devlet memurlarının amına koymak ile sonuçlanacak olaydır. daha sonra yine aynı suçtan (bkz:
devlet memurunun amına koymak) yargılanabilirsiniz.
(azsxb, 30.06.2009 12:03)
her zaman gergin bir bekleyiş içinde olmalarından kaynaklanır.
zor tabi, boş boş oturup mesai saatinin bitmesini beklemek; onları da anlamak lazım...
bununla beraber;
istisnalar istisnadır
devlet memurlarının azarlayarak konuşması ülkemize has bir durum mudur bilinmez ama azarlanan kişinin " benim verdiğim vergilerle alıyorsun maaşını" tarzındaki çıkışıyla çok karşılaşırız. nitekim öyledir.
özellikle kadın memurlarda daha sık görülen durumdur.
(billy, 30.06.2009 15:02)
iş garantisine sahip olmaları, şikayet edebileceğiniz bir makam olmaması, olsa da oradakilerin de memur olması, bürokrasinin vatandaşı değil devleti korumaya yönelik mekanizmaları vs. nedenlerden ötürü memurların, rahatını bozan, onları koltuklarından kalkmak, iş yapmak zorunda bırakan vatandaşa karşı takındıkları genel tavır. istisnaları tenzih ederim.
(luto, 30.06.2009 15:04 ~ 14.09.2009 12:20)
erkek memurların suratsızlığı dışında negatif bir tutum gözlemlemedim. geçmişte maliye ile çok haşır neşir olmam nedeniyle, bayan memurlarla kanka olmuştum, tabi arada damardan girmek lazım, işleriniz su gibi akar hallolur. erkek memurlar öyle değil, yüzün gülsün, bilmişlik yapma iki dakika.
memur değilim yanlış anlaşılmasın sadece objektif bakıyorum.vatandaşta nedense böyle yerlere girdiğinde mallaşıyor afedersiniz. istanbul'da bir yerde memur bu evrakı karşı tarafa verin deyince vatandaş aval aval bakıp avrupa yakasına geçebiliyor. bir soruyu defalarca sorabiliyor.emir verir gibi konuşabiliyor.memurla saygısızca konuşma,bağırma hakkını kendinde bulabiliyor. insanlar memurla bu şekilde konuşunca kimsenin sesi çıkmaz ama memur bir şey söyleyince sizin maaşınızı biz veriyoruz oluyor. hadi len derler adama. bakkal da ben bakkalından ciklet almazsam, emlakçıda ben ev kiralayıp almazsam aç kalır, simitçi simidini almazsam açlıktan ölür. güldürmeyin beni memur falan deyip, herkes insanlığının gereğini yapsa sorun kalmaz. insanlar eleştireceğine buna çalışsa hayat bayram olsa.
*
hergün "benim böyle bir beyanım yok" ya da "almıyorum ulan versene hadi" şeklinde tepkilere maruz kalan ptt memurlarının halini düşününce ne kadar saçma olduğu ayan beyan ortaya çıkan önerme. düz mantığın dik alası, sınıflandırma ya da etiketleme manyaklığının son noktası, haklısınız evet memurlar kötüdür, çünkü memurlar bağırır.
(bkz:
affedersin ama açtığın başlığı bu ne lan)
o kadar kpss ye girip saatlerce soru cevapladıktan sonra bir memuriyete girebilmiş yurdum memurunun herhalde sınavdaki başarısıyla orantılı olarak gösterdiği ters tavırdır. yalnız kendini birşey sanma haline gelirse can sıkar.
mevki sahibi olan büyüklerinin daşşak ağırlıklarını gördükçe ister istemez az da olsa mevki ve güç elde edince aynı daşşak ağırlığını mental olarak da olsa elde etme çabasındandır.
büyüklerinden gördüklerini uygulamaya dökmüş memur profilidir
bazende bankada üç kuruş mevduatı bulununca çalışanı satın aldığını sanan gerizekalı müşteriye karşı olan tavırdır..kişiye yere zamana göre değişen bi azardır..
temelinde cinsel tatminsizliğin yattığını düşündüğüm -ve hatta iddia ettiğim- münasebetsizlik.
geçim derdiymiş! pöh!
yurdum insanın düzenli ve doyurucu bir cinsel hayatı olsun, soğan-ekmeğe gıkını çıkarırsa şerefsizim.
güleryüzlü/hoşgörülü bir toplum mu istiyoruz?
o zaman bol bol sevişin abiler, sevişin ablalar... (gençler siz de bokunu çıkarmayın allaaşkına.. kıskandırmayın lan!)
