devlet halk ilişkisinin dönüşümü   

adana çık aradan

  1. devlet bilindiği üzerine ilk siyasi örgütlenmedir. devletli toplumlar m.ö. 5000’li yıllarda sümer kent devletleri biçiminde görülmeye başlanmıştır ve sonra hızla yayılmıştır. eski insanlar sayılar arttıkça çıkan sorunları tek elden çözmek, yönetimi hızlandırmak ve refahı arttırmak için bu örgütlenmeyi yapmışlardır. yani asıl olarak devletin kuruluş nedeni halkın gereksinimlerini en hızlı ve faydalı biçimde çözmektir. buraya kadar herhangi bir sorun yoktur, hatta örgütlü hareket bakımında oldukça da olumludur.

    ve büyük bir hızla tüm dünyada devletler ortaya çıkmaya başlamıştır. burada da herhangi bir sıkıntı yoktur çünkü kuruluş amacı zararsızdır aksine yararlıdır. ancak sonraki yıllarda devlet örgütlenmeleri tek ele geçmeye başlamış ve nedense devlet kavramı artık halkı rahatlatmaktan öte ona sıkıntı veren bir duruma dönüşmeye başlamıştır.

    ortaçağ'da ise bütün toplumun bağlı olduğu ve bütün toplumun ortak mirasının toplandığı devlet kasalarına din adına, tanrı adına el koyulaya başlanmıştır. marx'ın da dediği gibi din afyon olarak halka empoze edilmiş ve insanların devlet beklentisi ortadan kaldırılıp onlara öbür dünya vaad edilmiştir. rönesans sonrası eli güçlenen burjuva sınıfı ise avrupa'da 1850 li yıllarda, ülkemizde 1900 lü yıllarda din devletlerine karşı verdiği iktidar savaşını kazanmış ve de devlet yönetimini eline geçirmiştir.

    peki din adına devlet mirasını, devlet yetkilerini kendisinde toplayan insanlar avrupa'da, türkiye'de ortadan kaldırılınca devlet ilk kuruluş amacına asıl vasfına dönmüş müdür? ne yazık ki dönmemiştir. sadece el değiştirmiştir. devlet din adamlarının elinden alınıp sermaye sınıfına teslim edilmiştir. sermaye sınıfı ise devleti yeni bir sermaye aracı olarak görmüştür ve halen daha görmektedir.

    günümüz dünyasında artık devletin halka olan mecburiyeti kalkmış halkın devlete olan mecburiyeti başlamıştır. komünizmin halk düşmanı olduğunu savunan kişilerin tezi de bu noktada çökmüştür. artık dünya tek kutupludur ve sermaye sınıfının önünde güçlü bir direniş yoktur. her ne kadar birçok hatası olsa da sscb döneminde avrupalı devletlerin komünist ayaklanmalara karşı sosyal devleti öne çıkardığını ve kapitalizmin hiçbir döneminde olmadığı kadar sosyal devlet anlayışının yükselmiş olduğunu görebiliriz. sscb yıkıldıktan sonra ise avrupalı devletler sosyal devlet anlayışını yavaş yavaş, sindire sindire raflara kaldırmaya başlamışlardır. kapital devletlerin komünizm korkusu bile onları sosyal devlet anlayışına itmişken komünizmi halkçı olmamakla suçlamak komiktir.

    şu açıktır ki 7000 yıllık devlet-halk ilişkisi başlangıç noktasına göre taban tabana zıt konuma gelmiştir. devletlerin şu anki kapital, halk düşmanı yapısı düşünüldüğünde artık bir halk devrimi mecburidir. devletin ilk kuruluş amacına dönmesi ve halkın yararına çalışması için bu düzenin yıkılması mecburidir. ve biz insanlar artık daha fazla sömürülmemek için bu sisteme karşı durmaya mecburuz.
    (onurene, 25.08.2008 17:11)


  2. işbu ilişkiyi doğuş felsefesine ters düşüren ve dünya siyaseti üzerinde bu ilişkinin tanımını değiştiren dönüşümdür.

    bu dönüşümün ne tür evrelerden geçtiği ve kabaca günümüzdeki hale varışının ne kadar zaman aldığı ortadadır. bu dönüşüm sonucu devletin asli unsuru, varı yoğu olması gereken halkların devletler karşısında nasıl konumlandıkları da ortadadır. bu haksız durum, bu adaletsiz sistem şüphesiz ki durmalıdır, durdurulmalıdır. peki ya nasıl?

    stratejiler bu dönüşümün çekim ve değiştirme gücünden kaçamayarak yeni biçimler kazandılar. devrim, devrimcilik, değişim gibi sömürü karşitı felsefeler, hareketler artık dünyanın her yerinde meşruiyet tabanı aramaktadırlar. devrim idealinin öznesi hiç kuşku yok ki halktır, ezilendir, devirmeyi isteyendir. fakat değişen dünya şartları devrimciyi de düşünmeye itmelidir. devlet halk ilişkisinin dönüşümü üzerine rahatsızlık duyan devrimci bireyler kalıcı çözümler peşinde olmalıdırlar. iş başa düştüğünde romantizm bir eylem kaynağı olmaktan ayrı durmalıdır.

    rahatsız olunan ve devrilmeye çalışılan sistem çok köklüdür, temelleri çok sağlam atılmıştır. ayrıca dönüşüm sonrası koşulsuz hükümdarlığını süren bu dönüşümün çok ciddi oranda desteklenmesi de söz konusudur. bu sebeplerle devrim kavramı ilmek ilmek dokunması gereken devasa bir halıdır. her köşesi aynı özende işlenmeli, asla sabırsız davranılmamalıdır.
    (ilelebetmuhalefet, 25.08.2008 18:25 ~ 18:26)
  3. riyakar derecede bir dönüşümü olmuştur. eklenmesi gereken bir başka değişim ise halkın görüşüne göre devletin belirlenmesi gerekirken devletin görüşüne göre halkın biçimlendirilmesidir.
    (onurene, 26.08.2008 00:51 ~ 00:53)