lost'ta bence john locke ile beraber adanın en gizemli iki karakterinden birisi olan iskoç karakter. henry ian cusick oynamaktadır kendisini. konuşurken bol bol brotha der, iskoç aksanından örnekler sergiler. kendisi hatch'de son olanlardan sonra iyice gizemine gizem katmıştır. yine de benim esas anlamadığım başka bir olay var.
desmond, ordu kökenli bir karakter. ordudan atıldıktan sonra dünya çevresindeki yarış için çok sıkı antrenman yapıyor. adaya düşüyor ve hatch'de geçirdiği 3 yıl boyunca yine idmanlarını sürdürüyor. yani kendisi adanın fizik olarak en formda karakteri. tahminimce cebinden 5 tane sayid çıkarabilecek bu karakter, hiçbir atraksiyona girmeden paratoner yapıyor, denize taş sallıyor, efendi efendi takılıyor. bu davranışlarının fırtına öncesi sessizliğe dalalet olacağına inanıyorum ve 3. sezonun locke ve desmond sezonu olarak devam etmesini diliyorum. dedim ya, cidden üzerinde düşünülmüş ve iyi hazırlanmış bir karakter.
charles dickens'ın our mutual friend hariç diğer tüm eserlerini okuduğunu söyleyen ve bu kitabı da bağlanmış bir şekilde yanında taşıyan lost karakteri.
desmond'un david hume ile arasındaki bağ sadece isim benzerliğinden ibaret değildir. aynı şekilde locke* ve french chick rousseau* da olduğu gibi... burdan da şunu anlayabiliriz ki lost sadece atraksiyon üzerine kurulu bir dizi değildir. birebir ad benzerliğiyle dikkat çeken önemli düşünürlerin fikirlerinin de küçük parçalar halinde araya serpiştirilmiş olduğunu bu filozofların fikirlerini az da olsa bilenler yakalayabilir.
diziyi izlemek, sonradan öğrenip görmeye çalıştığımız bir ayrıntıyı yakalamak, her bölümün ardından saatlerce noldu şimdi muhabbeti yapıp zaman harcadığımız yetmiyomuş gibi bi de hangi düşünür ne demiş de lost bunu nasıl eleştirmiş, göstermiş acaba diye düşünmediğimiz eksikmiş demek ki...
üçüncü sezon sekizinci bölümde ambarın * enkazında bulduğu, adada kendisini hayata bağlayan belki de tek şey olan ve yanından hiç ayırmadığı penny ile olan fotoğrafına bakarken ağlayarak yaptığı konuşmayla beni de ağlatan, beni benden alan lost karakteri.
oceanic 815 düştüğünde yaklaşık olarak 2 yıldır the swande yaşamakta olan, tam intihar edeceği anda john locke tarafından mucizevi bir şekilde kurtarılan ilahi adalete inanan lost karakteri. hatchten kurtulur kurtulmaz yıllardır son derece lüks de olsa, istediği her şey de olsa, kapalı bir kovanda yaşayan bu abimiz, atlar yatına adadan kaçmaya çalışır ama nafile. sarhoş olarak adaya geri döner. cebindeki anahtarı kullanarak the swanin patlamasında ve elektromanyetik anomalinin yayılmasından bir çeşit etkisi olmuştur ama hala nasıl bir etkisi olduğu tam olarak bilinememekte. patlamadan sonra kendisine doğa üstü güçler verilmiş, gözünün önünde gelecekten sahneler belirmektedir. bu sahnelerin çoğunda da charlienin ölümünü görmesi ayrı bir muammadır.
her ne kadar desmond adaya bizimkilerle birlikte düşmemiş olsa da, önceki hayatından adadaki bazı kişilerle ilişkisi vardır. allah bilir ileriki bölümlerde daha da fazla ilişkisi ortaya çıkacaktır. jack ile gecenin bir yarısı bir stadyumda karşılaşmış ve "see you in another life brother" repliğini ilk defa ona kullanmıştır. ayrıca gelecek günlerde sırrını çözmeyi beklediğimiz şekilde libby ile de karşılaşmış ve adaya karaya vurduğunda kullandığı gemiyi libby ona hibe etmiştir.
biricik aşkı penelope widmore her yerde haldur huldur kendisini aramakta, bunun için oraya buraya adamlar dikmektedir. bana kalırsa adanın gizeminin çözümünde desmond ve penelopenin katkısı büyük olacaktır. bu yüzden dikkat edilmesi gereken bir lost karakteridir. şu an tek amacı sen bana fazla iyisin, daha iyilerini hak ediyorsun diye mal bir şekilde terk ettiği, yıllardır nasıl bir hata yaptığını fark ettiği için süründüğü penelope widmorea kavuşmaktır.
penelope widmore'un babasının hakaretlerinden sonra ben de olsam 3 yıl swan'dan çıkmazdım diye düşündüren lost karakteri. zaman zaman takındığı boşvermiş serseri tavırlarıyla gönüllerde taht kurmuş, sawyer babayla birlikte en sevilen karakter olmuştur.
-spoiler-
kendisi hatch patladıktan sonra çıplakken hurley ile karşılaşmış ve ondan kıyafet istemiş, hurley tereddüt edince nevaleyi gösterip "belki bu konuyu enine boyuna tartışmak istersin eh brada" gibisinden bir laf etmiştir. buradan da anlıyoruz ki; pipisi büyüktür bu adamın. zira hurley kaçmıştır.
-spoiler-
3-17de müthiş brother deyişinin nereden geldiği gözler önüne serilmiş karakter.eskiden manastırda rahipken herkese brother diye diye bu hale gelmiş bu kardeş.evet.ayrıca yine bu bölümde sevgilisi penny nin adaya düşme durumları dejavular falan da önemli bir yer tutmakta.
jack, sawyer falan hikaye, adadaki en karizmatik erkek desmond'dur.. insana "ilk görüşte aşka inanır mısınız? işte öyle bir şey" tarzı erol evgin şarkıları söyletir. bu arada john locke genç, saçlı haliyle erol evgin'e çok benziyordu, bi dakika ya..
düğmesi elinden gittikten sonra kafayı sıyıran karakter. hatta bir bölümde claire'in charli'ye nesi var diye sorması üzerine charli'nin galiba ona basacak bi düğme bulmamız lazım şeklinde bir cevabı olmuştur yarılmışımdır.
geçen gün rüyamda gördüğüm abimiz. çok garip bir rüyaydı. desmond istanbul'da, bir gecekonduda oturuyordu. beraber o pub senin bu meyhane benim şeklinde gezip geyik yaparken bu eve bir dönüyor bir bakıyor ki; belediye gecekonduya bulldozerlerle dalmış. bulldozerin içinden jin çıkıyor. suratımıza uzun uzun bakıp bize "maygul" diyor. o sırada uyandım ben tabi. her bölümü tekrar tekrar izleyince böyle sapıtıyorsunuz.
sean connery den sonra insanı iskoç aksanı hayranı yapabilecek bir karakter. losttaki favorilerimden. seviyoruz kendisini. hele ona has sözü yok mu. hastasıyım...