- iyi günler ben bu evrağı imzalatıcaktım da.
- ver bakim ver. tüh senin sıfatına ne lan bu tırnaklar!!!!!
(fular, 14.09.2009 11:31)
- şişirilen kadrolarla hiçbir iş yapmadan sekiz saat berbat badanalı, kötü aydınlatmalı odacılarda 25 sene boyunca oturmak yüzünden psikolojileri bozulmuş, nevrozları azmıştır.
- şişirilen kadrolarla hiçbir iş yapmayanların da işini yüklenip, berbat badanalı, kötü aydınlatmalı odacıklarda üç kuruş maaşa üç kişinin işini yapmak zorunda kaldıklarından psikolojileri bozulmuş, nevrozları azmıştır.
- işe alınırken karakter tahlili yapılmadığından ve işe girdikten sonra karakteri anlaşılsa bile 657 koruması yüzünden kolay kolay işten çıkarılamayacağından, zaten var olan nevrozları berbat badanalı, kötü aydınlatmalı odacıklarda hepten azmış, psikolojileri külliyen bozulmuştur.
hemen hemen her devlet kurumunda görülen hadise.iş yapmamaya,boş boş dolaşmaya o kadar çok alışmışlardır ki, biraz iş yoğunluğunda faturayı hemen vatandaşa keserler.memur kardeşlerimizi sinirlendirmeye kimsenin hakkı yoktur.
(bkz:
bugün git yarın gel)
alışılagelmiş bir durumdur. bazen işi zıvanadan da çıkarırlar. şöyle ki;
başıma dert olan bir motorum var scouter... bir tatil beldesinde, topu topu 2 ay kullanıyorum diye elimde tutuyorum. her yıl vergisi, servisi ve iki sene de bir vize işlemleri derken kıçımdan kan alıyorlar zaten...iki sene önce vize işlemlerini yaptırmak için kalktım gittim motorlu taşıtlar muayenesine. dediler ki haftaya gel... bir hafta sonra kalktım gittim, bu sefer de 27. sinde gelmen lazım dedi lavuklar. iki hafta sonraya...ulan siz demediniz mi dedim haftaya gel diye, yok dediler. kim demişse yanlış demiş. sokarım böyle işe dedim döndüm eve. neyse iki hafta geçti gittim yine. neyse görevli geldi baktı falan... içeriye girdim, evraklarla ilgili işlemleri yapmak için. içerisi dediğimde halk kıraathanesi. millet sağ da sol da okey oynuyor, bunlar kurmuş masaları, yığmışlar dosyaları vize işlemi yapıyorlar. sıra bana geldi, geçtim başa. bir anlık boş bulunup görevlinin masasına kolumu dayamışım. kaldı ki dayasam ne olur? çıktı memur " sen devlet dairesinde, memurun masasına kolunu dayamaman gerektiğini bilmiyor musun?" bana dedi bak bunu. ulan yarram burası devlet dairesi mi ki? kurmuşlar kahvehaneye techizatı, ciddi bir işi ciddiyetsizliğe bindirmişler bir de geçmiş karşıma maval okuyor. indir kolunu diyor piç. verirdim en kralından cevabımı da 1 ay uğraştım şimdi emeklerime acıdım. bi de taktı mı sana iş de yapmaz götler.
türk insanının
görev,
yetki ve
sorumluluk kavramlarını yanlış anlamasından kaynaklanan durumdur.
