bazılarının çok pis rüşvet yediği meslek grubu.
genelde masa başı işe sahip olmayan topluluk. öğretmenidir, çevikkuvetidir, trafikçisidir, doktorudur... evet genelde masa başı işe sahip olmayan, ama deli gibi çalıştırılan, karşılığında devletin sadece üç kuruş para verdiği meslek grubudur bu.
haa!! bazı devlet dairelerinde, bugün git iki gün sonra gel. şimdi sizle ilgilenemeyeceğim deyip el ense yapanlar da mevcuttur.
sizin için hiçbir önemi olmayan şeyleri, daha doğrusu hiç kimse için bir önemi olmayacak basit şeyleri, bir anda hayatınızın en önemli şeyi haline sokabilecek insan türü. sözgelimi zımba denen alet normal şartlarda bir insanın kabusu olamaz, olmamalı da ama bir devlet memuru isterse zımbayı senin hayatının en önemli nesnesi haline getirebilir: bütün evraklarını tamamlamışsındır, geriye sadece evrakların müdür tarafından imzalanması kalmıştır. evrakları memurun önüne koyarsın, memur evrakları şöyle bir süzer, "tamam, imzaya çıkaralım müdür beye" der. sen de sevinirsin bu işkence bitecek diye. memur ağır hareketlerle çekmecesini açar ,zımbayı arar, bu sırada evrakları üstüste koyar, eyvah zımba yoktur. kağıtları masanın üzerine geri bırakır, sen o sırada beyhude yere ceplerini karıştırırsın, belki evden çıkarken yanına zımba falan almışsındır diye. "bu da böyle imzaya çıkmaz ki "der, sağa sola bakınır, bu arada gözü saate ilişir : "neyse şu yemek arasını bir verelim ben de o arada aşağı yazıhaneden ödünç alırım." der ve çıkar gider. sen artık yaklaşık bir saat kadar zımba ve onun insan hayatına etkilerini düşünürsün. öğle arası biter memur elinde zımbayla gelir, evrakları zımbalar, sen tekrar umutlanırsın ama evet müdür toplantıya gitmiştir, akşam saat 5 gibi gelecektir! bir anda tüm hayat zımbadan ibaretmiş gibi gelir sana. kim bilir, "hayatın anlamı küçük şeylerde saklıdır " diyenler haklıdır belki de dersin içinden ve müdürün yolunu gözlemeye başlarsın.
(bkz:
zımba)
(aytok, 09.04.2007 17:01)
devletin resmi kurumlarında "çalışan" personeldir. devlet memuru olmak öyle kolay değildir. sınava girmek ya da iyi bir torpil bulmak gereklidir.
ayrıca her devlet memuru tipi, çalışan bir personel değildir. bazı meslek grupları belli tarihlerde çalışır, belli tarihlerde tatildir (öğretmenler gibi). öğretmenler, ebe/hemşire ve doktorlar rotasyona tabidir. ülke topraklarının her köşesine gidebilirler, gitmeleri de gerekir, zira ülkenin her santiminin onlara ihtiyacı vardır. ama büyük bir çoğunluk 1 kişinin yapabileceği işi 5 kişi yaptığı için çalışamamakta, ama maaşını düzenli olarak alabilmektedir (lütfen dürüst memurlar üzerine alınmasın). tabi ki onların bir suçu yoktur, onları potansiyel oy deposu olarak görenler ve durumu kabul eden memurlar utansın.
devlet memuru adlı çalışanların en büyük sorunları maaşlarının azlığıdır. ama gariptir ki bu insanlar işten ayrılıp daha fazla para veren bir işe girmeyi akıllarına hiç getirmez, torpil aramaya devam ederler. çünkü devlet memuru olmak harika bir şeydir. çalışıyor gibi yapar, erkenden çıkıp evinize gidersiniz. gün içinde sıradan vatandaşa çektirdikleriniz de cabası.
işiniz bir devlet memuruna düşmeye görsün. maazallah, ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelebilir. devlet memurunun karşısında boynunuz daima kıldan ince olmalıdır. yoksa işiniz görülmez, hayatınız kayabilir.
en sorunlu/başa bela olabilecek devlet memuru tipi gümrük muhafaza memurlarıdır. bu memurlar rüşvet içinde yüzmekte, gümrüklerde asla ve asla rüşvetsiz iş yapılamamaktadır. gümrükte çalışan devlet memurlarının varlıkları, aldıkları maaşla elde edilecek gibi değildir, ama bunu kimse önemsemez.
en kötü durumdaki devlet memurları (maaş ve zorluk açısından) öğretmen, ebe/hemşire ve doktorlardır. onlar ülkenin her yerine gitmek, görev yapmak, gittikleri yerde geçinmek, kötü/olmayan okullarda dersler vermek, yolu olmayan köylerde yaşamak, karla kaplı köylere gidip insanları kurtarmakla meşguldürler. kendilerini kutlamamız, destek olmamız gerekmektedir ki benim de takdir ettiğim devlet memurlarıdır.
