servis kaçırılmış, anneye bıraktırılmış, yolun yarısında anneyle kavga edilmiş (bkz:
ergenlik çağları) ve arabadan trip yapıp inilmiştir. dağ başındaki okula az bir mesafe kaldığı için yürünür, yürünür, yürünür. otobandan tadında bir yoldan karşıya geçilmesi gerekmektedir; bir türk için hiç sorun değildir, kosturarak geliş şeridi geçilir. işte asıl sorun da burada ortaya çıkar : otobanımsının ortasında bariyerler vardır ve bir mühendislik harikası olarak eşit zahmetle üzerinden atlanılabilir ve altından geçilebilir bir boydadır. atlarken açılacak lise eteğiyle otobandakilerin liseli fantezilerini süslemek ile sürüngenlerin hislerini paylaşmak arasında bir seçim yapmak gerektiği anlaşılmıştır. sürüngen olmak yeğlenir, geçilir, sınıfa girilir, nefes nefese:
- hocam kusura bakmayın geç kaldım
- tamam ,geç otur yerine (insancıl ,şevkatli, anlayışlı matematikçinin dersidir şükür ki)
tam oturulacakken bir çığlık duyulur:
- ciyaaaaaaakkk
- nooldu hocam?
- o sırtının hali ne?
- ????? (sırta bakılır, bariyerin altının tozu kiri gömlekle güzelce alınmıştır)
- eheh eheh şeyyyyy (açıklanacak daha normal birşey bulmaya çalışılır)
- neyse geç otur hadi (hoca baya bir anlayışlıdır)
tenefüste yanıma gelir, ne olduğunu sorar, anlatınca birlikte koparız. ah be özledim hocam yaaa...