hiç dayak yememiş memur tavrıdır, dayak yedikten sonra akıllanıyorlar ciddiyim. şahit olduğum kadarıyla, bu hışma maruz kalan kimseler genellikle şehre devlet dairelerinde bir işi olmadığı sürece köyünde kalan köylülerdir. yani tarlasıyla bağıyla meşgul olan, götünden akan terle elde ettiği emeğinin önemli bir kısmını senin maaşını ödemesi için devlete veren gerçek üreticiler. ama sen hergün yaptığın işi, sana kırk yılda bir işi düşmüş kişinin bir çırpıda anlamasını beklediğin için bu kadar tahammülsüz olabiliyorsun. be orospu çocuğu orda temiz temiz giyinip 3-5 metrekare alanda rahat rahat 8 saat olan mesaini tamamlarken, o insanlar daha güneş doğmadan kalkıyorlar haberin var mı piç.
karşısındaki insanı kendisine muhtaç görmekle kendinde bir güç hissedip bunu, kibir duygularıyla bir arada hayata yansıtma şekli. "yani şimdi sen benden onay alamazsan saatlerini kaybedersin, ahaha süperüber bişeyim lan ben... " belki de bu bünyeler ikili ilişkilere toplumda da sosyal statü gözeterek diş geçirebildiğini düzmeye çalışarak, geçiremediğine miyavlayarak yaşıyor, nasılsa insanlık sorgusu önemli değil, güç bende, gölgelerin gücü adına demek yeter.
mesleğim itibariyla hem devlette hem özelde çalışma imkanım vardı. özelde çalıştığımda kendi alanımla daha fazla ilgilenebilir, daha fazla doyum sağlayabilir hatta daha fazla para kazanabilirdim. tabiki kendi işin değilse daha sıkı çalışma ortamı ya da işten atılma tehdidin vardır. bunun yanında devlette çalıştığım zaman resmi bir çok prosedürü kağıt üzerinde yerine getirdikten sonra 8 mesai saatinin 6'sını yatarak geçirebilirim. mazaret izni, yıllık izin resmi tatiller derken yılın 6 ayını tatille geçirebilirim.
memur olduktan sonra seni çıkarmaları neredeyse imkansızdır. hayatın boyunca sabit miktarda parayla temel ihtiyaçlarını karşılamak için uğraşırsın, becerikliysen yaşam standartların biraz yükselebilir.
benim yakın çevrem de bunun farkında ki devletten istifa edip özele geçme önerimi belirtince bir anneme sövmedikleri kaldı. neymiş efendim memur olursam rahat edermişim, maaşım az olsa da düzenli olurmuş, az çalışırmışım, kimsenin ağız kokusunu çekmezmişim vs. vs. bre götverenler (dedim içimden) ben zaten bunları istemediğim için, bu şartlardan memnun olmadığım için, kendimi değerli hissetmediğim için, daha az para kazandığım, daha az doyum sağladığım için özel sektöre geçmek istiyorum dedim. hepsine dedim bunların. evlat! boş işler bunlar, biz de senin gibiydik. işine bak rahat rahat dediler. ama devlette hizmet edemiyorum insanlara. daha çok devlete hizmet ediyorum dedim. oğlum boşver, yatarsın devlette dediler.
