kubrik usta'nın muhteşem filmi
2001 a space odyssey'de çok ilginç bir sahne vardır
* * *.
maymunsu elinde tuttuğu kemiği silah olarak kullanabileceğini fark eder ve kemiği gökyüzüne doğru fırlatır. döne döne göğe erişem kemik bir anda bir uzay istasyonuna dönüşüverir! kısacası
arthur c clarke ve kubrick insanın alet yapmada ne kadar ilerleyebileceğini çok basit bir anlatımla gözler önüne seriverirler... insan artık kendi kısıtlı dünyasından sıyrılmış ve "kendi dünyası"nı inşa etmeye başlamıştır ancak bu sürecin bir de maliyeti vardır:
yabancılaşma.
dersu'nun hikayesi bana işte bu yabancılaşmayı hatırlatıyor. insanoğlu kendi yaptığı aletlere o kadar bağımlı hale gelmişki son tahlilde onsuz edemiyor. modernleşmenin en önemli sloganlarından biri olan "doğaya boyun eğdirme" sonunda tam bir trajediye dönüşüyor ve insan kendi yarattığı şehirde kayboluveriyor. dersu, bu anlamda kaybolan hafızanın son temsilcilerinden biri.
bu arada dersu, goldi'dir. dolayısıyla hala şaman atalarının/atalarımızın kokusunu taşır üzerinde. rüzgarla konuşur, yağmurun konuşmasını dinler. dersu doğa ananın evladı olduğunu hiç unutmaz ve ona hep saygıyla yaklaşır.
sibirya kaplanlarını kafese kapatmak mümkün değilmiş zira bu ruhu bedeninden büyük yaratıklar ne zamanki hapsedildiklerini farkederler, o zaman üremeyi keserlermiş. dersu da işte bu kaplanlar gibidir, ne zaman ki şehrin duvarlarını fark eder ruhu orda acı çekmeye başlar ve dersu'nun tek kurtuluşu dağlara geri dönmektir.
uzun lafın kısası dersu,
dede korkut'un torunudur.
ek: ben dersu'nun moğol olduğunu sanıyordum, aslında goldi imiş.
choban arkadaşımız uyardı.