kısaca bu ülkede devlet memuru olmak demek; işe gidiyorum diye evden çıkıp bütün gününü gazete okuyup, sohbet edip, vatandaşın canını sıkarak, işi yavaşlatıp gereksiz bürokrasiyle hayatını kaydırarak geçirip akşam da evde bugün çok yoruldum demektir.
not: dürüst, rüşvet yemeyen, vatandaşın hayatını kolaylaştıran, maaşını hak eden, işine rüşvet/torpille girmemiş devlet memurları üzerine alınmasın.
varsa aksini iddia eden; öğretmen/ebe/hemşire/doktor hariç, bir devlet dairesindeki bütün personelin dürüst, çalışkan ve çalışan, maaşını hakettiğini söyleyen, buyursun silsin.
tek bir başlık altında incelenip değerlendirilmesi çok güç insan grubu. devlet içerisinde birbirinden çok farklı koşullarda çalışan farklı maaşlar alan ve farklı dünya görüşlerine ve karakterlere sahip insanlardır.
bu insanların ortak noktaları da vardır elbet. ben yalnız üçünden bahsetmek istiyorum. ilki; halkın gözünde çoğunlukla iş yapmayan, kaytaran, gereksiz bürokratik işlerle vatandaşın ömrünü çürüten insanlar olarak alaya alınmalarıdır. ikincisi; hiçbir hükümetle toplu sözleşme hakkı olmayan yalnızca toplu görüşme hakkına (hükümet olarak seni dinlerim, konuşursun ama kararı ben verir seni sallamam bunu bilesin hakkı) sahip olan kişiler olmalarıdır.
üçüncüsü ise ilk iki ortak noktanın yalnızca dünyanın ileri gelen ülkelerinin; gelişmekte olan ülkelerdensiniz diyerek uyuttuğu geri kalmış ülkelerinde ortak olmasıdır. örneğin fransa’da devlet memurluğu son derece saygın bir iştir. insanlar sizi alaya almak şöyle dursun size saygı gösterirler; size saygı göstermeseler bile mevkiinize saygı ile yaklaştıklarından size de saygılı davranırlar. diyeceksiniz ki fransa da memurlar işini hakkı ile yapıyor bu yüzden de fransa gelişmiş bir ülke olarak dünyada söz sahibi zaten. işini hakkı ile yapana herkes saygı duyar.
bu şekilde düşünmek mantıklı olsa da bir noktada yanılgıyı da içinde barındırıyor. o da şu :
bu ülke muasır medeniyetler seviyesinde değilken bunun sorumlusu sadece devlet memurlarında mıdır? vatandaşın hiç mi bu konuda katkısı yoktur? hepimiz bu çarkın içinde değil miyiz? vatandaşla devlet memurunun arasını açmak kime fayda sağlar? devletine güvenmeyen vatandaş; vatandaşına güvenmeyen onu dolandıran bir devlet ne zaman gelişir?
devlet memurlarının tembel ve çıkarcı olanları vardır elbet ama onların yenilerini kazandıran sistem devletin içinden nasıl çıkartılabilir demeden bu sorun ortadan kaldırılamaz. vatandaş memuruna; memur vatandaşa güvenmediği müddetçe tembel ve çıkarcı diye nitelendirilen devlet memurlarını yetiştiren sistem ortadan kalkmayacaktır.
öncelikle
kpss adlı zor sınavdan geçmekle,devlet güç bela kadro açarsa bir şekilde yerleştirilip,memleketin bi ucuna gönderilmenizle anlayacağınız meslektir.
zordur muhtemelen.
bilmemiz gerekiyor ki bazı meslek grupları hangi üniversiteyi bitirmiş olurlarsa olsunlar,derecesi farketmez,muhakkak kamuda çalışabiliyorlar.
yetkin olmayan yöneticiler, ricaları kırılamayan arkadaş ve akrabalar, hükümetlerin yanlış politikaları sonucunda arpalığa dönmüş, verimsizliğin tavan yaptığı devlet sektöründeki çalışanlardır.bu ortamda layıkıyla çalışan aptal konumuna düşer zaten. devlet dairesine işiniz düştüğünde beklerken ayaküstü bir kaç süreç iyileştirme, geliştirme yöntemi üretirsiniz farkında olmadan, o denli akla zarar çalışma yöntemleri vardır.
bu verimsizlik ortamının da, üç kuruş civarındaki maaşların da sorumlusu olan devlet memuru değildir tabii ki, en yukarıdan aşağıya dek yöneticilerdir.
