dersu'nun şehre gelmesi ve uyum sağlayamaması daha o zaman bile (1907) insan yaşamının ne kadar kutu içine hapsedildiğini gösterir. ayrıca dersu'nun şehirde durmak istememesi gene şehir gibi yapılaşmaların insan doğasına aykırılığını gösterir.
dersu naiftir, evin hanımının neden suya ve oduna para verdiğini anlayamaz, ona saçma gelir kızar. böyle temel şeyler tabiatın birer bahşidir ve insanlar bundan kar yapmaya çalışır. dersu avcıdır fakat gene de doğaya üstün saygılı bir avcıdır, iyidir. hiç tanımadığı insanlara erzak bırakarak yardım etmeye çalışır.
maymunsu elinde tuttuğu kemiği silah olarak kullanabileceğini fark eder ve kemiği gökyüzüne doğru fırlatır. döne döne göğe erişem kemik bir anda bir uzay istasyonuna dönüşüverir! kısacası arthur c clarke ve kubrick insanın alet yapmada ne kadar ilerleyebileceğini çok basit bir anlatımla gözler önüne seriverirler... insan artık kendi kısıtlı dünyasından sıyrılmış ve "kendi dünyası"nı inşa etmeye başlamıştır ancak bu sürecin bir de maliyeti vardır: yabancılaşma.
dersu'nun hikayesi bana işte bu yabancılaşmayı hatırlatıyor. insanoğlu kendi yaptığı aletlere o kadar bağımlı hale gelmişki son tahlilde onsuz edemiyor. modernleşmenin en önemli sloganlarından biri olan "doğaya boyun eğdirme" sonunda tam bir trajediye dönüşüyor ve insan kendi yarattığı şehirde kayboluveriyor. dersu, bu anlamda kaybolan hafızanın son temsilcilerinden biri.
bu arada dersu, goldi'dir. dolayısıyla hala şaman atalarının/atalarımızın kokusunu taşır üzerinde. rüzgarla konuşur, yağmurun konuşmasını dinler. dersu doğa ananın evladı olduğunu hiç unutmaz ve ona hep saygıyla yaklaşır.
sibirya kaplanlarını kafese kapatmak mümkün değilmiş zira bu ruhu bedeninden büyük yaratıklar ne zamanki hapsedildiklerini farkederler, o zaman üremeyi keserlermiş. dersu da işte bu kaplanlar gibidir, ne zaman ki şehrin duvarlarını fark eder ruhu orda acı çekmeye başlar ve dersu'nun tek kurtuluşu dağlara geri dönmektir.
uzun lafın kısası dersu, dede korkut'un torunudur.
ek: ben dersu'nun moğol olduğunu sanıyordum, aslında goldi imiş. choban arkadaşımız uyardı.
akira kurosawa'nın japon toprakları dışında ilk nefes alışıdır.
...bir film yönetmeninin somon balığına benzemesi hayli sorunlar yaratıyor. doğduğu ve yetiştiği nehrin suları kirlenince, yumurtalarını bırakmak için yukarılara doğru yüzemiyor, istediği filmleri yapamıyor ve hep şikayet ediyor. böyle bir somon balığı, çaresizlik içinde kalınca, yumurtalarını bırakmak için uzun bir yol kat edip, sovyet nehirlerine ulaşmıştı. 1975’te yönettiğim dersou uzala’nın ortaya çıkışı böyle olmuştur. bunun ille de kötü birşey olduğu iddasında değilim; fakat bir japon somonunun doğal olarak yumurtalarını bir japon nehrine bırakması gerekmez mi?, diye sorduğu/ sordurduğu filmi.