uydum ben bu insanların dediklerine. sistemin adamı oldum. sorumluluktan kaçıyorum, diğer devlet memurları gibi iş yaptıran müdürüme sövüyorum. müdürümün; insanlara çok yüz verme, çok ciddiye alma, kafa ağrıtırlar, başına bela olurlar önerisini dinleyip ve dediklerini yapıp, insanlara sert davranıyor, yer yer azarlıyorum. tam da müdürün dediğini yapıp onun gözüne giriyorum bunları yaparak. insanlarla çok da muhataap olmadığım için mental olarak yorulmuyor, geceleri televizyon seyretmeye enerjim kalıyor. çok da seyrindee gidiyor her şey. amirlerim beni onaylıyor, mesai arkadaşlarım üretken ya da yaratıcı işler yapmadığım (yattığım) için bana şakayla karışık zaman zaman kızgınlıklarını ifade ediyorlar. ben de onlara benzer sebeplerden kızgınlığım ifade ediyorum. kimse çalışmıyor ama herkes ukalaca ahkam keserek (ben dahil) birbirinin "çalışkanlığını" eleştiriyor. mümkünse yapamadığım işlerin nasıl yapılacağını öğrenmiyor, enayi diyerek dalga geçtiğim aşağıladığım insanlar gibi her işe atlamıyorum. nasıl da sisteme dahil olmuşum. vicdanım rahat. herkes benim gibi ya. o kadar işe yaramazın arasında gelip beni bulacak değiller ya. nasıl olsa müdürümle de aram iyi. saçma sapan espilerine gülüyor, beraber içmeye gidiyoruz. iş yapsam da yapmasam da çok bir şey fark etmiyor zaten. işe vakıf olmayan müdürüm benim mesleğimin gereklerini zaten bilmediği için çok da müdahale edemiyor. ilgilendiği tek şey işe zamanında gelip gitmem ve keten yerine kumaş pantolon giymem. multidisipliner çalışmadan da bi haber zaten. iletişim becerilerini bilmiyor, öğrenmeye direniyor, astlarının öğrenmesi için teşvik etmiyor, yanlış iletişim tarzında dahi gereken işleri yaptıysak bizi onaylıyor. ben bunların hepsini pekala bilsem de hep susuyorum. niye kendime iş açayım niye iş arkadaşlarımın çalışmasına vesile olup onlarla aramı bozayım. varsın benim kurumum da iyi işlemesin. n'olacak ki. devleti benim kurumum mu kurtaracak, ben mi kurtaracağım.
şimdi mi? şimdi askerliğimi yapıyorum. oh ne ala! dönünce bir de anam bana "el değmemiş" bir kız bulur. onunla evlenirim. çoluk çocuk derken, yıllarca işte ya da evde yattığım koltuklardan birinde çürüyerek ölürüm. bunların hepsi olacak. bilmiyor değilim. böyle "hiçbir şey alıp hiçbir şey satan bir devlet memuru" olunca ölüm korkum daha da bir artıyor. zaman zaman kaygılanıyor, öfke ya da panik atak nöbetlerine benzer nöbetler geçiriyor, insanları tedirgin ediyor ya da üzüyorum. gerçi çok da önemsemiyorum ya bunu. varsın olsun diyorum bazen. allaha şükür diyorum, işsiz güçsüz ne çok insan var diyorum kazandığım paranın azlığına sövecek olsam.
işte ben de öyle öfkeli bir devlet memuruyum. açıkladığım sebepten devlet memuru oldum. tembelliği seviyorum. tembellik iyidir. onaylanır. varsın oblomov gibi çürüyerek hiç hayal etmediğim bir evde öleyim. şu an yaptıklarım yanlış şeyler değil, herkes böyle. "öyle olmasa yanlış olsa niye yapsınlar ki" gibi yaptığım şeyi arsızca mantığa da bürüyebiliyorum, savunma mekanizmaları oluşturabiliyorum. başarıyı tatmasam n'olacak ki, devletin kurumlarının iyi işleyişinde bulunmadığım için kendimi ait hissetmesem n'olacak. zaten %2+2 gibi komik bir zam vermişler. daha fazlasını hak ediyorum. ben devletin aslanıyım. daha fazlasını versinler. bu ne böyle dalga geçer gibi iş yapıyorlar. ancak yatsalar bunlar. yatmayı pek iyi bilirler. ama gerçi yatsınlar ya! yatmazlarsa çalışırlar ve benim çalışmadığımı fark ederler. yatsınlar yatsınlar!
sizce ben dayağı hak ediyor muyum?
o adam devlet memuru olarak yetiştirilmemiştir de o yüzden öyle davranmaktadır. orta öğretimden mezun olup birilerine para verip, torpilinden dinamitinden destek alıp oturmuştur o koltuğa. tabii azarlar, niye azarlamasın? vatandaşı hizmet ettiği kişi olarak değil de müşteri olarak görüyor, neden azarlayarak konuşmasın?
şimdilerde
kpss'ye tabi tutuluyor da ne fark ediyor? mal adam maldır...