çalışan ya da işsiz bir çok insanın dahil olmak istediği, olanların ücretlerden sürekli şikayet ettiği, dahil olmayanların kötülediği (bazen haklı bazen haksız)kiminin çok çalışıp kiminin az çalıştığı meslek grubudur.
belli yaşın üzerinde olanları işlerin daha hızlı yürümesi için bilgisayardan tekrar elle yazıp dosyalama yöntemine geçse ülke kalkınır.
genelde devlet memurları bilgisayarla uğraşırken karşısında sıkılıp, arkadaşları incelerim. kaşı, gözü, kıyafeti, bilgisayara ne kadar yakın veya uzak olduğu gibi. bilgisayara yakın olanını hiç görmemiştim ki yıllar sonra bir ilk oldu, klavyeyi sağ elinde 3, sol elinde 1 parmak olmak üzere toplam 4 parmak kullanan memur gördüm. tamam dedim, olay budur. 5 dk da biter bizim iş. ama bu sefer de memurun parmakları hareket ettirme hızı düşük çıktı. artık tc kimlik no' sunu girerken, dayı devlet memuru olduğunu mu hatırladı nolduysa klavyenin numara bölümünü 1 parmak kullanmaya başladı. sağ el işaret parmağı. tamam orası dar alan da 2 parmak olmaz mıydı demedim.
11 haneli sayıyı kimlikten bakarak bilgisayara girmesi, ortalama bir türk gencinin google' a girip, "tc kimlik no sorgulama" diye aratıp, çıkan sitelerden birine "ad, soyad, doğum tarihi" gibi ıvır zıvırı girip, kimlik no yu bulup kopyalayıp, yazması gereken yere yapıştırmasıyla hemen hemen aynı süreyi aldı.
tam ufaktan sıkılıp, sinirlenmeye başlamıştım ki şöyle dedim kendi kendime "aldıkları paraya bu iş çok bile mına koyım".
sakinleştim, memura çok teşekkür edip, çıktım gittim. romantikleştim mi ne lan?
fuzuli bunlar hakkında "selam verdüm rüşvet değildür deyü almadular" demiştir.
(bkz:
şikayetname)
kesinlikle türkiye şartlarında en kebap mesleklerden biridir. abilerimiz ya da ablalarımız, devlet dairelerinde olanlar özellikle, yazın püfür püfür klimanın altında serinlemekte kışın kaloriferin sıcağında ısınmaktalar. giriş saatleri belli çıkış saatleri belli hafta sonları tatil var. ama gel gör ki halen mesleklerini beğenmemektedirler. şu anda kpss ile memur olmak isteyen bir yığın üniversite mezunu durmaktayken, yaşını başını almış bilgisayar kullanmayı dahi bilmeyen göbekli amcaların halinden şikayetçi olması beni çileden çıkarmaktadır.
yılların birinde bir işim düşmüştü nüfus dairesine, elli yaşlarında bir adam benim konuyla ilgilenmekteydi ve kalkıp bir dosya alması gerekti dosya dolabından. biraz offff pofff filan yaptı, bir baktım adam kalkmıyor sandalyesinden ve yürüyen sandalyeyle bir kendini ittirerek dosya dolabının yanına kadar gitti, mesafe de baya uzaktı kısa bir mesafe de değildi, yine gelişi de aynı şekilde yaptı, bir yandan gülesim geldi bir yandan ağlanacak halimize gülmeyeyim diye kendime telkinde bulundum.
o gün bugündür bu memur tayfasının şikayetlerini hiç anlamıyorum işte, lan resmen oturduğun yerden para kazanıyorsun, dolaba gidip dosyayı almaya üşenen birisin, bu kadar da olmaz lan pes!
osmanlıdan kalma bir zihniyet olsa gerek tam bir
salla başı al maaşı vaziyetleri. aralarında iyi olanları tenzih ederim fakat devlet dairesine küçük bir işiniz düşmeye görsün sayelerinde kesin o gün zehir zıkkım olmuş akşamı etmişsinizdir. afederrsiniz kendini bir halt zannetmeleri de cabası.
cumhuriyetin kuruluşundan beri kısıtlı imkanlarla gerçekleştirilen eğitim yatırımları sayesinde okuyabilmiş, büyük kısmı yoksulluk sınırında yaşayan milletin, yemesinden içmesinden giymesinden kısarak devlete destek olduğu bir süreç sonrasında kamu görevini yürütmeye hak kazanmış ve görevlerini de layıkıyla ifa ederek topluma olan borçlarını ödemeleri gereken insanlardır.
gönüllü koyundur. işiniz düşerse kadrolu gulyabaniye de dönebilir. kesinlikle özgüven problemi yaşayan insandır. işin kolayına kaçmak diye tabir edebileceğimiz geleneksel türk hastalığıyla maluldur. hiçbir zaman ne istediğinden haberdar olamayacak kadar insanlıktan bihaberdir.
