmış sadece insanlara dilekçe yazdırmış bizleri döve döve gözaltına aldı. ve bu esnada polisin başındaki amir bağırıyordu "devlete meydan okunmaz !" merak ediyorsanız söyleyeyim daha sonra bu olaydan dolayı açılan davadan beraat ettik. ama o amir için bizler "insan bile değildik çünkü insan olan devletine karşı gelmez"di.
    evet bu mekanizmanın kökü çok derinlerdedir; ama temiz olduğu sanılmamalıdır. derin örgütlenmelerin komünizm tehlikesine karşı nato tarafından oluşturulduğu ve süper nato adı altında bir çok ülkede faaliyet yürüttüğü biliniyor. faaliyetler arasında kışkırtma ve hedef şaşırtma da bulunuyor. bunlardan daha fazla bahsetmenin lüzumu yok. geçmişten gelen mekanizma da bunlarla artık iç içe geçmiş durumda. mah'tan mit'e geçişin mimarı sayın ss generali reinhard gehlen'i anmamız yeterli.
    asıl sorun bu mantıktadır. devlete meydan okuma mantığı. kendini devlet içindeki "asıl devlet" olarak gören bir yapının karşıtını yok etme güdüsü. ama ne kadar sert olursa olsun; halkının çıkarına olmayan her mekanizma elbet yıkılacaktır.
    (gelecegim, 31.01.2008 01:05)
  3. (dunkelheit, 31.01.2008 01:31)
  4. "terörist faaliyet yürüten yarım akıllı marksist, leninist, komünist örgütler" ne derler bu işe;

    "(...)

    devlet topluma dışardan dayatılmış bir erklik değildir. hegel'in ileri sürdüğü gibi, 'ahlâk düşününün gerçekliği', 'aklın imgesi ve gerçekliği' de değildir. devlet, daha çok, toplumun, gelişmesinin belirli bir aşamasındaki bir ürünüdür; bu toplumun, önlemekte yetersiz olduğu uzlaşmaz karşıtlıklar biçiminde bölündüğünden, kendikendisiyle çözülmez bir çelişki içine girdiğinin itirafıdır. ama, karşıtlıkların, yani karşıt ekonomik çıkarlara sahip sınıfların, kendilerini ve toplumu, kısır bir savaşım içinde eritip bitirmemeleri için, görünüşte toplumun üstünde yer alan çatışmayı hafifletmesi, "düzen" sınırları içinde tutması gereken bir erklik gereksinimi kendini kabul ettirir; işte toplumdan doğan, ama onun üstünde yer alan ve ona gitgide yabancılaşan bu erklik, devlettir" (f. engels, ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni, 6. almanca baskı, s. 177-178)

    (...)

    "devlet, sınıf karşıtlıklarını frenleme gereksiniminden doğduğuna, ama aynı zamanda, bu sınıfların çatışması ortasında doğduğuna göre, kural olarak en güçlü sınıfın, ekonomik bakımdan egemen olan ve bunun sayesinde siyasal bakımdan da egemen sınıf durumuna gelen ve böylece ezilen sınıfı boyunduruk altında tutmak ve sömürmek için yeni araçlar kazanan sınıfın devletidir..." antik devletle feodal devlet, kölelerle serflerin sömürülmesi organı oldular; ama yalnızca onlar değil, "modern temsili devlet de, ücretli emeğin sermaye tarafından sümürülmesi aletidir. bununla birlikte istisna olarak, savaşım durumundaki sınıfların denge tutmaya çok yaklaştıkları öyle bazı dönemler olur ki, devlet gücü sözde aracı olarak, bir zaman için bu sınıflara karşı belirli bir bağımsızlık durumunu korur" ani, 17. ve 18. yüzyılların mutlak hükümdarlıkları gibi, fransa'da birinci ve ikinci imparatorluğun bonapartizmi gibi, almanya'da bismarck gibi.

    (...)

    "demek ki, devlet düşünülemiyecek bir zamandan beri varolan bir şey değildir. işlerini onsuz gören, hiçbir devlet ve devlet erkliği düşünü bulunmayan toplumlar olmuştur. toplumun sınıflara bölünmesine zorunlu olarak bağlı olan belirli bir ekonomik gelişme aşamasında, bu bölünme, devleti bir zorunluluk durumuna getirdi. şimdi, üretimde, bu sınıfların varlığının yalnızca bir zorunluluk olmaktan çıkmakla kalmayıp, üretim için gerçek bir engel de olduğu bir gelişme aşamasına hızlı adımlarla yaklaşıyoruz. bu sınıflar, vaktiyle ne kadar kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıktılarsa, o kadar kaçınılmaz bir biçimde ortadan kalkacaklardır. onlarla birlikte, devlet de, kaçınılmaz bir biçimde, yokolur. üreticilerin özgür ve eşitçi bir birlik temeli üzerinde üretimi yeniden düzenleyecek olan toplum, tüm devlet makinesini, bundan böyle kendisine lâyık olan yere, bir kenara atacaktır: âsâr-ı antika müzesine, çıkrık ve tunç baltanın yanına..." (ailenin ...)

    (...)

