erasmus, ırk, ulus, sınıf ayrımı olmayan bir dünyada bütün insanlığı birleştirmek, buluşturmak istiyordu. gerçekte bu, dünya değil,
avrupa için söz konusu idi. ayrılıklar ortadan kalkınca, her türlü anlaşmazlık, kargaşa, savaş da sona erecekti. yeter ki sanat ve bilimle beslenmiş olan us, bu dünyanın temel ilkesi sayılsın. beklemesini bilen erasmus'un bu ilke uğruna verdiği savaşım ise, latinceden, yunancadan çeviriler yapmak, güzel yazın yapıtları (
deliliğe övgü gibi) yaratmak, artık
avrupa’nın her yanında yavaş yavaş yayılmaya başlayan hümanist anlayışı benimsemiş aydınlara mektuplar yazmak... gibi işlerdir. (bu sözlerimden, saydığım bu işleri küçümsediğim gibi bir anlam çıkarılmasın. kim istemez o başyapıtın yazarı olmak! ulusları insanlık anlayışı içinde birleştirmek, savaşlara son vermek her zaman için büyük ülküler değil midir? ona duyulan büyük hayranlık boşuna değildi, boşuna değildir.) o bilmektedir ki, hümanist uluslarüstü bir insandır, ruhunu, ahlakını sanat ve bilimle eğitir ve hiçbir anlaşmazlıkta, kargaşada, savaşta yan tutmaz. ('erasmus est homo pro se'). iki yanı, aklın yolunu kullanarak uzlaştırmaya çalışır. bir bakıma onun öğretisinden geçerek yetişmiş olan luther’i de suçlar, açıkça papayı da desteklemediği için, birkaç eski dost bir yana, yapayalnız kalır, evine kapanır, çevirilerini yapmayı, mektuplarını yazmayı sürdürür, sanki kulaklarını tıkamıştır dünyaya. çünkü insanlık daha onun istediği düzeye gelmemiştir, bu düzey ise
latince –
yunanca bilen, sanat ve bilim eğitiminden geçmiş üstün aydınların aristokrasisidir. böylece kalabalıklar küçümsenir ve birkaç aydınla başbaşa kalınır. burada insan sevgisinden söz etmenin artık yeri kalmamıştır; hatta insan yeteneklerinin geliştirilmesi işi (bu özgürlük sorunu) uzadığına ve uzayacağına göre, insan saygısından da. bireyci hümanizmin hazin sonucudur bu. papaya karşı gelişinde köylülere ayaklanma fırsatı vermiş olan luther, onun gözünde nefret edilecek bir insandır. fakat işin tuhaf yanı şudur ki, ta baştan beri erasmus'tan yan tutmasını isteyen luther de, "ben toplumda değil, dinde değişiklik yapmak istedim" diyerek, ayaklanan köylüler karşısında prensleri tutmuştur, köylüleri yatıştırmaya, iç savaşları durdurmaya yönelmiştir.