pragmatik, realist ve hatta naturalist olabilir ama asla idealist olamayacaktır. zavallılığı bir yaşam tarzı olarak kabul etmiştir. bazı türlerinde bunun bir dayatma olduğuna da rastlayabilirsiniz.
kerameti kendinden menkul, hiçbir pazarda para etmeyecek bir kibire, onura sahiptir. emekli olduğu gün demirbaş listesiyle birlikte teslim eder. kendi küçük dünyasında her zaman işini bilme potansiyeline sahiptir. hatta bu potansiyeli iyi kullanabildiğinde epey büyük işler de başarabilir.
memuriyetinin onuncu yılında fiilen emekliye ayrılacağını bilerek geceleri rahat uyur. memuriyetinin sonunda ise ömrü vefa ettikçe "ben bu devlete yirmibeşsene hizmet ettim" edebiyatıyla kıytırık bir imtiyaz beklentisine girer.
bazen bu beklentisinin karşılandığı da olabilir. dairesinde bukalemun, üçübirarada maymun, ürkek kedi ve ışıktan korkan bir hamamböceği gibi davranırken, hiçbir tehlike gelmeyeceğinden emin olduğu yerlerde bir anda insan sıfatına bürünebilir.
amirine karşı riyakar bir kuldur her zaman. hiçbir zaman doğruyu söylemez, amirleri ne istiyorsa onu tekrar eder.
buna karşılık evde ailesine karşı çakma bir tanrı gibi davranma potansiyeli yüksektir.
657 sayılı devlet memurları kanununa göre; devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler kişilerdir.
sevgili ülkemin yıllarını okul ve deshanelerde çürüten gençlerinin ulaşmak istedikleri en büyük hayaldir devlet memurluğu.
gariban özel sektör mühendislerinin maaşı sürekli yok ayın beşi yok onu, olmadı bayram sonrası diye sallanınca ve çevredeki akranların her ay takır takır gününde maaş çektiklerini görünce hafif gıptayla küfür edilen gruptur...
ne düşürsün ne aratsın şeklinde niteleyebileceğimiz yerlerde çalışan meslek grubudur kendileri.657'ye tabi olduklarının kendileri bile farkına varmazlar çoğu kez;ki masa başı memuru masasının başında bulmak ya da ona ait bir masa bulmak bazen saatlerinizi alır.en ilginç olanı ise onay için götürdüğünüz evrağa önce şöyle tepeden bi bakmaları,sonra da "sen yanlış yere gelmişsin" demeleridir ki doğrudur,çünkü ondan önceki arkadaş yanlış yeri tarif etmiştir ve o da bir memurdur.memurgiller bazen ömrü hayatımın en büyük işkence senaryolarını tasarladığım meslek grubu da olabilmektedir böylece.20 yaşındaki asker adamın velayetinin annesinde olmadığını iddia ederek işlem yapmayan mı ararsın,yoksa "hafta sonu giriyor araya bu evrak geçerli mi bilemem" diyeni mi?velhasılkelam..."benim memurum işini bilir"dir!
iki işlem yaptıktan sonra sizi azarlamadığı kalan
ömür törpüsü insan çeşitlerini barındıran bir gram saygı duymadığım kamu görevlisine takılan sıfat.
şöyle örnekler vardır;
memur1: ballıca vergi işlerine kim bakıyor? sen mi bakıyorsun ayşe?
memur2: sen bakıyorsun ya?
memur1: ahaha ben bakıyormuşum ya, verin belgelerinizi.
senin ben amına koyayım.
şanslı insan.
savunmaya geçilecek bir olay yok, olur da memurluğa atanabilirsem aynı fikri savunacağım. memur adam şanslı adamdır arkadaşım.
önümüzdeki kpss ben de memur öğretmen olmak için şansımı zorluyor olacağım. çalışma temposuna göre hayli iyi bir maaş aldıkları su götürmez bir gerçek. özel sektörde kan ağlayan insanları biliyoruz, bir de devlette keyfine bakmaya devam edip, bir yandan hobi olarak çalışıyormuş izlenimini veren insanları biliyoruz. sövmüyorum memurlara da. kim aynı durumda olsa; bir idealist olur, iki çalışkan olur, üçüncü de insan olmanın getirdiği kanuna uyarak ense yapar. atanamayıp da, özel sektörden memuriyete yutkunmak mecburiyetinde kalırsam elbette sinire keserim, özellikle kendime.
özel sektörde çalışanların, hiç olmazsa daha fazla para kazanması gerektiğine hepimiz katılıyoruz. lakin dünya adil bir yer değil. eşit yaratılmamışız, yaratılmış olanın bize eşit imkanlar sunmasını nasıl bekleyebiliriz ki.
(tatalu, 26.11.2009 11:17 ~ 11:17)