    "proletarya devlet iktidarını ele geçirir ve üretim araçlarını önce devlet mülkiyeti durumuna dönüştürür. ama, bunu yapmakla, proletarya olarak kendikendini ortadan kaldırır, bütün sınıf ayrımları ile sınıf karşıtlıklarını, ve aynı biçimde, devlet olarak devleti de ortadan kaldırır. sınıf karşıtlıkları içinde evrimlenen daha önceki toplumun devlete, yani her durumda, sömürücü sınıfın kendi dış üretim koşullarını sürdürmek, öyleyse özellikle sömürülen sınıfı varolan üretim biçimi (kölelik, toprak köleliği, ücretlilik) tarafından verilmiş baskı koşulları içinde tutmak için kurduğu bir örgüte gereksinimi vardı. devlet, tüm toplumun resmi temsilcisi, onun gözle görülür bir kurul biçimindeki bireşimiydi, ama bu, tüm toplumu, zamanı için, kendi başına temsil eden sınıfın devleti: ilk çağda köle sahibi yurttaşların, orta çağda feodal soyluluğun, çağımızda burjuvazinin devleti olduğu ölçüde böyleydi. sonunda gerçekten tüm toplumun temsilcisi durumuna geldiği zaman, kendikendini gereksiz kılar. baskı altında tutulacak hiçbir toplumsal sınıf kalmayınca, sınıf egemenliği ve üretimdeki güncel anarşi üzerine kurulu bireysel yaşama savaşımı ile birlikte, bunlardan doğan çatışma ve aşırılıklar da ortadan kalkınca, artık bir baskı altında tutulacak hiçbir şey yok demektir ve özel bir baskı iktidarı, bir devlet, zorunlu olmaktan çıkar. devletin gerçekten tüm toplumun temsilcisi olarak göründüğü ilk eylem —üretim araçlarına toplum adına elkonması—, aynı zamanda onun devlete özgü son eylemidir de. devlet iktidarının toplumsal ilişkilere korışması, bir alandan sonra bir başkasında gereksiz duruma gelir ve sonra kendiliğinden uykuya dalar. kişilerin hükümeti yerini, şeylerin idaresi ve üretim işlemlerinin yönetimine bırakır. devlet "ilga" edilmez, söner. "özgür halk devleti" üzerindeki kof tümcenin, ajitasyon aracı olarak geçici doğruluğu bakımından olduğu kadar, bilimsel düşün olarak kesin yetersizliği bakımından da değerlendirilmesini; bunun gibi, anarşist denilen kimselerin, devletin bugünden yarına ortadan kaldırılması yolundaki istemlerinin değerlendirilmesini de, işte bu sağlar" (anti-dühring; "bay eugen dühring bilimi altüst ediyor", 3. almanca baskı, s. 301-303)

    (...)" (engels'ten aktaran lenin, devlet ve devrim)
    (mühendis pervane, 31.01.2008 01:49 ~ 01:56)
  5. bu hep aklıma takılan, kendimce sorguladığım bir konudur. hep vatanın memuruna karşı gelmekten, kanuna kurala aykırı olmaktan korktum.

    gelin görün ki, ben bu ülke toprakları içinde kanundan korkarken, bir gecekondu yıkımı sırasında polise direnen, taşlarla sopalarla devletin polisine saldıran insanlar ellerini kollarını sallayarak evlerine dönebiliyorlar. oysa ki aynı devletin polisi, kimini omurgasından vurup, kimini tekmeyle öldürebiliyor. demek ki sorun devlete meydan okumak, devletin memurunu taşlamak, dövmek değil. devletin yoluna taş koymamak, devletin sevmediği bir kimliğe bürünmemek gerek.
    (thedewil, 31.01.2008 02:16 ~ 02:16)
  6. (bkz: hele otur bi soluklan yiğenim)

    "gerektiği zamanda sözüne başvurulan halk veya diğer kişi ve kuruluşlar ilgili durumlarda tüm haklarını ve yetkilerini uzman kişilere devrederler."

    (bkz: bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor)
    (bkz: e-muhtıra)
    (küller, 31.01.2008 03:26)
  7. mustafa kemal atatürk'ün türkiye cumhuriyeti devletini kurmasındaki ilk aşama. bu açıdan, meydan okunan devlete göre değiştiğini belirmek koşuluyla devlete meydan okumanın yararlı bir şey olduğunuda söyleyebiliriz.
    (küçük çocukların balonlarını patlatan cani herif, 31.01.2008 04:59 ~ 06:48)
  8. şu zamanda böyle bir insanın varlığı ertesi günkü tedirginliğinin önüne geçemez. birilerine kayıtsız şartsız kabullenme meydan okuyanın önünü tıkar, tıkamakla kalmaz can bile alınır. 'beni var eden devlettir' ideolojisiyle yürüyen bir birey, ne özgürce düşünebilir ne de özgürce fikirlerini kağıda dökebilir. bunun örnekleri çok, hangisinden başlasam bilemiyorum... kısaca, devlete meydan okumak ölümün kapısını aralar ya da toplumdan dışlanır sığınak bulmanın yollarını ararsın..
    (sadomasochistic, 31.01.2008 05:10)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil